22 Ağustos 2019 Perşembe •

Başörtüsü Zulmü

09.02.2019
Talip Özçelik

Başörtüsü Zulmü - Talip ÖZÇELİK

Başörtüsü Zulmü!

Bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” ayet.       

Bosna Savaşı döneminde merhum Aliya İzzetbegoviç ile ilgili bir olay anlatılır. ..

Aileleri katledilmiş, evleri yıkılmış, kadınları tecavüze uğramış, insanları işkence görmüş  Boşnak askerler, maruz kaldıkları zulmü aynısıyla Sırp-çetnik  askerlere yapmak istiyorlar. Merhum Aliya kendisine “bilge” denilmesine hak verdiren şu cevabı verir; ” bizim öğretmenimiz onlar değil”. 

Bu cevap basit-sıradan bir cevap değildir.

İlkeleri; hayatına, nefsine, iliklerine kadar işlemiş-sinmiş bir bilgenin cevabıdır.

Çünkü intikam hissi ve öfke her insanın kolayca dizginleyebileceği duygular değildir.

Hele hele bir savaş ortamında...

Her türlü acı ve yoksunluğun, kötülüğün, ölümün, nefretin kol gezdiği bir ortamda  kolay değildir kin ve intikam  duygularının  bastırılarak ilahiyi buyruğa uygun davranabilmek...

Benzer bir cevabı aynı ortamda yani savaş ortamında merhum Ömer Muhtar'ın askerlerine verdiğini görüyoruz.

Gerek Aliya'nın gerekse Ömer Muhtar'ın öğretmeni ve önderi olan peygamberimiz (s.a.v)'den de Mekke’nin fethedildiği gün aynı davranışı görmekteyiz.

Kendisine ve Müslümanlara her türlü zulmü reva gören Mekke eşrafına erdemlerin en büyüğünü gösteriyor:  Güç sahibi olduğu halde intikam almamak ve onları affetmek.

1990 lı  yıllarda Türkiye'de Müslümanlara pek çok zulmün yanı sıra başörtüsü zülmü de yaygın olarak uygulandı. Onca zulme rağmen o dönemde bir Müslüman hanımın gözaltı, tutukluluk dönemi ya da nezarette herhangi bir gerekçeyle başının açıldığına ne şahit oldum ne de böyle bir olay duydum.

Ancak geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanını açıklamasıyla bu uygulamanın yapıldığını basından öğrendik.

Bu uygulamayı yapanların, bu emri verenlerin öğretmenleri kim bilmiyoruz.

Daha önceki dönemlerde böyle bir zulme kendi yakınları maruz kaldığı için intikam saikiyle mi yapıyorlar onu da bilmiyoruz.

Ancak şunu biliyoruz ki güvenlik veya başka bir gerekçeyle böyle bir uygulamanın yapılması zulümdür, haksızlıktır. 

Bu zulme uğrayanların PKK'lı ya da Fetullahçı örgüt mensubu olmaları, 15 Temmuz darbesinin taraftarı olmaları, hatta Fetö mensubu olmaları neticeyi değiştirmez.

Harpte bile olsanız size silah çekenlere  borcunuz sadece adalet olur, zulüm değil.

Cemaatin sohbetlerine katıldığı için veya kocası fetöcü diye hiçbir Müslüman hanıma veya Müslüman olmayana bu zulüm reva görülemez.

Bu konuda İslami vakıf ve derneklerin, Müslümanların sessizliği anlaşılır gibi değil.(*)

Müslümanların içinden çıkmış bir parti olduğu için tarafgirlik (yani asabiyet) sebebiyle mi, yoksa hükümete yakın olmanın sağladığı maddi veya başka avantajlar sebebiyle mi bilemiyoruz.

Bu sessizlik neden?

Son birkaç yıldır pek çok İslami vakıf, dernek, cemaat ve grubun İslami vasfını yitirdiğini düşünüyorum. Bunların artık muhafazakar-mutaassıp sıfatıyla kendilerini tanımlaması gerekir.

Bunlar artık sivil toplum kuruluşu (STK)değil, “sivil devlet kuruluşlarıdır”(SDK).

STK  uluslararası bir tanımdır ama sivil devlet kuruluşları da bizim topluma has yeni bir tanımlama olmuştur.

Dün Kemalistlerin yaptığı başörtüsü zulmünü  dillendirip gösteri yapanlar, karşı çıkanlar, bugün muhafazakar demokratların yaptığı başörtüsü zulmüne niçin sessizler?

Bir atasözünde belirtilen durum mu yoksa?

Hani ağaç demiş ya baltaya;"ne diyeyim sapı benden." Bu sessizlik böyle bir taassuptan dolayı mı?

Tam da burada Rachel Corrie’nin  şu sözünü hatırlıyoruz; "zulüm bizdense ben bizden değilim."

Tabii ki burada fetö’cülere de  bir çift sözümüz var; Müslümanlar başörtüsü zulmüne maruz kalırken sessiz kaldınız, Müslüman hanımların aleyhinde oldunuz. Yapılan gösterileri sabote ettiniz. “Başörtüsü teferruattır” diyerek zulmedenlerin yanında oldunuz.

Hatta Hocaefendi'niz "gösteri yapanlar içinde kadın kılığında çarşaflı erkek polisler var" diye iftira attı.

Cemaatinize mensup hanımlara "başlarını açıp" okullara gitme talimatı verdi. Sizin başörtüsü diye bir derdiniz dün olmadı bugün mü var? 

Maslahat ve cemaat çıkarları adına her türlü İslami ilkeyi feda ettiniz. Evet bunların hepsini cemaat yaptı.

Tüm bunları hatırlayınca "şimdi size zulmedilip gözaltında başörtünüz açılınca niye feryat ediyorsunuz, 28 Şubat günlerinde neredeydiniz, dün başörtülüler için ne yaptınız ki şimdi başörtülerden ne bekliyorsunuz" diyesi geliyor insanın ama dilimiz varmıyor.

Zira "kim olursa olsun zalime karşı olmak, kim olursa olsun mazlumdan yana olmak " İslami-insani kimliğimizin bir gereğidir.

Bizler düşmanımıza bile adalet borçluyuz. Kaldı ki emniyette gözaltında olduğu dönemde başörtüleri alınanlar bizim düşmanımız değil, dinde kardeşimizdir.

Sayın İçişleri Bakanını ve yetkilileri bu zulmü durdurmaya çağırıyoruz.

Unutmayın ki mülkün de devletin de temeli adalettir.

Zulüm ile âbâd olunmaz...

(*) (Not: Sadece bir iki STK, içişleri bakanını eleştiren bir basın açıklaması ile tepki verdi. Ancak bu basın açıklamaları çok cılız ve yetersiz)

Yorum Ekle
Yorumlar
istanbuloglu

12.02.2019

Ustadim; Biz Allah Azze ve Celle yi Rabi; Kurani Kitab; Efendimizi Peygsmber kabul eden her insan bizim dinde kardesimuzdir.Fetocu olarak nitelediğimiz insanlar; sonucta musluman insanlar. Allahu teala hz. lerinin kulluga, Efendimizin Ümmetlige ksbul buyurduğu bir insani,bizim dıslmaya hakkimiz varmi; Efendimiz olsa dişlarmiydi; yoksa uygun bir uslupla nasihat mi ederdiRabbimiz; " bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe suruklemesin" demiyormu.Simdi; bubyapilanlar bizim kitabimizin, ve Efendimizin Sünnetinin neresine sigar.Aliya ne guzel demis:" düşmanlarimiz bizim ögretmenlerimiz değil" Peki 28 subatta o kardeslerimiz yanliş bir tavir sergiledilerse; bizde bu gun yanliş tavir sergeliyince onlardan ne farkimiz kalir. Bizimde ögretmenlerimiz fetocu olarak niteledigimiz kardeslerimiz olmazmi?. Rabbimiz :" ancak muminler kardestir" buyurmskta iken; biz bugun bir kisim muminleri dusman olarak niteleyerek; adeta cadi avina cikarak; Rabbimizin Rizasinimi kazanacagimizimi zannediyoruz.Rabbimiz ancak muminlerin kardes olacagini bize bildirmisken; bizler ; ayni siyasi gorustekilerin birlik ve dayanisma icerisinde olmasina davetiye cikarmakla; Rabbimizin emrini( muminlerin kardeş olma prensibini) degisyirmis olmuyormuyuz.Bu ilkeye uymayan, bu ilkeyi ciyneyen butun grup ve kisiler aslinda birer din tahripcisi degilmi;Bu insanlar bir tarafdan Allahin dinini tahrib ederken; diger tarafdanda; Allahdan yardimmi taleb edecekler.Allsh asla zalimlere yardim etmez.Biz Hakkin bekcileri, Hakkin mudafileri olursak;Allah in yardimi bize erisir.Emevi ve Abbasi iktidarlarinin yaptiklarini bizde tekrarliyorsak; Muu' minlerde bu yapilan haksizliklar karşisinda gikini cikarmiyorsa; kusura bakmayin amma; onlarin iman iddialari; imani en zayif mu'minin imanindan daha asagidadir.Egermumin taifeside zulmetmege veya zulme alet olmaya, veya kullanilmaya başlamis ise; bende diyorumki;" Zulum bizden ise; ben bizden degilim" Cunku ben : " Bu gun dahi olsa , Hılf-ul fudul cemiyetine yine girerdim" buyuran Kainatin Efendisinin takibcisi ve Ümmetiyim.Başkalari beni ne enterese eder, ne de baglar....
Dürümiye / Lezzete Davetiye