16 Eylül 2019 Pazartesi •

SAHNE IŞIĞI ETKİSİ

17.08.2019
Ayten DURMUŞ

SAHNE IŞIĞI ETKİSİ / Ayten DURMUŞ

İnsanın bireysel evreni de tıpkı büyük evren gibi yıldızlara, gezegenlere, galaksilere sahiptir. İnsan denilen evreninin de dünyası, ülkeleri, başkentleri, şehirleri, köyleri, yolları, ırmakları, rüzgârları, meltemleri, dağları, vadileri, bataklıkları, kurguları ve gerçekleri vardır. İnsanlar da bunlara benzer hayatlar yaşarlar bu dünyada. Bu evrende de iyiler ve kötüler, kahramanlar ve korkaklar vardır. Belki de bu yüzden

‘Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.’ demiştir Galip Dede (1757-1799)

Şu gökyüzü altında söylenmemiş söz, yaşanmamış olay, çekilmemiş acı yoktur. Bugün itibariyle bu durumu farklı kılabilecek tek şey, kişinin mevcut durumu karşısında gösterdiği davranış, geliştirdiği tavırlardır. İnsanı başkalarından farklı ve kendisi kılan tek şey de zaten budur. Yani eylemleri, karşı eylemleri, eylemsizliği, tavır ve davranışları, yaşanan süreçte yüreğine ve gönlüne hâkim kıldığı ne varsa… Mümkün olsa da insan bunları bir başkası gibi seyredebilse kendisini tanımış olurdu.

İnsanın ‘Ben kimim?’ sorusuna verdiği cevap gerçekte ne kadar kendi tercihleri ile oluşmuştur? Bu sorusunun cevabını kendisi mi belirlemektedir yoksa beklentilere uygun bir kişi haline gelerek mi kendisini tanımlanır kılmaktadır?

İnsanın seçenekler karşısındaki her durumu, aynı noktada durarak batıya, doğuya, kuzeye, güneye dönen kişilerin durumuna benzer. Aynı noktada durmaları, aynı şeyleri görmelerini ve aynı yöne ilerlemelerini mümkün kılmaz.

İnsanın bir durumunu bu anlamda ele almaya çalışalım:

Bazı kişiler kendilerine ciddi anlamda odaklanırlar. Bu durum, sınırları belli bir hakikat olduğunda insanın kendisini olgunlaştırması için faydalıdır. Bizatihi bir değer ve anlamı olduğunu düşünen ve buna inananlar, fiziksel ve ruhsal varlıklarını başkalarına tasdik ettirme gereği duymazlar çünkü bu tasdiki kendileri yapmışlardır. Tabii ki bu tasdik zaman üstü değerlere yaslanan bir tasdiktir.

Ancak insanın kendisine odaklanması aşırılaştığı ve sınırları aştığı anda durum tersine döner ve başkalarının görüşleri kişinin hayatını yönlendirebilecek hale gelir.  Başkaları için önemli ve fark edilir olmak isteyenin bu isteği, onun kendi dışındaki herkesi kendi adına öncelediğinin ve önemsediğinin de bir göstergesidir. Bu durumdaki kişinin, kendi evreninde tıpkı dünya gibi kendisinin çevresinde dönerek yaşadığı düşünülür. Fakat bu evrenin merkezi insanın kendisi gibi görünüyorsa da gerçek bu değildir. Çünkü gerçekte o evrenin merkezi, kişinin kendisi hakkındaki görüşlerini önemsediği başkalarıdır. Bu durumda, görülmek istenen ve göreni birbiriyle ‘Gören mi önemli görülen mi?’ diye kıyasladığımızda, önemli olanın gören olduğu, görülenin ancak görüldüğü takdirde bir anlama sahip olacağı yoksa kendisini anlamsız bulacağı ortaya çıkar. Bu durum kişinin kendi varlık âleminde özne mi nesne mi olduğunu ortaya çıkarır. Yine bu durum varlık hiyerarşisi içerisinde kendisini nereye konumlandırdığını da gösterir.

Başkalarının tüm görüşlerini önceleyen bu durumdaki kişinin kendisini, sürekli gözlem altında hissetmesine, sürekli herkesin kendisine baktığını, değerlendirdiğini, yargıladığını düşünmesine ‘sahne ışığı etkisi’ denir. SAHNE IŞIĞI ETKİSİ, esasında her zaman ve yerde popüler olmak, fark edilmek, önemli olmak isteğindeki kişinin duygularının farklı bir biçimde dışa vurumudur. Bu etki altındaki kişiler, genelde karşılaştıkları her durumda, her şeyi aşırı duygusal ve kişisel algılamaya meyyaldirler. Çünkü bu durumdaki kişi, gerçeği, olması gerektiğinden kat kat fazla ve büyük algılayabilir. Bu sebeple kimsenin umursamadığı basit şeyler için dahi kafasında kurgu zinciri oluşturup gününü, haftasını, ayını hatta yıllarını üzüntü ve gerilim içinde geçirebilir.

Bu durumdaki kişinin en belirgin özelliği kendisiyle ilgili yaptığı değerlendirmelerdir.  Yaşadığı her şeyi binlerce insan daha önce yaşamışken ve şu anda da yaşamaktayken kendisine ait her durumu ‘En…’ olarak yorumlayan ve başkalarının değerlendirme ve yorumlamalarına ‘Herkes…’ diyerek başlayan kişi işte bu kapana kısılmıştır. ‘En güzel elbise benimkiydi.’ ‘En başarılı öğrenci bendim.’, ‘Düşülebilecek en kötü duruma düştüm, herkes bana güldü.’, ‘Tüm gözler üzerimdeydi.’, ‘Herkes bana baktı.’, ‘Herkes beni gördü.’, ‘Herkes benim hakkımda konuşuyor.’, ‘Herkesin işi gücü benim.’ …

Esasında yok öyle bir şey, herkesin uğraşacak o kadar çok işi gücü var ki…

Bu durumdaki kişi her şeye doğal olarak kendi bulunduğu yerden ve açıdan baktığı için kendi konumuna göre her şeyi sanal olarak büyütmektedir. Kendi evrenindeki varsayımlarından hareketle her şeyi bu şekilde değerlendirmekten vaz geçtiği anda ‘En…’lerin ve ‘Herkes…’lerin öyle olmadığını fark edecektir. Esasında o kişi de çoğu kere kendisinin ifade ettiği kadar herkesin umurunda olmadığının içten içe farkındadır. İlk anda bu durum, önemsenmeme olarak algılanabilir ama yanlışlar ve eksiklikler açısından bakıldığında rahatlatıcı olacaktır. Bu gerçeği fark etmek, başlangıçta biraz üzüntü ve korku verse bile insanın ruh sağlığı bakımından ve yaşayabileceği duygusal çalkantılardan korunabilmesi için iyi bir durumdur. İnsanın öğrendiği/fark ettiği gerçek, başkaları tarafından bakışlar üzerinde olarak çok da ayrıntılı izlenmediği, sert eleştiriler için kimsenin kendisini beklemediği, yanlışlarının ise herkes tarafından yapılabilir şeyler olduğudur.

Sahne ışığı etkisiyle yaşayan kişi, bir gün fark ederse ‘çevresinde seyirci olarak kimse yok, ışıklar sönmüş, bulunduğunu sandığı sahnedeki sözlerini unutmuş ve ona hiçbir rol verilmemiş’. Ne olacak? Hayatının pamuk ipliğinden anlamını da böylece kaybedenlerin yaşamak için hiçbir sebebi kaymayacaktır. Nihilizm. Saçmalık. Yoğun bir değersizlik hissi…

Yönünü yanlış tarafa dönen, görmesi gerekeni nasıl görebilir ki ona sırtını dönmüş. Duymamak için kararlı olana işittirmek nasıl mümkün olabilir ki kendi elleriyle kulağını tıkamış. Ne duymamaya kararlı olana işittirmek mümkündür ne de görmemeye kararlı olana gösterebilmek. İşte bu sebeple bir gerçeği göstermek ve işittirmek konusunda da kimsenin kimseye karşı sınırsız sorumluluğu yoktur. ‘Gerçek şu ki, sen ölülere işittiremezsin, sırt çevirip uzaklaşan sağırlara da işittiremezsin bu çağrıyı’(27/Neml:80), ‘Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; zira akıllarını kullanmazlar.’ (2/Bakara: 171)

Peki, bu durumu bilmek bize ne kazandırır?

İnsanın kendi özgün şahsiyetini oluşturabilmesi için kendisini ‘sahne ışığı etkisi’nden kurtarması gerekir. İnsan elbette toplumsal hayatı olan bir varlıktır ancak kendisini başka insanların değerlendirmelerine sınırsız bir şekilde teslim ettiğinde kendisini kaybeder ve bulamaz. Bulabilmesi için doğru yerde, doğru yöntemle, ne kaybettiğini bilerek araması gerekir. Yoksa herkes bilir Nasreddin Hoca’mızın şu fıkrasını:

Hoca bir gün samanlıkta eşeğinin semerini tamir ederken elindeki iğneyi düşürür. Hoca iğneyi düşürdüğü yerde değil, dışarıda evinin bahçesinde aramaya başlar. Onu merakla bir şeyi ararken gören komşuları yardım etmek ister, Hoca’ya ne aradığını sorarlar: ‘İğnemi arıyorum.’ der. Komşular da aramaya başlar ancak iğneyi bulamazlar. Komşulardan biri: ‘Hocam iğneyi tam olarak nerede düşürdün?’ diye sorunca Hoca: ‘Samanlıkta’ der. Komşuları hep bir ağızdan kızgınlıkla: ‘Samanlıkta kaybettiğin iğneyi bize ne diye dışarıda aratırsın be Hoca?’ diye çıkışırlar. Hoca cevap verir: “E içerisi çok karanlık, iğneyi nasıl bulabilirim ki?’

Giyim-kuşamdan ev döşemesine, yemek adabından iletişim yöntemlerine kadar her alanda hâkimiyetini hissettiren ‘sahne ışığı etkisi’, günümüz insanın en şiddetli karanlıklarından birisidir. Çünkü o dünyada yapılan her şey, başkaları görsün, hakkında iyi konuşulsun diyedir. Varsayılan ışık da yine başka gözlere sunulanı gösterme gayesine yöneliktir. Tüm sunulanlar da sanal bir dünyanın sanal aydınlığında kendi gerçeğinden tamamen soyutlanarak sunulan durumlardır.

Oysa hiçbir sanal aydınlık, insana, yaşadığı hayat için gerek duyduklarını, aradıklarını ve kaybettiklerini bulduramaz. Dahası ve en önemlisi ise insan, bu sanal aydınlığı ışık zannetmekten vazgeçip kendi gerçek karanlığından çıkmaya çalışmadıkça özgürlüğe ulaşamaz ve bir şahsiyet sahibi de olamaz. Vesselam…

Yorum Ekle
Yorumlar
Kıymet DOĞAN

17.08.2019

Hocam bu güzel düşünceleri kaleme alıp bizi aydınlattığınız yeni pencereler açtınız için çook tsk kaleminize ve yüreğinize sağlık.
Dürümiye / Lezzete Davetiye