19 Temmuz 2019 Cuma •

İSLAMİ VAROLUŞUN PARÇALANMASI

29.06.2019
Atasoy MÜFTÜOĞLU

İSLAMİ VAROLUŞUN PARÇALANMASI / Atasoy MÜFTÜOĞLU

İslam dünyası toplumları/kültürleri, modern, ideolojik, entelektüel bilgi ve iktidar yapılarının vesayeti, kontrolü ve baskısı altında bulundukları, bu vesayet ve kontrolden bağımsızlaşmayı başaramadıkları için, modernitenin sistematik bir şekilde şiddet ürettiğini, endüstriyalizmin de, sistematik bir şekilde militarizm ürettiğini farkedemiyor. Avrupa- Amerika uygarlığı, modern dünya sistemi; Batı dışı toplumlara, özellikle de İslam dünyası toplumlarına şiddeti barbarlığı açıkça bir norm olarak dayatıyor, dayatabiliyor.

Müslümanlar olarak, gerçek hayat, gerçek dünya ve gerçek tarih ile, inanç ve düşünce dünyamız arasında çok ciddi çelişkiler, çatışmalar, karşıtlıklar yaşıyoruz. Bu durum İslami varoluşun bütünüyle parçalanmasına, İslami aklın ve zihnin parçalanmasına neden oluyor. Yaşadığımız bu parçalanmalar sebebiyle, gördüğümüz, içerisinde yaşadığımız dünyanın bilincine varamıyor, parçalı ve yüzeysel yorumlarla hayatlarımızı sürdürmeye çalışıyoruz.

     Modern- entelektüel- ideolojik vesayet ve sömürgecilik altında bulunan toplumlar, yalnızca ideolojik ve ırkçı gerekçelerle, toplumlarımıza dayatılan entelektüel- siyasal – kültürel şiddetle hesaplaşamıyor. İslami anlamda sahip olduğumuz özgürlüklerin sınırlarını, ideolojik-entelektüel- sömürgeci irade belirliyor. Günümüzde, bütünüyle ideolojik ve ırkçı gerekçelerle İslam ülkelerine- toplumlarına-halklarına dayatılan ambargoların, toplumlarımızda kitle imha silahları ölçeğinde derin- büyük-onulmaz tahribatlara yol açtığını gereği gibi göremiyor, hatırlamıyor ve tartışmıyoruz.

Hangi bağlamda olursa olsun, hangi amaca yönelik olursa olsun, propaganda ve manipülasyona maruz kalmak, her tür farkındalığı yok ediyor. Gerçek anlamda İslami farkındalığa sahip olabilmek için, toplumsal bilincin ve varoluşun yenilenmesi ve tamamlanması gerekiyor. İslami bağımsızlığa, entelektüel bağımsızlığa sahip olmadığımız için, savaşlar, sömürgecilikler ve emperyalizmler yoluyla toplumlarımıza empoze edilen ‘’demokrasi’’nin ne anlama geldiği konusunda eleştirel sorgulamalar yapamıyoruz.

İdeolojik- seküler-entelektüel sömürgeciliğe maruz kaldığımız için, İslamın özgür olmadığı bir dünyada/ toplumda, Müslümanların bireysel dindarlık alanı dışında, hiçbir alanda özgür olmadıklarını, bu durumun ne anlama geldiğini bilmek/anlamak/konuşmak istemiyoruz. İslami konuları/yapıları/geçmişi hakikati araştırma konusu yapmakla, onları hayata geçirmenin birbirinden çok farklı şeyler olduğunu hatırlamak gerekir. Toplumlarımız, tarihsel zamanların geri gelebileceğine ilişkin güçlü bir nostalji duygusuna sahip olarak geçmişte yaşamaya devam ettikleri için, bugünün tarihsel sorunları, hayati sorunları ve gerçek sorunları etrafında kuşatıcı, derinlikli, çözümleyici analitik bir   bilinç  inşa edemiyor.

Hamaset üreten taşralılık, gerçek dünya karşısında nasıl bir tavır alınması gerektiğini bilmiyor. Hamaset-nostalji ve milliyetçilikler yoluyla, felsefi/entelektüel/ ideolojik sömürgeciliğe, meydan okumalara cevap verilemediğini, bu nedenle de, İslami anlamda entelektüel bağımsızlık mücadelesinin gündemimizden çıktığını ya da çıkarıldığını görmek gerekiyor. Küresel- siyasal – entelektüel akımlar karşısında, söylemesel bir propoganda stratejisi olarak hayata geçirilen yerli- milli retoriği, hiçbir şekilde bir hayatiyet imkanına sahip değil.

     İslam dünyası toplumlarında, çoğu zaman hikmet-i hükümet adına, İslam’ın yerine mezhepçilikler ve milliyetçilikler geçiriliyor, mezhepçilikler ve milliyetçilikler araçlaştırılıyor. Her milliyetçilik ve milli bütünlük duygusu, özellikle genç kuşakları evrensel insanlık bilincine, kuşatıcı entelektüel üretkenliğe yabancılaştırıyor. Milliyetçilikler ufuksuzlukları derinleştiriyor. Hangi milliyetçilik olursa olsun milliyetçi tarih yaklaşımları ve disiplinleri ancak, mitolojiler yoluyla savunulabiliyor. Kendilerini İslam’a ve ümmete nisbet eden Müslümanların, etnik kimlik kaygıları olamaz. Milliyetçiliklere meşruiyet kazandırıldığı takdirde ortak insanlık değerlerinden, hasletlerinden, niteliklerinden söz etmek imkansız hale gelir.

     İslam dünyası toplumları, toplumlarımız, İslami varoluş ve bilincine yabancılaştıkları için, İslami varoluş ve bilinci ancak kimi küçük parçalarda temsil edebiliyor. Küçük parçalar İslami bütünlüğe özgü ahlaki sorumlulukları kuşatmadığı için, günümüzde herkes, herşeyden önce hesapçı rasyonelliği öğreniyor. Ahlakın ticarileştiği bir toplumda, ahlaki öfke’ ye, ahlaki bilinç ve sorumluluğa sahip olmadığımız için ağır toplumsal gerilimleri, toplumsal çöküşün ciddiyetini fark edemiyoruz. Sınırsız düşüncesizlik, taklit ve teslimiyetçilik üreten batıni-mistik akımlar kurumsallaşıyor, toplumsallaşıyor. Sınırsız düşüncesizlikler kurumsallaştığı için, dijital terör ve dijital kötülüklerle gereği gibi mücadele edilemiyor. Maddi- niceliksel- sayısal başarılar uğruna, onur ve ahlakı hiçe sayan bir zihniyet etkisini sürdürüyor. Özel- kişisel – içrek ve gizli tecrübe temelinde algılanabilecek, bir dinî yaklaşım normalleşiyor, sıradanlaşıyor ve meşrulaşıyor. İnançlarımız, düşüncelerimiz, tercihlerimiz, davranışlarımız, tavrımız ve duruşumuz arasındaki bütünlük, denge ve uyum bozuluyor. Partizanlıklar, tekyanlılıklar, önyargılar, tarafgirlikler, ahlaki muhakeme yetimizi ve adalet duygularımızı dumura uğratıyor. Tarafgirlikler bütün nesnellik ölçütlerini geçersiz kılıyor. Güçlü olan herkes, kendi çıkarları doğrultusunda bir gerçeklik oluşturabilmek için çaba harcıyor.

     Herhangi bir toplumun, kendi toplumlarımızın duygusal popülizmler temelinde çıkarcı- pragmatik bir siyasal konjonktüre hapsedilmesi, hapsedilebilmesi, ilgili toplumların kültürel- entelektüel bir çölleşmeye uğradığını gösterir. Günümüzde karşı karşıya bulunduğumuz  bu çölleşme sebebiyle, toplumsal çürümeye, yabancılaşma, kültürsüzleşme ve yozlaşmaya itiraz edemediğimiz gibi, emperyal gündeme müdahale edebilecek etkiler de üretemiyoruz. İslami  varoluşumuzun, İslami aklın-zihnin parçalanması sebebiyle, ulus-devlet pragmatizmleri ve milliyetçilikler sebebiyle,  İslamî anlamda bütünlüklü bir dünya görüşü vizyonu / misyonu oluşturamıyoruz. Bütünlüklü bir dünya görüşü ahlâkı-bilinci ve sorumluluğunu temsil ve tecrübe edemediğimiz için de, İslam toplumlarını doğrudan ilgilendiren yapısal sorunları, hayati ve varoluşsal sorunları tartışmak istemiyoruz, tartışmaya cesaret edemiyoruz.

Yorum Ekle
Yorumlar
veysel menekşe..

29.06.2019

tartışıyoruz hatta birbirimizi yiyoruz..kim diyor tartışmıyoruz etmiyoruz diye..? Yazı tamamen suçlayıcı bir üslub içinde ve kendini kenara çekerek yapılmış irrasyonel, irreel cümlelerden ibaret haksız isabetsiz ithamlarla dolu.. ve bu ithamlar'ın muhatabı öznesi belli değil..Hayaletlere konuştuğunun farkında değilse sayın Müftüoğluna hatırlatmak isterim..itham ettiğiniz durumları temsil eden yapıları ve kişileri açıkça beyan etmediğiniz sürece sözleriniz havada kalacak ve ciddiye alınmayacaktır..yazmak kolay.. nasıllığa dair pratikler göstermeniz veya önermeniz gerekir..Halkla iletişim ve ilişki sorunu yaşayan entellektüellerin tenkidleri de isabetsiz oluyor ve parlak sözlerle süslü cümleler artık bu saatten sonra bu isabetsiz sözleri gizlemeye güç yetiremiyor.. Halk yani müslüman kitle güçleri yettiğince şu veya bu şekilde modern durum ve onun vesayetine tepki veriyor..tepki vermiyor diye suçlamak insafsızlıktır.KENDİ MÜKEMMEL AMAÇLARINIZLA UYUŞMUYOR DİYE, HALKIN MÜSLÜMANLIĞINI YETERSİZ GÖRMEK VE BU MİNVALDE TAHRİK EDİCİ SUÇLAMALARDA BULUNMAK HİÇ DOĞRU BİR TUTUM değil.Ama Atasoy Müftüoğlu ,zaten bunu yapıyordu hep..kendisini yıllardır takib ederim ..artık okuyasım gelmiyor..çünki bir umut vermiyor..pesimist , karamsar, ve biteviye itham edici bu üslubu terketmediği sürece de okuyasım gelmeyecek gibi.. selam ederim..Pes.!
Dürümiye / Lezzete Davetiye