19 Ekim 2019 Cumartesi •

İdeolojik Entelektüel Tiranlıklar

30.07.2019
Atasoy MÜFTÜOĞLU

İdeolojik Entelektüel Tiranlıklar  / Atasoy MÜFTÜOĞLU

Modern- seküler ulus- devletlerin tarihe girişiyle birlikte, bütün toplumlar din’ i olandan, din’ i alandan bağımsız yasalaştırıldılar. İlahi ilkelere, değerlere, dünya görüşüne ve  yasalara dayalı iktidar- düzen – sistemin yerini, bireyler tarafından belirlenen yasalar- ilkeler aldı. Seküler meşrulaştırma ve haklılaştırma, din’ i meşruiyeti ve otoriteyi değersizleştirdi. Ulus- devletlerle birlikte, kendi kendini yönetme iradesi, sivil toplumla birlikte kendi kendini icat etme üretme iradesi hayata geçirildi. Din’ in referans kaynağı, çerçevesi olmaktan çıkarılmasıyla birlikte, ideolojiler referans kaynağı haline getirildi.

İçerisinde yaşadığımız tarihsel dönemde de, sık sık görüldüğü üzere, ideolojik haklılaştırma, bir biçimde mutlaklaştırılabiliyor. Bugün, Müslümanlar olarak, ideolojik mutlakıyetçilikler, ideolojik tiranlıklarla ilgili islami cevaplar- tepkiler- sorgulamalar ve muhalefet üretemiyoruz. Hiyerarşik bağımlılıkların, karizmatik dini ya da politik liderlerin yaklaşımlarının belirleyici olduğu toplumlarda, okuma- yazma- düşünme- tartışma- sorgulama- kamusal müzakere- kolektif müzakere kolektif analiz sorumluluğu bütünüyle terkedildiği , ortadan kaldırıldığı için, bu tür toplumlarda bireylerin- toplulukların varoluşları ve hayatları, kendilerine kayıtsız şartsız itaat edilmesi dayatılan liderleri dinlemek ve onlara sadakatle sınırlandırılmıştır. Bu tür toplumlarda, içerisinde yaşadığımız  toplumda da, eleştiri yapmak, önerilerde bulunmak gibi çok temel ve hayati yükümlülüklere hayat hakkı tanınmadığı için, düşünsel- ruhsal-zihinsel atalet- meskenet büyük ölçüde toplumsallaştırılmış, kitleselleştirilmiştir. Hiyerarşik bağımlılıklar, aptallaştırıcı bağımlılıklara dönüşmüştür.

İslam toplumlarında bilinçsizliğin doğal sonucu olarak, içine kapatıldığımız statüko, ancak, romantizm üretebiliyor. Gerçek dünyanın- gerçek tarihin farkında ve bilincinde olan Müslümanlar için, romantizmlerin ancak bir aymazlık ve yanılsama olabileceği, konfor alanlarına, statüko dünyasına kapatılan, hapsedilen toplumların hiçbir şekilde umut’ a istihkakları olmadığı, olmayacağı her nasılsa hiçbir şekilde hatırlanmıyor, konuşulmuyor. Toplumlarımız biçimsel yüzeysel – geçici – güncel çözümler üzerinde yoğunlaştığı için, yapısal- hayati- varoluşsal sorunlar- çözümler unutturuluyor. Günümüzde tüm temel İslami sorumluluklar askıya alınmış, İslamın hayati- varoluşsal boyutları bilinç dünyasının sınırları dışına sürgün edilmiştir. Günümüzde İslami bağlamda İslami amaçlarla araçlar arasında büyük uçurumlar oluşturulmuştur. İdeolojik ya da muhafazakar anlamda kitleselleştirme, kültür ve düşünceyi imkansız kılan bir saldırganlığa dönüştürülmüştür. Bugün toplumlarımızda İslami bağlamda olan’ la, olması gereken arasında büyük bir yabancılaşma yaşanıyor. Her yabancılaşma büyük bir düşüş’e , çürümeye  işaret ediyor.

İslama ve İslami entelektüel dünyaya karşı sürdürülmekte olan entelektüel haçlı seferleri karşısında tutunma ve direnme iradesine sahip olmayan, özellikle de İslam ve siyaset bağlamda sürdürülegelen tartışmalarda, entelektüel haçlı yorumlarını paylaşarak, İslam bir maneviyatçılığa ve folklore indirgeyen Müslüman aydınlar içerisinde bulundukları zihinsel/ ruhsal/ ahlaki teşevvüş sebebiyle, entelektüel bir defermasyon ve dejenerasyona uğrayarak, kendilerini seküler alanda konumlandırmaya çalışıyor. Bu konuda, Gandi’ nin, ‘’ siyaset din’ denayrıldığında yalnızca gömülecek bir ceset gibi olur’’ yorumunu kaydetmek anlamlı olabilir.

     Hangi toplumda, hangi kültürde olursa olsun, ideolojik yorum ve yaklaşımların, hamasi- popülist- romentik yorum ve yaklaşımların belirleyiciliği, ilgili toplumlarda  düşünsel- entelektüel gerilemeye ve yozlaşmaya işaret eder. Günümüzde Müslüman aydınların ideolojik- entelektüel tiranlıkların ve iktidarın yanında hizalanma çabaları, İslami anlamda bir gelecek vizyonuna sahip olmadıklarını, olamayacaklarını, İslama güven duymadıklarını gösterir. İdeolojik entelektüel tiranlıkların sınırlarını aşmadıkça , İslami umutlardan ve özgürlüklerden söz edemeyiz.  Müslüman aydınlar, burjuva uygarlığının, bu uygarlığın bilgi ve iktidar yapılarının bütün boyutlarıyla, entelektüel anlamda da bir tiranlığa dönüştüğünü görmek anlamak istemiyor.

Kendilerini, konfor- statüko- popülizm- hamaset alanına kapatan kültürlerin- toplumların yeni imkanlar, yeni başlangıçlar, yeni ufuklar, yeni bir vizyon- misyon ve gelecek için yeni bir dil ve içerik üretme ihtiyacı duydukları görülmemiş ve işitilmemiştir. Geçmişte kalan’ la iktifa eden bir kültür ve zihin dünyası, şimdiye ve geleceğe bir şey söyleyemez, nitekim söyleyemiyor.

     Aziz İslamın, dışarıdan sömürgeleştirilmesi, hangi ölçüde büyük bir zihinsel- ruhsal- ahlaki-tahribata neden olmuşsa, İslamın içeriden sömürgeleştirilmesi de, aynı ölçüde büyük bir zihinsel- ruhsal- ahlaki tahribata neden olmuşsa , İslamın içeriden sömürgeleştirilmesi ve aynı ölçüde, zihinsel- ruhsal- ahlaki bir çöküşe neden olmuştur. İslami bünye içerisinde oluşturulan katı- dokunulmaz hiyerarşik bağımlılıklar- bağlılıklar, Müslüman halkların düşünme, eylemde bulunma, üretme, eleştiri yapma, kendi kişiliklerini inşa etme iradesini yok ederken, aynı zamanda bu bağımlılıklar yoluyla bireylerin ve halkların bilinçleri de gasbedimiştir. İslam dünyası toplumlarında, otoriter dini ya da politik liderliklerin, bağımsız- eleştirel- üretken aydınlara- düşünürlere tahammül edemedikleri bilinen bir gerçektir. Bu gelenek, bugün, hizip, cemaat, parti, iktidar asabiyeti, bencillikleri, ihtirasları adına her tür çıkarcılığı, adaletsizliği, hakkaniyetsizliği, ehliyet ve liyakatsizliği meşrulaştırabilen onaylayabilen, sıradanlaştırabilen, normalleştirebilen ahlaksız bir gelenek halinde etkisini sürdürüyor.

     Hangi bağlamda olursa olsun, eleştirel olmayan her bağlılık ilişkisi insanı ve toplumu düşüncesizleştirir ve sömürgeleştirilebilir hale getirir. Günümüzde cemaat- tarikat yapıları içerisinde zorunlu hale getirilen bu bağımlılık ilişkileri üzerinde analitik çözümlemeler yapmak gerekir. Konfor- statüko – gelenek alanına kapatılan hapsedilen toplumlar ve kültürler, hiçbir şekilde tarihleriyle hesaplaşamazlar. Konfor- statüko- popülizm ve hamaset alanına hapsedilen toplumlarda, eleştirel düşünceye, düşünceyle karşılık verildiği görülmemiştir. Bu tür toplumlarda bağımsız düşünceye, saldırgan, yargılayıcı sloganlarla karşılık verilir.

Yorum Ekle
Yorumlar
Ali

02.08.2019

Tespitleriniz için teşekkür ederiz,sorunları iyi analiz ediyorsunuz ,sizden çözüm odaklı eylemler bekliyoruz
y karakan

30.07.2019

yazdığınız heryazı çqkdoğru . ama buyazıyı okuyan ve onaylayan 750 bin liralık arabaya biniyor 2 binliralık villada oturuyor yazlığı var çocukları abd. de okuyor tc den on onbeş yirmi maaş alıyor hacca gidiyor namaz kılıyor.onlara oy veren bizler asgari ücretle ikibinlira ile binlira kira veriyoruz çocuğumuzu okutuyoruz .eve akmek alıyoruz hacca gidemiyoruz ama namaz kılıyor oructutuyoruz. onlar reis oluyur abi üsdad. efendi oluyor onlar yazıyor onlar konuşuyor bizse hep aç karnımızla kurbanı bekliyerek onları anları alkışlıyoruz. yetdi gari adaled . adaled adaled.
Dürümiye / Lezzete Davetiye