16 Eylül 2019 Pazartesi •

Aşk ne yana düşer usta, heves ne yana?

08.09.2019
Osman KAYAER

Aşk ne yana düşer usta, heves ne yana?  / Osman KAYAER

 

İstanbul’da ikamet eden bir hemşerim anlatıyor. Bir tanıdığının iyi tahsil almış, üniversite mezunu kızı, aynı filmlerdeki gibi havaalanında bir delikanlı ile çarpışıyor. Delikanlı, kızımızın yeşil gözlerine, kızımız da delikanlının endamına aşık oluyor.  Artık, aşkını ifade etmek eskisi gibi zor değil. Günlerce kıvranmanız, etrafında dolanmanız, nasıl söylerim diye talimler yapmanız, sevginizi ona söyleyecek aracı bulmanız, yüzlerce mektup yazıp çöp sepetine atmanız gerekmiyor. Onların diliyle söyleyecek olursak çabuk “iletişim kuruyor” gençler. Bir de bakmışsınız nikah masasındalar.  Ne oğlanın ailesi, ne de kızın ailesi bir araştıralım, bakalım, neyin nesi kimin fesi demiyor.  Herkes, aşka saygılı. Ne de olsa dizi filmlerden aşkın o büyük “kıymetini” öğrenmiş bulunuyoruz.

Neyse konumuza geri dönelim. Bizim aşıklar nikah masasındalar, memur bey soruyor: “Hiç bir baskı ve tehdit altında kalmadan filancayı eş olarak kabul ediyor musun?”  Kızımız, tereddütsüz sevinç ile "sonsuza kadar eveeet" diye bağırıyor.  Ne de olsa hayatının aşkına kavuşuyor.

O da ne! “Sonsuz aşk” üç beş ay içinde şiddetli geçimsizlik yüzünden sona eriyor. İkisi birden genç yaşta dul kalıyorlar. Olsun sonsuz aşk bittiyse bitsin, yeni aşklara yelken açmanın önünde ne engel var ki? Biriyle daha çarpışır, olur biter.

Bir gün hanım, resimlerini göstererek: “son zamanlarda senin filanca öğrencinin karısı, iki de bir kocasıyla çekilmiş fotoğraflarını face’de yayınlayarak altına "aşkımla filanca yerdeyiz", "aşkımla yemekteyiz", "aşkımla gezideyiz" gibi notlar düşüyor.” diyor.  Ben de hiç istifimi bozmadan: “o halde yakında boşanırlar" diyorum, sanki müneccim gibi. Bizim aşıklar gerçekten de bir kaç ay sonra boşanıyorlar. Ortada kalan dört çocuk da işin cabası.

Aşk nedir usta?

Çocuk oyuncağı mı?

Yoksa hevesin aşk zannedildiği bir dönemimi yaşıyoruz?

Yakın bir arkadaşım anlatıyor. Köyün en güzel kızı olan nenesi, gönlünü bir çobana kaptırıyor. Tabii ailesi vermek istemiyor, güzeler güzeli kızlarını bir çobana. Onlar da çaresiz kaçıyorlar. Dağlarda bir yıla yakın saklanıyorlar ve “iki gönül bir olunca, samanlık seyran olur” atasözünü doğrulayan bir mutluluk tadıyorlar.  Sonra çoban, aniden hastalanıyor ve ölüyor. Kız, çaresiz ve mahzun bir şekilde baba evine geri dönüyor. Yapacak bir şey yoktur, annesi babası kızlarına kapılarını açıyorlar.

Hayat durmaz, akar maalesef. Hüzün, çaresizlik ve yangın dolu günler geçer.  Lakin onun yüreğinde çobanın hasreti ve sızısı hiç dinmez.

Gün gelir, evlendirirler onu.  Çocukları ve torunları olur. Aylar, yıllar gelir geçer ve ecel yorgun bedenine çöker. Göç vakti gelmiştir, nene çok sevinçlidir, çünkü yavuklusuna kavuşmak üzeredir Çocuklarına vasiyet eder: “Beni onun yanıma gömün. Yoksa size hakkımı helal etmem.”

Aman yarabbi! Bu ne yaman sevdadır böyle?

Bu ne biçim bir bağlılıktır?

Doksan yıl boyunca yürekte bir kor gibi sönmeden nasıl durur?

TRT1 de “Ömür dediğin” isimli programı seyrediyorum. İhtiyar bir karı kocanın hayatı anlatılıyor. Kadın yetmiş beş, erkek seksen yaşında. Gençliklerinde birbirlerini sevmişler. Hatta ailelerinden gizlice nişanlanmışlar. Lakin oğlanın ailesi, çocuklarını başka birisiyle evlendirmiş. Gençler kavuşamamış, ama kız, hiç evlenmemiş. Kendi kendini “bizim kavuşmamız ahirete kaldı” diye teselli etmiş yıllarca.

Gel zaman git zaman, yani “kırk sene” sonra adamın karısı ölmüş. Çevresindekiler gençliğinde sevdiği öğretmenin hala bekar olduğunu ve hiç evlenmediğini söyleyerek sizi evlendirelim derler. Adam kabul eder, lakin kadın “biz ahirette kavuşacağız” diye başlangıçta kabul etmek istemez. Ama sevdiğini karşında görünce yüreğindeki aşka daha faza karşı koyamaz, böylece iki aşık kırk sene sonra evlenirler. Şimdi mutlu mesut yaşamaktadırlar.

Söyle bana usta, şimdi bunların hangisi aşk?

Bir çarpışma ile hayatının aşkının bulduğunu zanneden yeşil gözlü kızın ki mi?

Hayatının kırk yılını “ahirette kavuşacağız” diye geçiren öğretmeninkimi? İki de bir aşkımla şuradayız, aşkımla buradayız diyen kadınınkimi, sevmeye doyamadan yitirdiği çobanı bir ömür unutmayıp onun mezarı yanına gömülmek isteyen köyün en güzel kızının kimi?

Bunların hangisi aşk, hangisi heves usta?

Söyle bana.

Yorum Ekle
Yorumlar
Aynur Kızılkuyu

14.09.2019

"Ah minel aşki ve hâlâtihi, / Ahraka kalbî bi-harârâtihî." Kalbe doğru yürüyen mükemmel bir yazı... tebrik etmek ne haddime, teşekkür ederim.
Adil Büyükçolak

13.09.2019

SANAL DÜNYANIN SANAL AŞKLARI
Dürümiye / Lezzete Davetiye