“Akan Su Kir Tutmaz”

15.01.2019
Osman YURT

Alia İzzetbegoviç, örnek göstermede kimsenin tereddüt etmediği bir liderdi. ‘Bilge Kral’ denilecek kadar takdir edildi. Her konuda görüşlerine referans vermek mümkün ve bu yadırganmaz.

Aynı dönemde Müslüman kimliği ile temayüz eden başka liderlere nasip olmayan bu üstün özellikler nereden kaynaklanmıştı?

Saraybosna’yı görenlerin bunun ipuçlarını yakalamaları mümkün. Camii ile Müslüman mezarlığı, Kilisesi ile Ortodoks mezarlığı, yine Kilisesi ile Katolik mezarlığı, Havra ile Yahudi mezarlığı, aynı adanın içinde, birbirine bakıyor ve biri diğerini domine etmiyor. Saraybosna, tarihi olarak Ortodoks, Katolik ve Müslüman dünyanın kesişme noktası olmuş. Nitekim Bosna-Hersek, Ortodoks Sırpların, Katolik Hırvatların, Müslüman Boşnakların birlikte yaşadıkları bir ülke. Bosna savaşı ile taraflar yeterince tanındılar.

Alia İzzetbegoviç, kendi yazılarında, ‘Atalarım üç medeniyetin kıyılarında gezdiler’, diyor.

Anlaşılıyor ki Alia, Kur’an’ı görüşleri için temel alırken, aynı zamanda başkaları ile de sürekli bir yüzleşme içinde oldu. Bir de Komünist bir devlette yaşamak, inancından dolayı cezaevinde yatmak gibi ayrı bir olguyu yaşadı. Alia’nın görüşleri, bu şekilde, çeliğe su verilmesi gibi, sürekli testten geçerek ve yüzleşerek, tartarak güçlenme imkânı buldu.

Bundan dolayı Sırpların tecavüz ve yıkımlarına aynı ile cevap verilmesini isteyenlere “Düşmanımız öğretmenimiz değildir,” dedi; “ Düşmanımıza benzediğimiz zaman yenilmişiz demektir, ibadethaneleri yıkmak, kadınlara tecavüz etmek bize yakışmaz,” dedi.

Alia ile aynı zaman diliminde yaşayan, hepsi Müslüman, Sünni, Hanefi, erkekleri sakallı ve köse olup da sakal bırakamıyanın sorun yaşadığı Afganistan’da öyle bir lider göremedik. Dünyanın en büyük ordusunu yenen bir halkın içindeki liderler, yönetimi belirleme konusunda yaşanan farklılaşmadan sonra kendi başkentlerine yıllarca bomba yağdırdılar. Ne durmayı bildiler, ne acımaları vardı. Alia ile değil, Saraybosna’ya bomba yağdıran Miloseviç ile eşitlendiler. Onlardan birini bugün insanlığa örnek gösteremiyoruz.

Afganistan’da farklı olan, bir yüzleşmenin mevcut olmaması.

Tarihin akışı açık. İçe kapananlar kaybediyorlar, bütün problemlerin kaynağı haline geliyorlar. İslam Medeniyeti’nin dünyanın zirvesinde olduğu zamanlar, Yunanın, Romanın, İskenderiyenin, Hindin, Çinin bilgilerinin cesaretle alınıp yüzleşildiği zamanlardır. Batının karanlık Ortaçağı ise bütün bilgilere korku ile ve yasaklarla yaklaşılan zamanlar olmuştur.

Yakınlarda da, içe kapanıp örgütsel sıkıyönetim uygulayanların hazin hikayelerini biliyoruz.

‘Akan su kir tutmaz,’ özdeyişindeki gibi, sosyal ve kültürel açıklık, akışkanlık problemleri azaltıyor; suyun akmaması ile bataklığın oluşmasındaki fizik kanununun benzeri, insan toplulukları için de geçerli.

Fetö olarak bilinen Gülen yapılanmasının ilk dönemlerinde dikkat çeken özellik, mensupların dış dünya ile gerçek bir iletişime geçirilmemesi idi. Şeklen diyalog, hoşgörü kavramları kullanılsa, yayın organlarında her kesimden kaleme yazdırıyorlar olarak bilinse de kontrol altındaki kadrolar başkaları ile program dışında etkileşime kapalı tutuluyordu. Örgüt içi kalemler, efsaneler, rüyalarla bezeli bir dünya kuruyordu. Kadrolarını fanus benzeri yapılarının dışına çıkartmayacaklarını açık açık ifade edebiliyorlardı. Dış dünya, bir şekilde kendilerine tabi olması gereken farklı unsurlardan oluşuyordu. Süreç içinde kiminle nerede buluştular, uyuştular, kim kiminle hangi amaçla ilişki kurdu, sonuçta nereye hizmet ettiler/ediyorlar uzun uzun tartışılabilir; bunlar birer sonuçtur. Dokundukları her yere fincancı dükkanına giren fil gibi daldılar. Türkiye çok acı sonuçlarını gördü, görmeye devam ediyor.

İslam adına devlet yönetenlerin, coğrafyaları kontrol edenlerin yaptıklarının ne anlama geldiğini hiç dikkate almadan yollarına devam etmeleri, yüzyıllarca önceki hukuk kitaplarını bugünkü eğitimde, hukuk uygulamalarında tek ve tartışmasız kaynak olarak kullanmaları yeteri kadar çarpıcı olsa gerek.

‘Huzur İslam’da’ sloganı ile yola çıkanların, İslam coğrafyasındaki korkunç kaosta, insanların kendilerini dışarıya atmak için çılgınca harekete geçmelerinde hiç sorumluluklarının olmadıklarını düşünmeleri, sahip oldukları kapalı mantık çerçevesinde şaşırtıcı değil.

Bütün bunların üzerine, Alia İzzetbegoviç’in, İslam Dünyasında eleştirel aklın ders olarak okutulması önerisine eklenecek söz yok

Yorum Ekle
Yorumlar
İmam Ali

16.01.2019

ALIYA'NIN EMANETİNİ ALMAK VE HAYATA DAİR NE VAR İSE UYGULAMAK. BUGÜN ÖZELLİKLE HALKI İSLAM OLAN ÜLKELERIN YÖNETICILERI BUNU ŞİAR EDINMELI OSMAN BEY YÜREĞİNE SAĞLIK.
İmam Ali

16.01.2019

ALIYA'NIN EMANETİNİ ALMAK VE HAYATA DAİR NE VAR İSE UYGULAMAK. BUGÜN ÖZELLİKLE HALKI İSLAM OLAN ÜLKELERIN YÖNETICILERI BUNU ŞİAR EDINMELI OSMAN BEY YÜREĞİNE SAĞLIK.
SELAHATTİN YÜCEL

15.01.2019

MAAŞALLAH, güçlü bir kaleminiz, derin bir düşünce dünyanız var. İyiki varsınız ve baştacısınız.
Sezgin

15.01.2019

Keşke, Aliya hemencecik silahlarını teslim etmeseydi, en azından halk tecavüzlere karşı kısmende olsa kendini savuna bilirdi, 16. yüzyıl sonlarından başlayarak devam eden İslam ülkelerinin yönetiminin bir şekilde arka planda Müslüman olmayanların eline geçmesiyle İslam ülkelerinin gördüğü zulüm hiç bitmedi biteceğe de benzemiyor ...
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye