2023 EĞİTİM VİZYONU

22.01.2019
Ayten DURMUŞ

23 Ekim 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi konferans salonunda ‘2023 Eğitim Vizyonu Tanıtım Toplantısı’ yapıldı. MEB bürokratları başta olmak üzere öğretmenler, öğretim görevlileri, STK’lar, gazeteciler ve yazarlarla çok katılımlı bir toplantı oldu. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere ilgililer, eğitimle ilgili olarak düşüncelerini dile getirdiler. Herkes ‘eğitim’ konusunun öneminin farkındaydı tabi. Çünkü herkes biliyordu ki eğitim; ülkenin bugününü, yarınını ve geleceğini şekillendirmektir.

Eğitim konusuyla doğrudan veya dolaylı ilgili olan herkes bir şeyin farkındaydı: MEB sürekli uğraşıp duruyor fakat -eksik veya yanlış olan bir şeyler olmalıydı ki- gençliğin eğitim ve öğretimi bir türlü istenildiği gibi olmuyordu. Daha açık ifade etmek gerekirse: Bir milyona yakın öğretmen, okullar, yurtlar, yardımcı tesisler, akıllı tahtalar, tabletler, eğitim dönemi başında basılıp hazır edilmiş kitaplar ve diğer malzemeler… Sonuç…  

Sonucun ne olduğunu herkes az çok biliyor. Yani sonuçta verilen emeğin karşılığında istenilen ve beklenilen olmuyor. Herkes, bir şekilde yetişmekte olan bu gençlerle muhatap oluyor ve onların durumunu görüyor. Herkes biraz yutkunuyor ve şahit oldukları karşısında ne söyleyeceğini de bilemiyor. Hatta herkes birilerini ve bir yerleri suçlamak da istiyor fakat işe kimden ve nereden başlaması gerektiğini de tam kestiremiyor.

Konuşmalar arasında, sorulması veya gündeme getirilmesi gereken temel bir soru cümlesi olmalıydı: ‘Bu çocuklara neyin eğitimi, neden verilecek?’ Evet, çünkü dünyadaki her meselede, doğru, gerekli, yeterli bir sonuca ulaşmak için yapılması gereken ilk şey, doğru soruların doğru şekilde sorulmasıdır.

MEB’in eğitim-öğretim faaliyetleriyle ilgili olarak doğru cevaplamadan mesafe alamayacağı en azından şu beş soru eğitim camiasının gündeminde olmalı ve bu sorular çerçevesinde gereken yapılmalıdır:

1-) Bu çocuklara neyin eğitimi, neden verilecek?

2-) Bu eğitim nasıl verilecek?

3-) Eğitim sisteminin yenilenmesi gereken alanları nelerdir?

4-) Eğitim sisteminin sabit kalması gereken alanları nelerdir?

5-) Eğitim-öğretim sürecinin ana hedefi ne olacak, yan hedefleri neler olacak?

Yaşananların herkese gösterdiği gibi eğitim sisteminin bileşenleri için gereken bütçe ve diğer kaynaklar noktasında durum en üst seviyede olsa da sonuç tam istenildiği gibi olamamaktadır. Eksik veya yanlış olan nedir? Neden istenilen sonuçların alınamadığının sebepleri üzerinde durulmalıdır.

Bu sebeplerden bazıları:

*Sadece ‘bilginin öğretimi’ ahlâksız bir bilgiliye ve bilginin zulüm için kullanılmasına sebep olur. Gerekli olan yöntem ise ‘bilginin öğretimi+ bilginin eğitimi+ bilginin ahlâkı’ şeklinde olmalıdır. Ahlâkı verilmemiş bir eğitim-öğretim, kişiyi, başta kendisi olmak üzere ailesinin, milletinin, devletinin başına bela eder. Mesela böyle bir eğitimin sonucunda kişi; kendi ailesine bile gösteriş yapan bir sonradan görme, milletine tepeden bakan bir soysuz, çok yetenekli bir hain olabilir. Hâlbuki bunların hiçbiri onca emek verilen eğitim sürecinden beklenilen ve istenilen sonuçlar değildir. Doğru bir eğitim, istenilen sonuçlara göre süreci planlama işidir.

*Müfredat her türlü emperyalist yalanlardan, doğrudan veya dolaylı yabancı hayranlığına sebep olacak her görüş ve düşünceden arındırılmalıdır. Dersler, öğrencinin kendine güvenini artıracak şekilde planlanmalıdır. Bu sebeple MEB, adındaki ‘Millî’ kelimesinin gerektirdiği düzenlemeyi öncelikle ‘Müfredat’ içeriğinde yapmalıdır. 

*Teknoloji yoluyla gittikçe tekilleşen kişiler, aile ve milletlerine karşı sorumlulukları olduğu noktasında bilinç kazandıracak bir eğitimden geçirilmedikleri için sonuna kadar ‘bencil ve nankör’ olabilmektedirler. Elleri ekmek tutup kazanmaya başladıklarında, yaptıkları planlarda sadece kendilerini düşünerek hareket ediyorlar. Ne ailelerinin maddi ve manevi ihtiyaçları ne de kendilerini yetiştirebilmek için ‘öğretmenler, okul, gerekli malzemeler…’ başta olmak üzere onlar için harcama yapmış milletlerini ve devletlerini düşünüyorlar. Bunun tek sorumlusu ve suçlusu bu duruma ge(tiri)len gençler mi? Tabi ki hayır. Eğitim sürecinde, her öğrenciye; kendisine, ailesine, milletine, devletine karşı görev ve sorumlulukları öğretilmeli, öğrenci bu hususlarda gerekli bilince sahip kılınmalıdır. Müfredatın bu anlamda da muhakkak yenilenmesi, öğretimi yapılacak her şeyin, ‘milli bilinç’ ve ‘manevi değer’lerle yoğurularak eğitiminin de verilmesi gereklidir. Yoksa emek verenlere, bir kuru yorgunluk kalacaktır. 

*(Testle tost arasında) Bilgi ve diplomaya odaklanan eğitim, gönül dünyaları boş kalmış, milli ve manevi değerlerden habersiz, gayesiz, aidiyet bilincini kaybetmiş, bu yüzden serseri mayınlara dönmüş ve yine bu yüzden ‘ilk fırsatta kapağı yurt dışına atmaya karar vermiş’ bir neslin oluşmasına sebep oluyor. Bu hayali, bu nesle kim verdi? Neden bu gençlerde, kapağı yurt dışına atma hayali var? Neden bu ülkede yetiştikleri halde ömürlerinin çalışıp üretecek geri kalan kısmını başka ülkelerde geçirmek istiyorlar.  Yurt dışında aradıkları neyi buluyorlar ya da onlardan hizmet bekleyen kendi vatanlarında neyi bulamıyorlar? Ya da acaba onların aradıkları şey, gerçekten aranması gereken bir şey midir? Aradıkları o şey neyse onu gittikleri yerlerde gerçekten bulacaklar mı? Yoksa bir şartlanmışlık, heves ve hayal sonucu mu bu durum ortaya çıkıyor? Beyin göçü denilen bu durumun uzun vadedeki sonuçları hesaplanarak yaşanmakta olan bu yanlış sürecin önünün de alınması gerekmektedir.

*Öğrencinin hedefleri ve yetenekleri doğrultusunda, toplumun ihtiyaçları da göz önünde bulundurularak eğitimin yapılandırılması ve planlanması gerekir. Sadece formatlayan ve dikte eden eğitim, öğrencilerdeki yeteneklerin körelmesine yol açar. İlmi ve mesleki olarak öğretilen her şeyin eğitim-öğretimi kadar ‘milli ve manevi hedefler’ doğrultusunda ahlâkının ve terbiyesinin de verilmesi gerekir. Terbiyeyi eksik bırakan bir eğitim, sahiplenenin iyi kullanabileceği, iyi ‘mankurtlar’ ve iyi ‘robotlar’ üretir; iyi insanlar değil. Eğitim süreci, öğrencileri, yetenekleri doğrultusunda eğitim görmüş, meslek sahibi iyi insanlar kılabilecek şekilde olmalıdır. Genç neslin eğitiminde bu kısım eksik bırakıldığından, ortaya hem kaybolmuş yetenekler hem de eğitim-öğretim görmüş fakat mesleksiz, işsiz bir kitle çıkmaktadır. Bu durumun önemi fark edilmeli, eğitim-öğretim, çok farklı bir şekilde insan, yetenek ve beyin kaybı denebilecek bu durumun önüne geçecek şekilde yapılmalıdır.

*Dünyadaki her şey değişirken ve bilgiye ulaşmanın yolları çok çeşitlenmiş ve çok kolaylaşmışken, eğitimle ilgili yöntemlerin yerinde sayması ne kadar doğrudur? Okullar, toplumun farklı katmanlarının ilmi ve mesleki eğitimi için gerekirse 24 saat kullanılmalıdır. Hafta içi, hafta sonu, akşam olmak üzere farklı şartlardaki kişilerin eğitim-öğretimi, değişik konulardaki yeteneklerin eğitimi, meslek eğitim-öğretimi doğrultusundaki çalışmalar okul merkezli yapılmalıdır. Bu yöntem, binlerce binanın daha verimli kullanılmasını da sağlar. 

*Öğretmenlerin eğitim yılı başındaki seminerlerinde anlamlı hizmet içi eğitimler yap(tır)ılmalıdır. Ancak planlanan bu faaliyet, resmî kurumların çoğunun pek çok işinde olduğu gibi ‘Madem istemişler, yaptık işte.’ denilerek kâğıt üzerinde ilgililerin imza atmasıyla değil gerçekten yapılmalıdır. Bu eğitim, öğretmenlerin muhatap oldukları öğrencilerin yaş grubunun özelliklerini öğrenmekle başlayabilir. ‘Ergenlik Dönemi’, ‘Ergenlerle İletişim Yolları’, ‘Öğrenci Sorunları’, ‘Gençlik Döneminde Aile ile Yaşanan Sorunlar’, ‘Öğrencilerin Okullarda Karşılaştıkları Sorunlar…’ gibi konular ele alınabilir. Öğretmen, muhatap olacağı yaş grubunun özelliklerini bilmezse onlarla istenilen sağlıklı ilişkileri kuramaz. Bir başka faydalı olabilecek husus da her eğitim-öğretim yılı başında (öğrencilerin kitapları verilirken) öğretmenlere de fiilen mesleği yapmakta olan öğretmenlerin hazırladığı, ‘Öğretmenlik Mesleği’ genel başlığı altında, bu meslek daha iyi nasıl yapılabilir, konusunda hazırlanmış bir kitap verilebilir. Her yıl bir kitap…

*Öğretmenlerin sosyal statüsü iyileştirilmelidir. Alt gelir düzeyine sahip bir kitleden, üst seviye eğitim hizmeti; yani geçim kaygısını unutarak tüm imkânlarıyla öğrencilerini en iyi şekilde nasıl yetiştireceklerinin uğraşını vermelerini beklemek hayal olur. İnsan yetiştirmek, en üst seviye hizmettir, bunun farkında olunmalıdır.

*Eğitim; bir beka meselesi olduğu için farklı siyasi görüşlerin arenası olamayacak bir sisteme sahip kılınmalıdır. Milli ve manevi değerler üzerine oturtulmuş, sağlam ilmi mesnetlere dayanması gereken bu sistemin hazırlığı ihmale veya ertelemeye gelmez fakat aceleyle ne yaptığının yeterince farkında olmayan kişiler eliyle de ‘Biz yaptık, oldu.’ denilemeyecek kadar önemli bir husustur. Sağlam bir sistem oturtulmalı ve güncellemeler bu sistem içinde yapılmalıdır. Yoksa her birkaç yılda bir tepeden tırnağa, göçmen kuş masalındaki gibi ‘bozulalım da düzelelim’ yöntemi, öğretmeni-öğrenciyi-veliyi sıkıntıya sokmakta ve hatta bu durum öğrencilerin ruh sağlığını olumsuz etkilemektedir.

Eğer ruh sağlığı bozulmuş, morali çökmüş, hayatın gerçeklerini unutmuş, milli ve manevi bağları kopmuş, tüm dikkati sadece notlara yönelmiş, insan olarak bir değere sahip olup olmadığının farkında bile olmayan, MUTSUZ bir nesil istenmiyorsa -ki istenmesi mümkün değildir- öğrencilerin ilerideki hayatları ve ihtiyaçları dikkate alınarak eğitim tekrar düzenlenmelidir.

Hz. Ali’nin (ra) dediği gibi: ‘Çocuklarınızı içerisinde olduğunuz zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin.’

Yorum Ekle
Yorumlar
Hüseyin Şaşmaz*Uzun

23.01.2019

‘Bu çocuklara neyin eğitimi, neden verilecek?’ Eğer ruh sağlığı bozulmuş, morali çökmüş, hayatın gerçeklerini unutmuş, milli ve manevi bağları kopmuş, tüm dikkati sadece notlara yönelmiş, insan olarak bir değere sahip olup olmadığının farkında bile olmayan, MUTSUZ bir nesil istenmiyorsa -ki istenmesi mümkün değildir- öğrencilerin ilerideki hayatları ve ihtiyaçları dikkate alınarak eğitim tekrar düzenlenmelidir. https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=340331669751574&id=100013242319421 Menfaatçilik***Yeni ideoloji*** https://bredaholland.blogspot.com/2018/07/menfaatcilikyeni-ideoloji.html https://plus.google.com/109838719669290377148/posts/fTAV8PviV4p
Kıymet DOĞAN

23.01.2019

Her zaman ki gibi mükemmel bir konuya deginmişsiniz.Yüreğinize sağlık.
Neriman Sönmez

22.01.2019

Görüşlerine sonuna kadar katılıyorum Ayten hocam, HZ Ali'nin dediği gibi çağa uygun nesil yetiştirmek gerekiyor sadece iyi vatandaş değil , bütün insanlığa karşı sorumluluğunun farkında ,yine bütün insanlığa hizmet edebilecek ruha sahip iyi insanlar yetiştirmek ...
Türkan Bakacak

22.01.2019

Ağzına, ilmine, kalemine sağlık kardeşim .Aynen katılıyorum.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye