16 Nisan referandumu ve düşündürdükleri

19.04.2017
Süleyman Arslantaş

Cumhuriyet tarihinin önümüze koyduğu önemli virajlardan birisi de referandumla birlikte şimdilik geçilmiş görünüyor.

 

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum, yeniden yüzyıllık bir geçmişimizi masaya yatırmamızı öngörüyor. Referandumun sonuçlarından daha çok mahiyeti, geleceği, iç ve dış dünyada neye tekabül ettiği herhalde tartışılmalıdır. Adı geçen referandumda “evet” ya da “hayır”a odaklanmak meseleyi anlamamızı zorlaştırabilir ve hatta imkânsız kılar. Zira bu referandum sadece Türkiye’yi ve Türk milletini ilgilendiren bir referandum değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “gençlerle buluşma” programında (11.4.2017) Senegalli genç bir tıp öğrencisinin şu sözleri sanırım olayın boyutları hakkında önemli ipuçları veriyor olsa gerek. Genç Senegalli diyor ki; “Biz, buradan iyi bir eğitim alıp ülkemize hizmet etmek istiyoruz. Sizi, artık bir dünya lideri olarak görüyoruz. Belki Türkiye sadece cumhurbaşkanı olarak görebilir de, ancak biz sizi dünya lideri olarak görüyoruz. Siz hiç korkmayın cumhurbaşkanım. Duamız sizinle…”

 

Senegalli gencin sözleri aslında tüm dünya Müslümanlarının önemli bir kısmının hissiyatına, beklentisine tercümen olan bir yaklaşım. Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kurucuları Cumhuriyetin öznesi olarak “Türklük, Türk olmak, Ne Mutlu Türküm” kavramlarını öne çıkardılar. Zaten başka türlü de “ulus devlet” olunamazdı! Nitekim Mustafa Kemal Ruşeni’nin 18 Teşrinievvel “Ekim” 1926 tarihli eserini okuduğu zaman sayfaların yanlarına latince harflerle düştüğü notlarda şöyle der: “Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren ulusalcılığımızdır. O halde felsefemizde din sözcüğünün tam karşılığı ‘ulusalcılık’tır. Ulusunu seven, ulusunu yükselten ve ulusuna dayanan insan her zaman güçlü, her zaman namuslu ve her zaman onurlu bir insandır.” (Kemalist Laikliğin Temelleri, Muzaffer Taşyürek, sahife 74, İhtar Yayıncılık)

 

16 Nisan’da, Osmanlı sonrası sırtımıza geçirilen “Ulus Devlet” gömleğinin oylaması yapıldı. Adı geçen referandumun mahiyeti görünenin çok ötesinde ve anlamlıdır. Aslında referandumun taraftarları da, muhalifleri de, söylemeseler de halkoyuna sunulan referandum; ulus devlete “evet” mi, “hayır” mı idi. Mesele Ak Parti ve diğerleri meselesi değildi. Ve en büyük yanılgı “evet”in önde çıkmasını Ak Parti ve cumhurbaşkanının başarısı olarak görmek ya da “hayır”ların “evet”e yakın çıkmasını CHP ve Kılıçdaroğlu’na maletmektir. Oysa seçmen işin ne kadar bilincindedir bilemem ama, referandum tüm partilerin beklentilerinin üstünde bir anlam taşıyordu. Bilhassa “evet” oyunun daha çok beklendiği yerlerden “hayır” oyunun çıkması ve yine toplumun ekonomiden, bürokrasiden, siyasetten fazlaca pay alan kesiminin referandumda “hayır” demesi neye tekabül etmektedir? Ve yine liderlerin kendilerinin oy kullandıkları sandıklarda bile “hayır” oylarının önde olmasını nasıl okuyacağız? Mesela Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun bürokratlarının oturduğu lojmanlarda (600) yaklaşık 1400 kişi oy kullandı. “Evet” yüzde 19, “hayır” yüzde 81. Başbakan Binali Yıldırım’ın oy kullandığı sandıkta 175 hayır, 144 evet çıktı. Ve yine Bahçeli’nin oy kullandığı sandık sonucu 57 evet, 305 hayır. Kılıçdaroğlu’nun sandığında ise 269 hayır, 95 evet oyu çıktı.

 

Eğitim seviyesi ve hayat standardı yüksek kesimlerin “hayır” demeleri aslında her şeye rağmen adı geçen referandumla kaldırılmak istenen “ulus devlet” anlayış ve felsefesine “evet” demektir. Zaten oylanan maddelerin öznesi de bu. “Evet” çevreleri her ne kadar bu bir rejim değişikliği değildir deseler de aslında yapılan bir rejim değişikliğidir. Haydi bu ifadeyi biraz yumuşatalım. Ne yaptığımızı gözden geçirelim. Yapılan oylama “ulus devlet” özneli Cumhuriyet rejiminin “Türklük” ayağının revize edilmesidir. Zira şu ana kadar cari olan rejimin ulus ayağını Türklük oluşturmakta. Herne kadar Ak Parti ve MHP ortaklığında “EVET” kampanyası yürütülmüş olsa da söylemlerde vatan, millet, Türk milleti, milliyetçilik gibi ifadeler öne çıksa da aslında yapılan şey cumhuriyetin kurucu iradesinin ve kurucu lideri M. Kemal’in ortaya koyduğu Türk, Türklük, Türk ulusçuluğu, Türk dindarlığı gibi temalara karşı bir anayasa değişikliği oylandı. Zaten ulusalcıların tepkisi de bu nedenledir. Balıkesir 6. Üs’de Kılıçdaroğlu’nun askeri törenle karşılanması da bununla ilintilidir. Bu filmi 1973’de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de seyretmiştik. Dönemin Genelkurmay başkanı Faruk Gürler henüz üniformasını çıkartmadığı halde, cumhurbaşkanlığı adaylığı sözkonusu olmamasına rağmen Ankara 12. Üs’de cumhurbaşkanlığı protokoluyla karşılanmıştı.

 

Her neyse bu oylamayla yanlış mı yapıldı? Hayır! Zira sadece Osmanlı devleti bile 624 yıl bu ülkeyi “millet” anlayış ve bilinciyle yönetti. Yönetiminde Osmanlı’nın kurucu ırkının Türkler olmasına rağmen hiçbir zaman bu kavramı öne çıkartmadı ve “millet” anlayışı yani “din birlikteliği” öncelikli bir yönetim sergiledi. Bilhassa 1517’den 1917 yılına kadar 400 yıl Ortadoğu ve Filistin, Kudüs yönetiminde bile “ulus devlet” anlayış ve uygulamalarından uzak durmaları yönetimlerin birleştirici ve başarılı oluşunun ıspatıdır.

 

Referandum sonuçları tahlil edilirken bilhassa Güneydoğu ve Kürt seçmenlerin 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerine nazaran iktidar partisinin yanında yer almaları sadece asayiş ve terörle mücadele ile izah edilemez. Adı geçen oyları Kürt seçmenin Türklük esasına göre oluşan 100 yıllık “ulus devlet” anlayış ve uygulamalarına “hayır” demek şeklinde okumak da mümkün. Yani “evet” demeleri “ulus devlet” anlayışına “hayır” demektir.

 

“Partili Cumhurbaşkanlığı, yine “Cumhurbaşkanlığı hükümet modeli”, “başkanlık sistemi” herne ise bu sistem Türkiye’nin ayağındaki prangaların çıkartılmasıdır. Gerek tüm İslam coğrafyası, özelde Ortadoğu, Filistin gibi coğrafyaların ve haritaların yeniden tanzim edilmeye çalışıldığı bir zaman diliminde, İslam dünyasının tabii lideri olarak görülen Türkiye’nin en azından sünni islam dünyasının lideri olan Türkiye’nin “ulus devlet” kalıpları içersinde üzerine düşeni yapamayacağı muhakkak. Son yıllarda Türkiye’nin katetmiş olduğu ekonomik, sosyal, siyasal ve diplomatik gelişmeler de dikkate alındığında Türkiye’nin onayı olmadan bölgemizde küresel güç odakları istediklerini yapamamaktadırlar. Bölgede etnik, mezhebi ve enerji eksenli yeni harita oluşumlarını hayata geçirememektedirler.

 

Özetle Türkiye’nin gelişmiş bölgelerinin, görece ülke nimetlerinden en çok istifade eden kesimlerinin ve Ak Parti içersindeki AKP’lilerin “hayır” oyuna meyletmelerinin en önemli nedeni “ulus devlet” tutkularından, inançlarından taviz vermek istememelerindendir. Adı geçen referandumda AKP’liler ve MHP’nin önemli bir kısmı sanıyorum “evet” demedi. Göründüğü kadarıyla “evet”i kurtaran Kürt seçmenin oyları oldu. Yönetimden sorumlu olan bürokratların, siyasilerin bu sonuçlardan ders çıkartması zorunludur. Öncelikli olarak bizim devlet geleneğimizde ırkları, renkleri, dilleri, inanç farklılıklarını ötekileştirmek yoktur. Bu yüzdendir ki dün olduğu gibi bugün de sorumluluk mevkiinde olanlar farklılıklara bir zenginlik gözüyle bakabilmeli ve onlara üstenci bir bakış açısıyla bakmamalıdır.

 

Diğer yandan bilhassa Ak Parti artık tez’e yönelmeli. Neredeyse referandum kampanyasında tüm enerjisini antiteze teksif eden Ak Parti ve yetkililerin bundan vazgeçmeleri gerekmektedir. Tamam, referandum bitti ama sonuçları itibariyle Türkiye’yi yöneten iradeye, biterken de önemli ölçüde sorumluluklar getirdi. Başta Ak Parti olmak üzere tüm partiler, bürokratlar, kanaat önderleri, bilim adamları kendilerini ve sorumluluklarını gözden geçirmelidirler. Burada referandumun meydanlardaki öznesi, kitle hakimiyeti olanı muhakkak ki Ak Partidir. İşte bu nedenle Ak Partinin ortaya çıkan sonuçları bugüne kadar ne yaptığını, yapması gerektiği halde yapmadıklarını masaya yatırması elzemdir. Belki de yarın bu konuda geç olabilir.

 

Öncelikle Ak Partiye bağlı yerel yönetimler; belirtmeliyim ki sınıfta kaldılar. Bilhassa İstanbul, Ankara, Antalya belediye başkanları hezimeti galibiyet gibi anlayarak milletin aklıyla, emeğiyle alay etmesinler. Bu meyanda Adana ve İzmir, her iki ilin de öne çıkan, özne olan siyasileri var. Ve bunlar 15 yıldan beri milletvekili. Allah aşkına bir vatandaş olarak soruyorum bunları hangi ilke ve başarılarından dolayı ödüllendiriyorsunuz? Bu özneler Adana’da ve İzmir’de 7 Haziran ve 1 Kasım sonuçlarının gerisine düştükleri halde hiç oralı bile olmuyorlar. Sayın Binali Yıldırım balkon konuşmasında İzmir’in vazgeçilmez bayan milletvekilini başarısızlığını ödüllendirmek için mi sol tarafınıza aldınız? Hiç kusura bakmayın bu milletin biteviye aklı, emeği ve niyetiyle dalga geçilmez. Yazımın başındaki cümleye rağmen diyorum ki; alınan yüzde 51.4’lük evet oyu büyük ölçüde Recep Tayyip Erdoğan’ındır. Ama sayın Erdoğan’a da bir hatırlatmada bulunmak isterim, aidiyetimiz itibariyle biliyoruz ki, mahkeme kadıya mülk değildir. Bu yüzden bilhassa yanınıza aldığınız ve sadece birkaç yüzbin kişinin temsilcilerine değil, 78 milyonun temsilcilerine de kulak veriniz. Ve 78 milyon ne diyor lütfen onları da dinleyiniz. Sadece muhtarlara konuşmak yetmez artı danışmaya ehil olmayan, halkı tanımayan, halkın içinden gelmeyenlere halk adına neyi danışacaksınız ki?

 

Parti teşkilatları fevkalade elden geçirilmelidir. Yeniden yapılanmaya önem verilmelidir. FETÖ operasyonlarında çifte standart uygulanmamalı, kurunun yanında yaşın da yanmasına müsaade edilmemelidir. Mahkemenin kadıya mülk olduğunu zanneden bitakım milletvekilleri, belediye başkanları gözden geçirilmeli, gerekiyorsa istifaları istenmeli ve halkın tekrar huzuruna çıkabilecek bir ortam hasıl edilmelidir. Birilerini zengin etmek için şehir dokularını tahrip edenlere mühlet verilmemelidir. Ve artık dağlara da kaldırımlar yapan ve buradan birilerine rant sağlayan yerel yöneticiler sorgulanmalıdır. Yerel ve genel tüm ihaleler, servet artışları bürokraside, siyaset biriminde servet sahibi olanlar mercek altına alınmalıdır. Unutmayalım bizler günlerin neler getireceğini bilemeyiz. Onu ancak Allah bilir. Bizlere düşen, yöneticilere düşen olanlardan ders almak, ibret almak, tedbir almaktır. Zira tedbir alınmaz ise yarın çok geç olabilir. Son cümle 16 Nisan referandumu içeriği ve sonuçları itibariyle bir milattır.

 

Bunu iyi okumak gerekir…

 

18 Nisan 2017

sarslantas46@hotmail.com

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye
Yazarın diğer yazıları