Yeryüzü Hikâyesi: Misafirlerin Savaşı - Mehmet Yavuz AY

25.09.2018

Gök kubbe altında söylenmemiş söz kalmış mıdır? Yeni bir şey, yeni bir söz…

Hz. Süleyman’ın diliyle Eski Ahit’te “Yeryüzünde yeni hiçbir şey yok. Her yenilik aslında unutmadan başka bir şey değildir” (Eski Ahit, Vaiz I.10-11) denmektedir.

Galiba unutulanı, yiteni, yeniden modern zamanların yalnız ve güçsüz insanının kimyası bozulmuş  idrakine sunabilmek gibi bir görev var:

Eskiyeni, unutulanı yeni bir duyarlıkla; eşyanın, teknolojinin koyu egemenliği altında göklerle teması kesilmiş insanın sinir uçlarına baskı yapacak, yeni bir biçimle anlatmak.

Unutulmaya yüz tutmuş, önemsenmeyen en önemli şey nedir derseniz, “Allah katında itibar sahibi olmaktır” derim.

Yeryüzü misafiri insanın olmazsa olmazı, en hayatî meselesi budur ve yeniden hatırlanmalıdır.

“Şehrin öbür ucundan koşarak gelen”, ahaliye, “hakikati tebliğe gelen elçilere uyalım” diyen güzel insanı anmanın tam zamanı…

Çağımız insanı nasihata kapalıdır çünkü doğrunun ne olduğu konusunda ciddi tereddütleri vardır.  Zengininden fakirine kibir ve gurur abideleri dolaşmada yerin sırtında.

Karada, denizde; dilde, kalpte çürüme inanılmaz yol aldı. Sisli, puslu, belirsiz, karanlık ve kaypak bir ortamda, iyilik ve güzelliklerin hatırlatılması hepimize iyi gelecektir.

İnsanın hayatını sürdürebilmesi için gerekli nesneleri ve ortamı temin edeceğini ifade ediyor Yüce Yaratıcı. Yeterli görmüyor insan, iktidar ve servet savaşının kanlı arenasına çeviriyor yeryüzünü. Üstelik misafir…

Ne yapmalı, ne yapmalıyım?

Kalbimi, aklımı temizlemeli; kelime ve kavramlarımı aslına döndürmeliyim.

Yüce yaratıcıyla aramı düzeltmeliyim.

Boşuna doğmadığım gibi boşuna ölmeyeceğimi düşünmeliyim.

Dünyanın, ölümötesi hayat için önemli olduğunu, hayatın içine katacağım güzelliklerin değerimi arttıracağını unutmamalıyım.

İçim güzelleşsin, dışım güzelleşsin, dünya güzelleşsin. İnsanın akıbeti yaptıklarına bağlı değil midir?

Acıya ve zorluğa sabretmeli, bolluğa şükretmeli, Rabbimin hükmüne razı olmalıyım.

Daha çok Rabbimi nasıl seveceğimi kendime anlatmalıyım.

İnsanlar benden emin olmalı, kimseye sıkıntı vermemeliyim, menfaate dayalı ilişkilerden uzak durmalıyım, makam ve para sahibine farklı davranmamalıyım.

Ölümü çokça hatırlamalıyım. Ürpermeliyim, kabirde yoldaşım olmayacak. Kendimle yüzleşmeliyim, ahiret yolunda yeterince gayret, iyilik ve güzelliğe sahip değilim. Tepeden tırnağa korkmalıyım, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği Kıyamet Mahkemesinde haklı çıkacak belge ve bilgiye sahip değilim.

Ruhum Allah’a, bedenim toprağa, yapıp  ettiklerim bana ait.

Hakikaten inanmazsam, sevmez utanmazsam, ürpertili bir saygı beslemezsem, O’na iyi niyet beslemezsem, Alemlerin Efendisi Rabbimle nasıl dost olabilirim.

Yüce Yaratıcımın adâletine iman edip, ilkelerinden ödün vermeyeceğini, kimseye haksızlık etmeyeceğini bilmeme rağmen hatalar, günahlar işlememi nasıl izah edebilirim.

Sermayem, Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde yaşamak olmalı.

Kendi ellerimizle, kendi yaptıklarımızla kalplerimiz çürüdü. İçimizdeki kılavuz vicdanımızın sesi iyice kısıldı. Çünkü:

Allah’ı biliyor ama kulluk görevlerimizi yeterince yerine getirmiyoruz.

Kutlu Kitabı okuyor gereğini yapmıyoruz.

Şeytanı düşman biliyor tuhaftır Şeytanla dostça ilişkiler kuruyoruz.

Peygamberi sevdiğimizi söylüyor ama sünnetini, rol modelliğini gözardı ediyoruz.

Cenneti arzu ediyor ama onu kazanmak için gayret etmiyoruz.

Cehennemi istemiyor fakat günahtan uzak durmuyoruz.

Ölüme şahitlik ediyor lakin hazırlık yapmıyoruz.

Başkalarıyla uğraşıyor kendi kusur, ayıp ve günahlarımızla yüzleşmiyoruz.

Allah’ın nimetleriyle nemalanıyor şükürde nankörleşiyoruz.

Ölen yakınlarımızı gömüyor ne yazık ki ibret almıyoruz.

Dünyayı tanımadık. Ne Hıristiyanlar gibi dünyayı mutlak  olarak kötüleyen ötedünyacı, ne Yahudiler gibi vaat edilmiş topraklar karşılığı iman eden budünyacı bir inanç biçimi Müslümanlar için muteberdir. Dünyanın meşru çabalar içinde ahiretin tarlası olduğu unutulmamalıdır.

Ne ki, dünya tarlasından kimler gelip geçmiştir. Nice azgın, diktatör, eli kanlı canavarlar. Krallar, başkanlar, fatihler… İskender, Atila, Cengizhan, Firavun, Nemrut, Napolyon, Mao, Lenin, Stalin, Hitler, Mussolini v.s. Tarihin kalın sayfalarına gömüldüler.

“Şimdi onlardan kim kaldı?”

İyi ve kötü, doğru ile yanlış, günah-sevap herkes tarafından bilinmektedir. Kimsenin bahanesi olamaz. Şerefli, temiz bir isimle iyilik ve güzelliğin odağı olanlara ne mutlu.

Yorum Ekle
Yorumlar
Yahya ÖZTÜRK

27.10.2018

Tebrikler.
Seyyid

27.09.2018

Güzel Makalelerinizin devamını bekliyoruz
ahmet kılıc

26.09.2018

Allah razı olsun abi bu yazınız bende imtahan olmadan imtahan olabilmeyi hatırlattı selam ve dua ile allaha emanet
Sami ÖZ

26.09.2018

Bizi gerçeğimizle yüzleştiren bu yazınız için elinize, yüreğinize sağlık. Allahü Teala emeklerinizi zayi etmesin inşallah.
Veli aydoğan

26.09.2018

Eyvallah yavuz abi,Allahı dost belleyen neden üzülsünki...
Hidayet Çelik

25.09.2018

"Ölüm herkese gelecek, ama ben hariç" anlayışı ile yaşayan benim için ürpertici bir yazı. Çok teşekkürler.
Erdoğan Dönmez

25.09.2018

“İnsanlar benden emin olmalı, kimseye sıkıntı vermemeliyim, menfaate dayalı ilişkilerden uzak durmalıyım, makam ve para sahibine farklı davranmamalıyım.” İşte bu bizi “ALLAH cc katında itibarlı” yapar. Saygılar.
Metin ARTUT

25.09.2018

Komutan teşekkürler.selam ve dua ile,ALLAH'a emanet olunuz.
Yahya ÖZTÜRK

25.09.2018

Amin kardeşim ...Her ne demişsen elhak doğru demişsin. Selam ile gözlerinden öpüyorum.
Mahmut Ay

25.09.2018

Teşekkür ederim emmi oğlu behrüdar ol
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye