26 Haziran 2019 Çarşamba •

Uzuuun ve çetin bir 40 yılın kısa bir muhasebesi mi?-Selahaddin Eş Çakırgil

04.02.2019

Geçen hafta boyunca Ankara’da idim. İran Araştırmalar Merkezi (İRAM) ve Ortadoğu Vakfı’nın, başkentin merkezinden bir hayli uzakta, Havaalanı’na yakın Pursaklar’da, Çalışma Bakanlığı’nın kısaca ‘ÇASGEM’ diye anılan biriminde, (‘fakir’ hariç) çoğu akademisyen olan ve yine çoğu uluslararası ilişkiler üzerine öğrenci veya doktora seviyesinde bulunan ve (bir kısmı da yabancı ülkelerden) 50-60 kadar katılımcının bulunduğu bir toplantıda, İran’da 40 yıl önce meydana gelen büyük ‘İslâm İnkılabı Hareketi’nin oluşumu ve bugün geldiği nokta üzerine birçok sunum ve değerlendirmeler oldu.

Bu programı hazırlanmasında emeği geçen Ortadoğu Vakfı’ndan Mehmet Köse ve (İRAM)’ın Başkan Vekili Hakkı Uygur ve yardımcılarının çabaları teşekkürü fazlasıyla hak ediyor. 

(‘Fakir’, akşamları fırsat buldukça başkentin merkezine uzanıp oradaki dostlarla sohbetlerde bulunmak imkânı da elde ettim. Hele, tarihçi şair Taner Koltuk, edebiyatçı Hasan Zer, hukukçu Muhterem Dilbirliği, Tâlib Özçelik, Prof. Ejder Okumuş gibi dostlarla, ve bir akşam da Ali Dalaz kardeşin yönetiminde Şentepe mevkiinde çalışmalarını sürdüren bir Agemder kültür merkezindeki sohbetlere değinmeden geçmeyeyim.

Bu arada Müslüman camianın önemli tefekkür erlerinden olup, iki ciddî ameliyat geçiren Süleyman Arslantaş dostumuzu ziyaret edemediysem de, kendisinden tlf.’la bilgi aldım. Süleyman kardeşimiz, ‘Emanet sahibi, verdiği emaneti almak istediği zaman, onu lâyıkıyla muhafaza etmiş birisi olarak iade etmekten başka bir kaygumuz olmaz bizim..’ diyecek kadar sâkin ve sabırlı bir tevekkül içinde..)  

*** 

Evet, 1 Şubat 1979 tarihi, İran Müslümanlarının yakın tarihindeki çok önemli bir büyük sosyal hadisenin, 40. Yıldönümü idi. Çünkü, İran’da Şahlık rejiminin zulmüne karşı, özellikle de 1977 ortasından itibaren İslâmî değerlerin hayata hâkim kılınması adına tekrar başlayan ve ‘Allah’u Ekber!’ ve ‘Lâ Şarqıyye/ Lâ Garbiyye.. Hükûmet-i İslâmiyye.. (Doğu -komunist blokuna da , Batı- kapitalist Bloku’na da Hayır!.. İslamî Hükûmet!) ‘ ve‘Lâ Şiîyye / Lâ Sunniyye, Vahdet-i İslâmiyye..’ (Şiîlik -Sünnîlik yok; İslamî vahdet/ birlik!’ gibi aslî şiarların hançerelerden yükseldiği ve yüzbinden fazla kurban verilen çetin bir mücadeleden sonra, o çetin hareketin lideri olan 79-80 yaşındaki bir yaşlı âlimin, Rûhullah Khomeynî ‘nin 16 yıllık bir sürgünden İran’a döndüğü gündü.   

*** 

Dünyanın bütün emperial, laik ve diğer şeytanî güçlerinin açık desteklerine; dönemin Amerikan Başkanı Jimmy Carter ve Sovyet Rusya lideri Leonid Brejnev’in, ‘İran çapulcuların, gerici güçlerin eline bırakılamaz!’ gibi saldırgan sözlerine rağmen, Şah M. Rıza Pehlevî’nin, 5 Ocak 1979 günü ailesi efradıyla birlikte, İran’dan ağlaya- ağlaya ve gizlice kaçmak zorunda kalışından 25 gün sonra, 1 Şubat günü de İmam Khomeynî, 1963’den beri sürgünde yaşadığı başka ülkelerden İran’a milyonların gözyaşları ve bütün dünyayı titreten ‘Allah’u Ekber!’ sadâlarıyla dönüyordu. (Ki, bu sürgün hayatının tamamının Paris’te geçtiği iddiasının yanlışlığını; ilk 11 ayının Bursa’da, 14-15 yılının Irak- Necef’de ve son 4 ayının da Paris’te geçirildiğini bilhassa belirtelim.)  

*** 

Evet, o büyük inkılab hareketi, verilen onca kurbanlardan sonra, bu kez de, Saddam Hüseyin liderliğindeki 35 yıllık Irak Baas rejiminin İran’a saldırısıyla başlayan ve iki taraftan yaklaşık 1 milyon insanın eridiği ve ümmetin manevî- maddî bütün değerlerinin tahrip edildiği 8 yıllık savaş ve de iç ve dış siyasette karşılaşılan nice çetin zorluklarla karşılaşmıştı. Şimdi, geriye kalan, nedir? 

Ancak, hemen belirtelim ki, Tahran’da 1 Şubat günü kılınan Cuma namazında Âyetullah Ahmed Cennetî, hutbesinde, ‘Halkımız açlığa, yoksulluğa tahammül edebilir; ama, inkılabın yenilgiye uğramasına asla!’ diyordu. 

Bu, bir temenni miydi, yoksa, nicelerine ‘Acaba..’ da dedirtiyor muydu? 

****

İran halkından milyonların 40 yıl önce, müthiş kararlı bir çetin mücadele ile dünyaya verdiği, hemen her Müslümanı düşündüren mesajlardan ve İslâm adına yapılan uygulamalardan geriye kalan, bugün bizzat İranlı bir kısım Müslümanlarca bile dile getirilen bir hayal kırıklığından mı ibarettir? 

Halbuki, İmam Khomeynî 1 Şubat 1979 günü Tahran’a gelişinde ne büyük hayaller vardı. Elbette halkın tamamının aynı beklentiler içinde olduğu söylenemez. Herkesin kendisine göre bir beklentisi vardı. 

***

Özellikle Marksistler/ komunistler, Şah rejimine karşı onyıllar boyu verdikleri mücadelede binlerce arkadaşlarını kurban vermişlerdi amma, halk kendilerine güven duymadığından halk desteğini kazanamamışlardı. Şimdi ise, milyonlar ‘Allah’u Ekber!’ diye ve her gün, binlerce kurban vererek ölüme gidiyorlardı, dalga dalga.. 

Komunistler ve onlara sempati besleyenler, bu durumda, ‘Hem Khomeynî yaşlı bir kişi, hem de mollalar devlet idaresini bilmezler; ülke birkaç sene içinde bizim elimize düşer.  Rusya’da, 1917’de, Çarlık yıkıldığında, Kerenskyliderliğinde iktidara gelen ‘Menşevik’lerin, kısa sürede çıkmaz’a saplanıp, Lenin ve arkadaşlarının, ‘Bolşevik’lerin iktidara gelişi’  gibi bir tablonun tekrarlanabileceği umudu içinde, milyonluk kitlelere katılmayı düşünüyorlardı. Ama, ‘Lâ Şarqıyye- Lâ Garbiyye! Hükûmet-i İslâmiyye! Allah’u Ekber!’  diyen halk kitleleri, ‘İş-Mesken-Özgürlük’ gibi günlük hedefleri haykıran bu kesimleri hemen dışlamışlardı. 

Çünkü, Müslüman halk kitleleri artık, sadece inançlarına uygun bir nizâm’ın gelmesini istiyorlar ve bunun nasıl olacağını bilmeseler bile, bütün ulemâ, molla, vs. diye anılanlara değil, İmam Khomeynî’ye ve onun öğrencisi olan ulemâ ve molla kesimine güven duyuyorlardı. Khomeynî, mezhebî anlayışlarına göre büyük bir müctehid olmanın ötesinde, silahsız mücadelesi ile Şah’ı ülkeden kaçmaya mecbur etmiş ve de, ‘Biz İslâmî Hükûmet istiyoruz.’  yazısıyla bütün İran duvarlarını donatmıştı. 

***

Ve daha da önemlisi, bu mücadele sırasında verilen 100 bini aşkın kurbanların ardından, hemen bütün İran bir mâtem diyarına bürünmüş ve ‘tâziye’ merasimlerinde, Hz. Huseyn’in 1350 sene öncelerde Kerbelâ’da Yezid bin Muaviye eliyle öldürtülüşünün mânâsı ve ondan kalan dâvaya bağlı kalmak şuûrunu kuşanmak çağrısı,  bütün toplumu yeniden yoğurup şekillendirmeye başlamıştı. 

***

İran’lı olup yıllarını Almanya’da geçiren, ama, Şah’ın ülkeden kaçmasından sonraki büyük sosyal çalkantılar içinde, -belki bir fırsat düşer de iktidara gelebiliriz- ümidiyle İran’a dönen Behram Nirumend isimli bir marksist sosyolog, hâtıratında, -özetle-, ‘…Şah gittikten sonra, biz ‘aydın’lar da, ister istemez İmam’ı kabullenmiştik. Onun İran’a döneceği açıklanınca, hepimiz onu karşılayıp, elini öperek bize sempati beslemesini sağlamayı umuyorduk. Havaalanına binler halinde gittik. Şeref Salonu’na giden yola kırmızı halılar serilmiş ve iki tarafına en nâdide güller serpilmişti.

Milyonlar ise karşı tarafta gözyaşları, hıçkırıklar  ve ‘Tekbîr’ sadâlarıyla liderlerini bekliyorlardı.

Biraz sonra uçak gözüktüğünde, Tekbîr ve hıçkırık sadâlarından başka bir şey duyulmaz olmuştu, hele de Khomeynî , uçağın kapısında gözükünce..

O, yüzünde hiçbir tebessüm olmaksızın, merdivenlerden yavaşça indi ve onu Şeref Salonu’na yönlendirildiğini anlayınca, biz aydınlara selâm vermeden, tebessüm bile etmeden, yönünü değiştirdi ve milyonların arasına karışıverdi..

Sosyolog olan hanımım da yanımdaydı, ona dedim ki: ‘Hanım, bu bizim zannettiğimiz gibi birisi değil, ne yapacağını biliyor ve biz zokayı yuttuk!..’

Ve hemen o anda, Almanya’ya geri dönmek kararı verdim..’

***

(Evet, öylesine büyük bir İnkılab Hareketi’nin 40 yıl sonrasına ve karşılaştığı sıkıntılarına bakarken, o ilk günlerine de bakmak gerekiyordu. Bu konuda bir-iki yazı daha yazarız, inşaallah..) 

Yorum Ekle
Yorumlar
abdullah

12.02.2019

Hocam, İranda çok uzun yıllar yaşamış biri olarak, Devrimden bugüne meydana gelen kayma ve kopuşları yazacağınız bir yazınızda madde-madde yazarsanız (özeleştiri babında) bir çok kişi için aydınlatıcı olur diye düşünmekteyim.İran düşmanlığı algısı da izale olmuş olacak, iyi niyetliler için.
Ramazan Yelken

04.02.2019

Sizin bu konudaki değerlendirmelerinizi analizlerinizi büyük bir merak ve ilgiyle takip edeceğim. Selamlar.
Dürümiye / Lezzete Davetiye