ÜSVE-İ FİTYAN: MUHSİN YAZICIOĞLU / Veysi ERKEN

27.02.2020

Muhsin Yazıcıoğlu'nun arkadaşı Rahmetli Başkanın son  döneminde BBP'de MYK Üyesi olan  Yazar Veysi Erken ile Muhsin Yazıcıoğlu üzerine söyleşi gerçekleştirdik..

Sayın Veysi Erken'in dilinden Muhsin YAZICIOĞLU...

Fuat Taşcı - Hertaraf Haber

Muhsin Yazıcıoğlu Kimdir? Kısa bir tarihçe-i hayat:

Muhsin Yazıcıoğlu, Büyük Birlik Partisi'nin kurucularından ve ilk genel başkanı, başkanlığı vefatına kadar devam etmiştir.

Muhsin Yazıcıoğlu, 31 Aralık 1954 tarihinde Halit ve Fidan Yazıcıoğlu çiftinin son çocuğu olarak Sivas'ın Şarkışla ilçesi Elmalı Köyü'nde doğdu. Yazıcıoğlu, ilk ve orta öğrenimini Şarkışla'da, üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde yaptı. Kendi söylemiyle toplumun dertleriyle çocukluk döneminde dertlenmeye başlamış bir şahsiyettir.

1968'de ülkenin sorunlarıyla ilgilenebilmek için cemiyetçilik çalışmalarına başlayan Yazıcıoğlu, Şarkışla'da "Genç Ülkücüler Hareketi" ne katıldı.

Muhsin Yazıcıoğlu, üniversite eğitimi için 1972'de Ankara'ya geldikten sonra Ülkü Ocakları Genel Merkezi'nde görev yapmaya başladı.

Sırasıyla Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı'nda bulundu (1977 - 1978).

Yazıcıoğlu, O dönemde dernekler sıkça kapatıldığından 1978'de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin kurucu Genel Başkanı oldu.

1980 yılına kadar MHP'de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulunan Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980'den sonra MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılandı.

7,5 yıl Mamak Cezaevi'nde kaldı ancak siyasi hayatına devam etmesini engelleyecek bir ceza almadı.

Yazıcıoğlu, cezaevinden çıktıktan sonra, genelde mağdur ve mazlumlara, özelde cezaevindeki ülkücüler ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı.

1987'de Milliyetçi Çalışma Partisi'ne (MÇP) girdi ve Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu.

20 Ekim 1991 Milletvekili Genel Seçimlerinde, Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi'nin (IDP) oluşturduğu ittifak bünyesinde milletvekili adayı olan Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas'tan milletvekili seçildi.

7 Temmuz 1992'de, "içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı" gerekçesiyle 5 milletvekili arkadaşı ile beraber MÇP'den ayrıldı.

29 Ocak 1993'de, MÇP'den ayrılan bir grup arkadaşı ile beraber Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) kurdu ve partinin Genel Başkanı oldu.

24 Aralık 1995'te yapılan erken genel seçimlerinde ANAP - BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak yeniden parlamentoya giren Yazıcıoğlu, 28 Şubat 1996'da ANAP'tan istifa ederek, BBP'ye döndü.

Muhsin Yazıcıoğlu, 26 Nisan 1998'de yapılan 3. Büyük Kurultay ve 8 Ekim 2000 tarihindeki 4. Büyük Kurultay'da tekrar BBP Genel Başkanlığına seçildi.

22 Temmuz 2007 seçimlerinde Sivas'tan bağımsız milletvekili olarak TBMM'ye girdi ve seçimlerden önce bıraktığı BBP Genel Başkanlığına tekrar seçildi.

Muhsin Yazıcıoğlu 25 Mart 2009 tarihinde, Göksun, Kahramanmaraş'da düşürülen halikopter sonucunda dar-ı beka’ya irtihal etti.

Rahmetli Muhsin Başkanla Nasıl Tanıştınız?

Efendim atalarımızın ifadesi ile önce selam sonra kelam deniliyor. Bizde öyle diyelim. Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti üzerimize olsun.

Rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU ile tanışıklığım 1977 yılına dayanır. Daha once ikimiz Ankara’da olduğumuz halde yakın bir tanışıklığımız yoktu. 1977 yılının 3 Ekiminde arkadaşımız, ülküdaşımız ve aynı zamanda hemşehrim olan Metin Olgaç Batman’dan Ankara’ya dönerken Silvan’da şehit edildi. Merhum Metin Olgaç Endrüstriyel Sanatlar Yükseköğretmen Okulu öğrencisiydi.

Arkadaşımızın hem cenaze merasimi hem daha sonra düzenlenmesi düşünülen mevlit faaliyetleri için genel başkanla konuşmaya gittik bir grup arkadaşla.

Tabi o zaman ben aynı zamanda Ülkücü Köylüler Derneği Genel Sekteriydim. -Tabir caizse- benzer görevler yapıyorduk Muhsin başkanla.

O günün ülkücü kuruluşları aynı ülkü ve amaç doğrultusunda faaliyet göstermekle birlikte birbirinden farklı yapılardı. Tıpkı şu anda aynı gayeye hizmeteden dolaylı bağlantısı olan vakıflar, sendikalar, dernekler gibi.

Bizim ilk tanışmamıza ve yakın hukukumuza merhum Metin kardeşimizin şehadeti vesile oldu. Yani yüz yüze görüşmek, konuşmak Metin’in şehadeti vesile oldu.. Ondan sonra dostluğumuz, arkadaşlığımız, yol arkadaşlığımız vefatına kadar devam etti.

Meş’um 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Sosyal Güvenlik Vakfı başkanlığı görevinde bulunduğu dönemde hukukumuz ve görüşmelerimiz devam etti.

Daha sonrada bir dönem o zaman başkanlığını ifa ettiği partied, Büyük Birlik’te resmi anlamda görevim oldu.2002 yılında partinin yapılan kurultayında Merkez Karar ve Yönetim Kurulu üyeliğine seçildim. Merkez Karar ve Yönetim Kurulunda üye olarak görevi yaptım.

Daha sonra 2006-2011 yılları arasında da aynı partinin Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığını yürüttüm. Muhsin başkan vefat ettiği zaman ben o gün, o yıl, o ay ve o gün itibariyle de Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığını yürütüyordum.

Kısaca tanışıklığımız 1977 yılında söz konusu oldu ve dar-I bekaya irtihaline kadar devam etti.

Neden Usve, Neden Fityan?

Şimdi neden usve? İnsanlar değişik şekilde anılırlar. Merhum Muhsin başkanla ilgili binlerce yazı yazıldı. Şöyle yaşadı, böyle şehid edildi vs. Onun örnekliğini esas alan anlatımlar az. Kanaatime göre toplumda önderlik edenlerin örnekliği üzerinde durulmalıdır. Gerisi benim için fazla anlam taşımıyor.

Bizler Hz. Peygamber’in izini sürmeye ve mucadelesini devam ettirmeye çalışıyoruz. O bize “usve” olarak gösteriliyor Kur’an-ı Kerimde. Kısaca “usve” Kuranı Kerim'de geçiyor, Kur’anî terimdir. Peygamberler özellikle Hazreti peygamber aleyhisselamı anlatırken, Hazreti İbrahim anlatırken “usve” diye tanımlanıyor. Usve bütüncül bir örnekliği ifade ediyor. Ben bu kelimeyi çok seviyorum. Hatta bir yazımda “Usvesini Kaybeden İdolüne Tapıyor” diye ifade etmiştim.

Usve örneklik anlamındadır. Bütün yönler ve sıfatlarla örnek teşkil etme anlamındadır. Onun için bu kelime kullanılmalıdır diyorum. Peki, İdol ne demektir. İdol put, putçuluk demektir

Dolayısıyla neden “usve” cevabını buluyor. Çünkü, bize Allahu Teala Hazreti peygamberi örnek bir şahsiyet olarak sunuyor.

Ne ile sunuyor? Şefkat duygusuyla, vefa duygusuyla, yardım duygusuyla, merhamet duygusuyla. Bunları çoğaltabiliriz. Kısaca bütün sıfat ve eylemleriyle.

Muhsin YAZICIOĞLU'da Hazreti peygamberi örnek alıp,davranışlarını yaşamaya ve eylemlerini gerçekleştirmeye çalıştığı için ona “usve” diyoruz.

Onun model alınması gerekir diyoruz. Onun mücadele tarzı ve yöntemi örnek alınması gerekiyor.

Mesela zirve olmak, şöhret olmakla ilgili ne diyor. Efendim zirve olmak önemli değil, haksız bir davada eğer zirve olacaksanız hiç olmayın. Biz de öyle diyoruz. Diyelim ki iktidar oldunuz. Ama haksızca bir iktidar. O bunu kabul etmiyor.. Haksız bir dava Zirve olmaktansa haklı bir davada zerre olmayı tercih edelim diyor.

Peki, bunu biz usve almayıp da neyi usve alacağız? Başkanla ilgili fikir ifade edilecekse onun “usve”liği üzerinde durulmalı diyorum.

Özellikle “usve” ile birlikte “fityan” kelimesi üzerinde duruyorum. O daha çok gençliğe örnek oldu. Onun için “usve-i fityan”

Bilindiği üzere “fityan” kelimesi gençliği ifade eder ve aynı zamanda fütüvvetle ilgilidir Fütüvvet, ahilik anlayışında asli unsurdur. Usve-i fityan bütün gençlere örnek olabilmektir.

Usve-i fityan tüm yönleriyle, bütün gençlere, eski ifadeyle sağcı, solcu, ülkücü, kominist, işte ne derseniz deyin milli görüşcü, nurcu, bunların hepsine örneklik teşkil edecek vasıflara sahip olabilmektir. Allah rahmet eylesin Muhsin başkan herkese örneklik teşkil etmeye çalışıyordu.

Bütüncül örnekliği ilk mücadele yıllarından başlar. Özellikle 5 Ekim 1979 yılında yayınlanmış olan bir çağrı metni var. Biz o çağrı metninde bütün gruplara hani bugünkü kullandığımız bütün gruplara bir davet vardır. Küfre karşı tek yumruk olma çağrısı vardır. Bu çağrı örnekliğe delildir.

O belgeyi okumanızı tavsiye ederim. İşte bu yönüyle yani son zamanlarla ilgili değil. Benim 77 yılından itibaren tanıdığım Muhsin YAZICIOĞLU bu şekilde örneklik teşkil etmeye çalışmıştır. Bütün adımlarında, bütün hayatı boyunca, yurttaki mücadelesi, evdeki mücadelesi, evdeki arkadaşları ile olan bağlantıları vesaire hepsinde bir örneklik teşkil etmiştir. Son olarak Milli Mutabakat çağrısında da bu örnekliği görüyoruz. Dolayısıyla bu ifadeyi doğru seçtiğimizi düşünüyorum.

1979’daki ve Partinin kuruluşundan önce yapılan Milli Mutabakat Çağrısı metinlerinden bahsedebilir misiniz?

Tabii ki, bu iki çağrı da siyaset tarihimizde önemli yer tutar. Özellikle 1979 yılında “Tevhid”ten yana olduğunu ifade eden gençlik teşkilatları bildirinin gereğini yapabilselerdi ülkemiz pek çok badireye musallat olmayabilirdi. Önemli bir örneklik teşkil ederdi.

Ülkemiz o umdelere bugünde ihtiyaç duymaktadır. Umarım ki, çağrı yenilenir ve gereği yapılır.

Milli Mutabakat Çağrısına gelince. Günlük günlük siyaseti takip ediyorsak günümüzde de en çok kullanılan ifadelerden birisinin Milli Mutabakat olduğunu görürüz.. Özellikle 2 parti arasında şu anda bir mutabakat sağlandı. Mutabakat metninde İ’la-yı Kelimetullah deniliyor. Tıpkı 1992 yılında olduğu gibi.

Biz bu mutabakat çağrısını biraz önce ifade ettim aslında 1979'da o çağrıyı yaptık. Çok önemli bir çağrıdır. 1992 yılında Milli Mutabakat Çağrısı yapıldı. Milli Mutabakat Çağrısı'nın en önemli vurgusu şudur. Tevhid. Onun için bugün de geçerlidir diyoruz: O gün biz iki konuyu tartışmayız.

Bir Allah'ın birliği, iki Hazreti Peygamberin risaleti. Bunun dışında her şeyi tartışırız. Her şeyi aklımızın erdiği kadar eğer doğruysa onu savunuruz, yanlış buluyorsak onu da reddederiz.

Muhsin başkan o zaman diliminde diyor ki: Doğruyu Ecevit'te söylese efendim onu savunuruz. Baykal'da söylese savunuruz, Bahçeli'de söylese savunuruz.

Bizim ölçümüz, temel ilkemiz, vazgeçilmezimiz nedir? Allah'ın birliği dolayısıyla Allah'ın bize peygamberi vasıtasıyla vahyettiği her şeydir. Allah'ın birliği ifadesi onun mutlak hakimiyeti ve kudretini ifade ediyor. Risalet hazreti Peygamber aleyhisselamın vahyi fiiliyata, uygulamaya, davranışa dönüştürmesidir, modelliğidir, örnekliğidir.

Bu iki ilkeyi tartışmıyoruz, tartışma konusu yapmıyoruz.

Ama bunun dışında her şeyi tartışabiliriz. Milli Mutabakatta da 5 madde var. O 5 maddeyi okursak, tahlil edersek ne kadar önemli olduğunu çok daha rahat bir şekilde anlarız yani.

Bizim bahsettiğim iki ilke dışında mutlak doğrumuz olmadığı için her şeyi tartışma konusu yapabiliriz. Herkes üniversiteli olsun mu, olmasın mı gibi. Bunu tartışabiliriz dedik. Tartışılmaz olan nedir? Mesela Kuranı Kerim'de diyor ki: Evebeyniz dahi olsa adaletten ayrılmayın. Biz bunu tartışmayız. Biz zalime karşı direndiğimiz gibi, mazlumun hakkını alması için adeleti savunuruz.

Kim olursa olsun.

İşte çağrı metni bu açıdan önemlidir. Çağrı metinlerini defalarca okuylım. Özellikle maddeleri üzerinde derin bir şekilde düşünmeye, anlamaya çalışalım.. Eğer o mutabakattaki ifadeleri doğru anlarsak hiçbir bir derneğimiz, vakfımız, partimiz, tarikatımız bizim kutsalımız olmaz.

Bizim en çok kaybettiğimiz şeylerden birisi bu. Allah'ın birliğine davet edeceğimize Hazreti Peygamber aleyhisselamın risaletine davet edeceğimize ne yapıyoruz? Biz efendimize, partimize, derneğimize davet ediyoruz. Efendimiz kimse, derneğimiz hangisi ise.. Bu da bizim sapmamıza vesile oluyor,

Çağrıların “tevhid” anlayışı bugün de bize modellik edecek durumdadır. Muhsin YAZICIOĞLU'nun şahsında çağrılardaki “tevhid” anlayışı söz konusu ve davetin “tevhid”e yönelik olduğu için bize modellik edecek, usvelik edecek durumdadır. Bu açıdan çağrılar önemlidir diye düşünüyorum.

Devam Edecek..

SÖYLEŞİ: FUAT TAŞCI - HERTARAF HABER

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş