ÜSVE-İ FİTYAN: MUHSİN YAZICIOĞLU - 3 - / Veysi ERKEN

18.03.2020

3. BÖLÜM

Rahmetli Muhsin başkanın etkilendiği, örnek aldığı kişiler, kaynaklar olaylar var mıdır?

Etkilenmeyen var mıdır diye sorsak daha doğru olur. Hepimiz kişilerden, olay ve olgulardan, okuduğumuz kaynaklardan etkilenmişizdir. Herkes birini veya birilerini model alır veya alıyoruzdur. Bireyin hayatında “taklit” ve “benzeme” arzusu fıtrî olarak vardır. Yıllar önce yazdığım bir yazımın başlığından bahsetmiştim. “Usve”sini kaybeden “idol”una tapıyor.

Muhsin yazıcıoğlu “usve”sini bulanlardan biridir. Bilebildiğim kadarıyla gerçek anlamda onun “usve”si Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)dır. Bunun dışında Muhsin YAZICIOĞLU'nun birinci derecede etkilendikleri üzerinde durabiliriz. Bu konuda şunu öncelikle söyleyebiliriz. Muhsin Yazıcıoğlu hepimiz gibi çok kişiden etkilenmiştir.

Hayatını bildiğim kadarıyla etkilendiği en önemli kaynak anlamında Kuranı Kerim'dir. Bildiğim kadarıyla neredeyse okula başlamadan Kuranı Kerim ile haşır neşir olan bir insan. Ondan sonra en çok etkilendiği hayatını anlamaya, yolunu, yöntemini anlamaya çalıştığı Hazreti Peygamber aleyhisselamdır.

Zaten son ifadelerinden, son röportajlarından da bunu anlıyoruz. Bir kölenin hüznünü duyuyorum diyor röportajında.

Hazreti Peygamber aleyhisselam'dan etkilenmiştir, onun gibi yaşamaya çalışmıştır, yaşatmaya çalışmıştır. Bunun dışında kimlerden etkilenmiştir? Alparslan Türkeş’ten etkilenmiştir. Yine bire bir mesela benim tanıdıklarım var Erol GÜNGÖR. Allah rahmet eylesin. Ondan etkilenmiştir. Ondan etkilendiğini biliyorum.

Yine özellikle Galip ERDEM ismini ne kadar duydunuz bilmiyorum ondan etkilenmiştir. “Ülkücünün Çilesi” diye bir kitabı var Galip ERDEM'in. Okunmasını tavsiye ederim, güzel bir kitap.

Başka kimlerden etkilenmiştir? En çok etkilendiği şahsiyetlerden birisi de Seyit Ahmet ERVASİ'dir.

Muhsin Başkanla merhum Ahmet hocayı anma toplantısında beraber olmuş ve bunu fark etmiştim. Ahmet hocanın eserlerini de okumak gerekir. Özellikle Türk İslam Ülküsü, Hasbihal, Doğu Anadolu Gerçeği, İlmihal gibi eserleri okunmalıdır. Seyit Ahmet ERVASİ Allah rahmet eylesin o da kalanlardan birisidir.

Muhsin YAZICIOĞLU bunların hepsinden etkilenmiştir. Muhsin Yazıcıoğlu , İslam’ı anlamaya ve anlatmaya çalışan herkesi -tabiri caizse- örnek alma, onlardan etkilenmeye çalışmıştır.

Bunun içerisinde mesela Said Nursi dahil olmak üzere onları da okumuştur. Necip Fazıl'ları okumuştur. İşte kanaat önderleri bugünkü ifade ile konuşulan şahsiyetlerle. Mesela Esad ÇOŞAN hocadan etkilenmişliği vardır. Bunları çoğaltabiliriz.

Ama asıl kaynak Kur’an ve Sünnettir. Şunu diyebiliriz. Muhsin YAZICIOĞLU Hazreti Peygamber Aleyhisselamın yolunu takip edenleri örnek almaya çalışmıştır.

Neden Siyaset, Siyasetteki hayali neydi? İslam Birliği, Nizam-ı Alem, İlayı Kelimetullah neyi ifade ediyor. Amacı, hayali neydi?

Muhsin YAZICIOĞLU siyasetle niye ilgilendi sorusunun cevabı gayet nettir diye düşünüyorum. Esasında her Müslüman’ın siyasetle ilgilenmesi gerektiğine inanıyorum. Siyaset bir yönüyle “yönetme sanatı” olduğuna göre her Müslümanın yönetme ile ilgili olması gerekir. Ev, okul, iş yeri, kamu fark etmez.

Günümüzdeki ifadesiyle düşünecek olursak, memleket derdi, insan derdi, vatan sevdası olan herkes siyasetle ilgilenir. Muhsin başkanın da böyle bir sevdadan dolayı siyasetle ilgilendiğini düşünüyorum. Tabii ki onu tanıdığım döneme kadar ki, geçmişinden bahsediyorum. Onunla tanıştıktan sonra zaten siyasette ortak hayallerimiz, hedeflerimiz var olduğunu gördük. İslam birliği, Tevhid, Nizamı âlem, İla-yı Kelimetullah doğrultusunda cehd siyasetimiz idi.

Dolayısıyla Muhsin başkan siyasetle uğraşmıştır. Çok geniş bir şekilde uğraşmaya çalışmıştır. Çünkü bir hayali vardı. Benim bir hayalim var diye zaten konuşması da var.

Hayali nedir? Türk İslam Coğrafyasında en azından birliği sağlamak. İşte bunun için siyaset gereklidir. Yani sadece efendim bir araya gelme değil. Niye bir araya gelelim? Teşkilatlanmayı zaten bir gayeye bir davaya hizmet aracı olarak görüyor. Bunun için bir siyaset söz konusudur. Bunda davayı, gayeyi şöyle ifade ediyor. Diyor ki: Bizim gayemiz İlayı Kelimatullah.

Yani Allah'ın adını yüceltme. Her alanda yüceltme. Davamız Nizamı Alem. Allah'ın bize vadettiği bize vahyettiği bize emrettiği şeyi, kuralları, ilkeleri bütün aleme nizam verecek şekilde bunları kullanmak. Bu neyi gerektiriyor? Siyaseti gerektiriyor.

Muhsin YAZICIOĞLU bugünkü ifadeyle kuru bir siyaset için kuru bir iktidar kavramı için gücü devşirme için siyasete atılmadı.

Atılmadığına inanıyorum.

Bu anlamda ona yol arkadaşlığı yapan herkeste aynı duygu var. Ama yol arkadaşlığı bakın parti arkadaşlığı demiyorum yol arkadaşı olanlar aynı duyguyu aynı düşünceyi aynı siyaseti dünde devam ettiriyorlardı bugünde devam ettirenler vardır. Sapanlar da olabilir.

Ama Muhsin YAZICIOĞLU 14 yaşında başladığı siyasi faaliyetlerini 2009 yılına, vefatına kadar aynı çizgide devam ettirmiştir.

Hani denilir ya “Hayali olanlar asla uyumaz”. İşte Muhsin YAZICIOĞLU da uyumayanlardan birisiydi. Çünkü bir hayali vardı. Türk İslam Coğrafyasının özgürlük hayali vardı. Türk İslam Coğrafyasının birlik hayali vardı. Türk İslam Coğrafyasının kalkınmışlık hayali vardı. Kısaca Türk İslam Coğrafyasının bütün dünyaya nizam verme, liderlik etme hayali vardı. O hayal kimde varsa siyasetçidir. Siyasetle uğraşır. Muhsin YAZICIOĞLU da bunun için siyasetle uğraşmıştır. Siyasette usve olmaya çalışmıştır.

O zaman siyaseti ahlaklaştırmaya çalışmıştır diyebilir miyiz?

Aynen. Yani siyasetin ahlaklaştırılması diyelim. Zaten ahlaka dayanmayan bir siyaset politikaya devşirilmiş olur. Poli çok demek. Bunu ingilizcesi iyi olanlar daha iyi bilir. Tika da maske demek. Politika çok maskelilik, çok yüzlülük yani iki yüzlülük değil de çok yüzlülük demektir.

Siyasetçi olalım ama politikacı olmayalım. Tanıdığım Muhsin başkan politikacılaşamamıştır. İyi ki, politikacı olmamıştır. O siyasetçi kalmaya çalışmıştır. Siyaseti İslam ahlakı üzerine inşa etmeye çalışmıştır. Örnek olmuştur bu yönüyle.

Siyasette zamanı verimli kullanabiliyor muydu?

Siyasetle ilgili hayatında zamanı iyi kullanmıyordu bence. Bunun başlıca sebebi “hayır diyememe” özelliğinden kaynaklanıyordu. Bunu defalarca gördüm. İki dakika görüşmek için odasına giden bir saat oturduğu oluyordu. Hayır diyememe yönetim süreci açısından zamanın kötü kullanımını ve israfını beraberinde getirir.

Onunla beraber siyaset yapmak nasıl bir duyguydu?

Benim için çok güzel bir duygudur. Tek kelime ile söyleyeyim Muhsin YAZICIOĞLU ile beraber 2002-2003 yılları arasında partide Merkez Karar Üyeliği yaptım Yine 2006'dan 2011'e kadar da Yüksek İstişare Kurulu Başkanlığını yürüttüm. Tabi adı üzerinde istişari bir kurul. Yani yönetme kurulu değil istişari kurul. Bize danıştığı zaman fikirlerimizi ifade ettik, raporlar hazırladık. Onun için hazırladığım metinler epey fazladır. Güzel bir duygudur. Bir hatıradır artık öyle diyeyim. 2011 yılında da partiler anlamında siyaseti bıraktım. Parti falan diyorlar ya.

2011 yılından beri de parti işleri ile uğraşmıyorum.

Siyaset anlamında Darbelere ve Darbecilere Karşı Tutumu Nasıldı? Usve Olabilmiş midir?

Tanıdığım Muhsin başkan vesayet rejimlerine daima karşı çıkmış ve kendi gücü nispetinde darbecilere direnmiştir. Örnek olmuştur bu tavrıyla.

Muhsin YAZICIOĞLU bilebildiğim kadarıyla gerçekten bütün darbelere, bütün zalimlere, darbecilere karşı çıktı. Dik durdu.

12 Eylül döneminde Kenan Tufanı veya Eylül Fırtınası dediğimiz dönemde Kenan EVREN'e yazdığı bir mektup var. O mektupta ne kadar dik durduğunu, darbelere ve darbecilere ne kadar karşı çıktığını, işkencecilere ne kadar meydan okuduğunu görüyoruz. Bunu zaten daha sonra cereyan bütün hadiselerde görüyoruz. Mesela; Manisa Davası diye bir hadise var. Orada Manisa Davasındaki işkencelere karşı da aynı tepkiyi göstermiştir.

Özellikle 1997 meşhur 28 Şubatta kullandığı bir ifade var. Tarihe mal olmuş bir ifadedir. Onunla ilgili de hatıram var.

O ifadeyi ilk olarak kendi meclis odasında kullanmıştır. “Türkiye’yi Suriye yaptırmayacağız”. Yine “Namlusunu millete çeviren tankı selamlamam, selam durmam” ifadesi tarihe kazınmış bir ifadedir.

Tehdit edenlere verdiği “Biz kimseyi arkadan vurmayız, alnından vururuz” cevabı bunun göstergesidir. https://www.youtube.com/watch?v=5m9Df5u9678 

Bir de şunu ifade edeyim. Yönetimlerin görevi darbe ortamını ortadan kaldırmaya çalışmaktır. Tarihen sabittir.12 Eylül darbecileri ortamı olgunlaştırdı. 28 Şubatta yönetim taviz verdi. 28 Şubat darbecilerine, o günkü iktidar sahipleri yol açtı. Eğer biraz tarih, biraz kanun, yönetmelik olursak bunu görürüz. 29 Ocak. Yanılmıyorsam hafızam yanıltabilir 29 Ocak 1997 tarihli resmi gazeteyi okursanız Kriz Yönetimi Yönetmeliği diye bir yönetmelik yayınlandı. O yönetmelikle başbakanlığın bütün yetkileri askerlere devredildi. Öyle diyeyim.

O tarihi bir belgedir. Çok kötü bir belgedir. O dönemde Muhsin YAZICIOĞLU ile beraber partide bulunduğumuz için o yönetmeliği okudum. Onun üzerine epey tartıştık. Dedim ki: Yav bunlar ne yapıyorlar? Hani tamam destek verdiniz 8 milletvekili ile destek verdiniz, bu yönetmelikle yetkilerini askerlere devrediyorlar, yarın öbür günde askerler bunların tepelerine biner.

Ki böyle oldu. 28 Şubat işte meşhur o bildiriler, bilmem efendim başlıklar, Beşli Çeteler ve benzer birsürü şeyler devreye girdi.

Beceremiyorsanız gidin ifadelerini bugün Persilvanya şeytanlarının ifadeleri ben öyle diyorum. Bunları artık çoğaltabiliriz. Bunun üzerine ne yapılabilir diye ben başkanla bir görüşmeye gittim. Yani telefonla aradım. Meclise gittim. 16 Mart 1997 tarih.

16 Mart. Hiç unutmadığım hatıralardan birisi. Artık hatıradır.

Aslında 5 dakikalığına görüşmeye gitmiştim. Ama gece saat iki buçuğa kadar mecliste kaldık mecburen. Odada o zaman Mazlumder İstanbul Şube Başkanı Şadi ÇARSANCAKLI diye bir arkadaş. Ankara'dan Osman YURT. Birde Almanya'dan gelen bir arkadaş var HDR diye bir dernek o zaman insan haklarıyla uğraşan. Onun genel başkanı Mehmet DOĞAN. Üçü orada. Epey konuştuk. Konu o kadar uzadı ki gece saat iki buçukta meclisten ayrıldık. Ne yapılacak, nasıl bir direniş gösterilecek. İşte ilk olarak “Türkiye’yi Suriye yaptırmayacağız” ifadesini o gece kullandı, orada şahitlik ediyoruz biz ona.

Dedi ki “Türkiye İran olmayacak, Türkiye Cezayir olmayacak, Türkiye’yi Suriye yaptırmayacağız”. O zaman İran ve Cezayir’de olaylar var bilen, duyanlarınız anlamında bilenleriniz olabilir. Ama Türkiye Suriye'de olmayacak, yaptırmayacağız. Neden? Neden Suriye? Suriye baas yönetimi o zaman işte Beşer Esad'ın babası iktidar. Öyle bir iktidar ki Esad iktidarı bir evde 7 kişi varsa 7 ayrı istihbarat örgütünün elemanı. Herkes birbirinin muhbiri. Böyle bir anlayış var Suriye’de.

İşte Muhsin YAZICIOĞLU Türkiye'yi biz Suriye yaptırmayacağız derken darbecilere meydan okuyordu. Zira 28 Şubatçıların, darbecilerin kafası, zihniyeti Esad'ın zihniyetinden hiçbir farkı yoktu. Umarım ki o dava ile ilgili verilen mahkumiyet kararları infaz edilir.

Yine burada belirtmek gerekir. Muhsin başkan 12 Eylül öncesinden, 12 Eylül’de ve sonrasında darbecilere direnmiştir ve model olmuştur. Darbelere ve darbecilere karşı çıkışı ve duruşu daimdir.

Özellikle 28 Şubat’tan önce Muhsin YAZICIOĞLU'nun Refahyol iktidarına destek vermemesi için birisini gönderiyorlar. Temsilci diyelim. Refahyolu destekleme, iktidar olmasınlar, ya iktidar olurlarsa şöyle kötü olur böyle kötü olur, senin başına bir şeyler gelir. En son o tehdit eden vatandaş öyle diyelim diyor ki: “Ya başkan artık milleti iki kilometre öteden vuruyorlar seni de sırtından birisi iki kilometre öteden vurabilirler” destekleme.

Rahmetli genel başkan o vatandaşın kravatından tutarak bana bak diyor. “Biz kişileri arkadan, iki kilometre öteden vurmayız. Tuttuğu gibi biz 10 santim öteden alnından vururuz” diyor ve biz darbe yapanlara, darbe yapacak olanlara Müslümanları iktidarını engelleyeceklere karşı böyle bir direniş gösteririz diyor ve odasından kovuyor. Daha sonrada o iktidarla ilgili hükümetin programının okunacağı gün, konuşmalar yapılıyor. Bir gün önce de partide bir toplantı yapıldı. O toplantıya da davetliydim. Yani istişare toplantısı. Bir açıklamada bulundu, geniş bir açıklama. Sonra ben bir söz aldım. O sözü ertesi gün mecliste kullandı. Tarihi bir ifade olarak sizlerde duyuyorsunuz. “Müslümanların iktidarına engel oldu dedirtmeyeceğim” dedi.

Bu ifade bir gün önce partinin girişinde o zamanki Tunalı Caddesinde kullanılan, tarafımdan kullanılan bir ifade. Sonra ertesi günde meclise götürülen bir ifadedir. Yani 28 Şubatta gerçekten Muhsin YAZICIOĞLU darbecilere karşı, zalimlere karşı en çok direnen bir insandır, bir liderdir. Direnişi ile “usve” olandır.

Bunun akabinde 27 Nisanda 2007 yılında darbeciler bir bildiri yayınladı. Bunlara karşı direniş bildirisini Büyük Birlik yayınladı.

Yani genelkurmayın bildirisine karşı ilk bildiriyi Büyük Birlik yayınladı. 8 maddelik bir bildiridir.

Bir maddesinde şu ifade geçiyor: Milletin iradesini tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesi dışında hiç bir idareyi tanımıyoruz.

Bu ifade, bu ifade özellikle darbeci olanlara karşı büyük bir duruştu ve kırılma, onlar açısından kırılmayı beraberinde getirdi. Akabinde de hükümet o günkü hükümet bunlara karşı direndi, direnmeye başladı. Ama o tarihi geceyi biraz okursanız o ifade: Milletin iradesinin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesi dışında hiç bir idareyi tanımıyoruz ifadesi tarihe geçen bir ifadedir, bir dirençtir, bir direniştir.

İşte onun yansımaları 15 Temmuzda görüldü. Bakın şimdiki cumhurbaşkanı ne yaptı? Dediki: “Meydanlara çıkın” Meydanlara çıkan halk darbecileri tarihe gömdü. O gece meydanlara çıkan insanların sayısı herhalde 30 milyon vardır.

Dolayısıyla Muhsin başkan örnek oldu diyoruz. Biz her türlü zalime, her türlü darbeciye, her türlü darbeye meydan okumaya gücümüz yettiği kadar çıkmaya çalışıyoruz. Muhsin YAZICIOĞLU'nun yolunu takip ediyoruz..

Bundan sonra da ne kadar yaşarız bilmiyoruz, vademiz ne kadar bilmiyoruz. Bildiğim bir şey var. O da Muhsin başkanın bu yönünü “usve” bilip her türlü darbeye ve darbeciye karşı direnmeye devam inşallah.

Son gece ve son anlar

Son gece de tam “usve”liktir diye biliyorum. Yola çıkmadan Kur’an-ı Kerim okuduğu belli oluyor. Kur’an-ı Kerimi kapatmadan, her halde kapatamadan evden çıkıyor. Mühtemelen teheccüd namazını kıldıktan sonra Kur’an-ı Kerimi kapatmaya fırsat bulamadan çıkıyor. Kur’anı hayatınızın mihengi yapın diyordu bu davranışıyla.

Seçim dönemi. Son gecesi dediğimiz gece öncesi ve sonrasıi çok hızlı bir seçim süreci. O gece sonrası Kahramanmaraş’a ve pek çok yerde seçim konuşması yapılacak. Önce Sivas'a gidiyor. Geceyi Sivas’ta geçiriyor.

Sivas'tan Kahramanmaraş'a gidiş, oradaki programlara iştirak, Kahramanmaraş'tan bu sefer Yozgat'a gidiş için uçma.

Kısaca hızlı bir trafik var.

Son gece ve son seçim faaliyetleri ve akabinde cinayetve uçmağa varmak Fırıldaklığa dayanmayan bir son.

İbretlik bir gece ve İlayı Kelimetullah için ibretlik bir son.

Hani malum bir söz var ya. “Nasıl düşünürsen, inanırsan öyle yaşarsın, nasıl yaşarsan öyle ölürsün, nasıl ölürsen öyle haşrolursun.”

İşte böyle bir son. Bir şehadet.

 

Şehadeti

Resmen iç-dış bir komplo ile komple ama komple bir komplo ile şehit edilmiştir. Ben buna inanıyorum. Muhsin YAZICIOĞLU Allah mekanını cennet eylesin.Mekanının cennet olduğuna inanıyorum. Tavizsiz bir hayat sürmeye çalışmıştır. Buna katlanmayan ve kabullenemeyen bütün güçlerin ortak komple bir komplosu ile şehit edilmiştir.

Ama biz tersinden baktığımızda vadesi dolmuştur. Biz buna inanıyoruz. Vadesi dolan öbür tarafa teşrif eder. Bizde inşallah öbür taraftaki cennete teşrif edenlerden, Muhsin YAZICIOĞLU ile beraber Hazreti Peygamberin oradaki ravzasında buluşanlardan oluruz.

Defin Yeri

İnandığı gibi yaşamaya çalışan, yaşadığı gibi rahmeti rahmana kavuşan Muhsin başkan’a yakışan bir defin yeri, bir uğrak yeridir Tacettin Degahı.

Tacettin Dergahı şöyle diyebilirim Muhsin YAZICIOĞLU hayatındayken özellikle 12 Mart günü İstiklal Marşının kabulü, 18 Martta yine anma toplantıları yapılıyor. Bilebildiğim kadarıyla o toplantıların tamamına Ankara'da olduğu müddetçe katılmaya çalışmıştır. O orayı, o bölgeyi çok seven bir insan.

Bir vasiyet, bilebildiğim kadarıyla yoktur. Cenabı Allah'ın bir lütfu, bir keremi, bir takdiri. Öyle bir yer.

Hergün herhalde en az 300-400 kişi oraya gidiyor, ziyaret ediyor, fatiha okuyor. O mezarın kenarında yeni duygularla oradan ayrılıyor. Yer çok güzel.

Son Söz

Muhsin Yazıcıoğlu Hz. Peygamberin –tabir caiz ise- ayak izlerini takip eden, vahyi ve sünneti okumaya, öğrenmeye, anlamaya ve yaşamaya çalışan bir şahsiyet. Bu özelliğiyle “usve” olan bir kişilik.

Fikirleri, düşünceleri ve yaşayışı özellikle gençlere öğretilmesi gereken bir “usve”. Kusurları, hataları, eksiklikleri yok mu? Elbette vardır. O da bir beşerdir. Bir insan ve kuldur. Buna rağmen bir “usve”dir.

Kısaca, Yaşayış Tarzının “Usve”liğinin Özeti

“Bir Kar Tanesi Olsam, Mekke’ye Düşmek İsterdim” diyen merhum Muhsin Yazıcıoğlu “usve”liğini kısaca “Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Küf dedi mi gitti. Bunun da nerede geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hâkim değilsiniz. Bir saniyesine bile hâkim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da, milletle olmayacağız. Yarın ahirette Allah, bize ‘Niye iktidar olmadın’ diye sormayacak. Sorsa da ‘vermediniz’ diyeceğiz” diye özetlemiştir.

Son…

Söyleşi: Fuat TAŞCI  / Hertaraf Haber

2. Bölüm:

1. Bölüm

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş