Terör, Bin Laden ve Afganistan Bahane - Süleyman Arslantaş

12.09.2018

“Usame bin laden veya Taliban veya Arap kökenli Müslümanlar Dünya Ticaret Merkezi'nin ve Pentagon'un vurulmasına karışmış olsalar da bu olay; bugün için en çok Amerika'nın işine gelmektedir. Kaldı ki Bin Laden'i de Taliban'ı da dünyanın başına bela eden Amerika'nın kendisidir. Tıpkı Saddam pisliğini bugün bile bir şer unsuru olarak yaşattığı gibi.”

Şeklinde  yazan Yazarımız Süleyman Arslantaş’ın 11 Eylül Olaylarının yıldönümü denedi ile kaleme aldığı yazıyı yayınlıyoruz.

Hertaraf Haber

11 Eylül 2001'de dünyanın güç yetirilemez olarak gördüğü Amerika'nın simgeleri alt-üst oldu. Küresel kapitalizmin komuta merkezi olan Dünya Ticaret Merkezi'nin ikiz kuleleri mukavvadan yapılmış maketler gibi birbiri ardından yıkılıverdi.  Yetmedi, dünya emperyalizminin yılmaz bekçisi, hamisi haşa Allah'tan daha çok güçlü olduğu vehmedilen Pentagon vuruldu...

Aslında yıkılan, vurulan, yok edilen yerlerin maddi değerlerinden çok simgesel değerlerinin yok edilmesi önemlidir. Zira dünyanın en çok korunan en çok emniyette olduğu iddia edilen yerlerin vurulması bir bakıma yirminci yüzyılın ilk yarısında itibaren dünyaya yeni bir ilah gibi takdim edilen ve hatta yeni bir din olarak algılanan küresel kapitalizmin yok edilmesidir.

Terör elbette tasvibi mümkün olmayan bir eylem türüdür. Latince "terrere/korkutmak" kelimesinden türeyen bir fikri, bir dünya görüşünü zorla kabul ettirmek, onu kalıcı kılmak için sistematik olarak güç  kullanmak, karşı tarafa korkutmak, yıldırmak anlamına gelmektedir.

Başka dinlerin bilmem, ama islam teröre izin vermeyen bir dindir. İslam, hiç kimseye zorla bir şey dayatmaz,  dayatmaları da tasvip etmez. Nitekim Kur'an:  "Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır. (Bunlar görevlerini yaptılar). Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler." (Hud/116) buyurulmakta. Bir başka ayette de: "Medyen'e de kardeşleri Şuayb'i gönderdik ve Şuayp: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut bağlayın, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın! dedi." (Ankebut/36)

Görüldüğü gibi İslam dininin ana kaynağı Kur'an, bozgunculuğu,  yeryüzüne fesada vermeyi yasaklamaktadır. Yani özetle terörün İslam'da yeri yoktur. Kim yaparsa yapsın, kime karşı yapılırsa yapılsın tasvip edilemez.

Şimdi yaşamış olduğumuz dünyada ve günümüzde gelişmiş batılı ülkeler nezdinde, özellikle Amerika ve onun destekleyicileri nezdinde İslam'ın ve Müslümanların konumu nedir, sualine cevap arayalım.

Doğrusu uzun zamandan beri İslam ve Müslümanlar Batı nezdinde makbul bir konumda bulunmamaktadırlar. 20. yüzyılın başından beri horlana, yok sayılan, yok sayılması ve yok edilmesi  stratejik bir karar haline getirilen ve yine Allah'ın arzında hemen her köşede katledilen, maddi ve manevi değerleri ayaklar altına alınan, alınmaya çalışılan İslam ve Müslümanlardır. Özellikle Birinci Dünya Savaşı ardından yıkılan Osmanlı Devleti'nin toprakları üzerinde her türlü emperyal oyunlarının oynandığı yapay devletlerin, yapay devlet adamlarının imal edildiği, halkların ve onların değerlerini hiçe sayıldığı bir dönem başlatıldı. Batılı bir yazar bu hususu köşesine şu cümlelerle yansıtıyor: "Her şey 800 yıl önce yeniden doğan Avrupa'nın kutsal yerleri geri almak için sömürgeleştirme mücadelesine girmesiyle başladı. Bugün sadece 800 yıllık bir Haçlı Seferi geleneğinin değil, aynı zamanda 80 yıllık bir sürecin sonuçlarını çekiyoruz. Birleşen Britanya ve Amerika'nın 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalanması. Haritalar tasarladık, devletler oluşturduk. Daha önce var olmayan ulusal kimlikler hayal ettik ve onları yeni ülkeleri yerleştirdik. Ve eski etnik kimlikleri hem sınırların ötesine yayılan hem de içlerinde var olmaya devam eden bu devletler, güçsüz olmak üzere tasarlandı. Bu, petrol uğruna uygulanan klasik "böl ve yönet" taktiğiydi.  Bu korku içinde bizler de sadakat ile Amerika'yla omuz omuza duruyoruz."(1)

2. Dünya Savaşı sonrasında da Amerika'nın ve yandaşlarının sömürü mantıklarında bir değişme olmadı. Ve tabi bu sömürü, dışlama ve yok etme ameliyesi yalnızca Müslümanlara yönelik olarak da sürmedi. Dünyanın çeşitli Mazlum Devletleri, milletleri de, nasiplerini aldılar. İşte Kore.  Amerikan emperyalizminin paramparça ettiği ve parçalarını da birbirine düşürdüğü bir ülke ve biz de bu parçalanmışlığı pekiştirmek için Amerikan emperyalizminin yanında yer aldık. Amerika'ya muti Güney Kore iyi.  Ama Amerika'ya Asi Kuzey Kore kötü... Peki Güney dekiler insanda, Kuzey dekiler başka bir mahluk mu? Vietnam, daha önceleri Fransız kolonisi olan bu ülke,1954'te Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye bölündü. Amerika Güney Vietnam'ın yanında yer alırken, Rusya ve Çin Kuzey Vietnam'ın yanında yer aldılar. Yaklaşık 8 yıl süren savaşta Amerika, Vietnam topraklarına 6 milyon ton bomba attı. Ve 46 bin ölü 300 bin yaralı, 3700 uçak,4800 helikopter kaybederek ülkesine döndü. Bu arada Güney ve Kuzey Vietnam ise toplam 1.084.000 ölüverdiler. Siviller ise 500.000 civarındadır...

İngilizlerin alt yapısını oluşturduğu, Amerika’nın ise devlet haline getirdiği İsrail 20. Yüzyılın başından bu yana Britanya ve Amerika’nın desteği ile sürekli terör estirmekte. Teröristlerin (Moşe Dayan, Menahen Begin, İzhak Şamir, Ben Gorion , Ariel Şaron vb)  devlet adamı olduğu terörist bir devlet…

Ama, bunun sorumlusu Şaron mu, Begin mi, Şamir mi? Hayır. Üstelik onların her katliamında BM. Güvenlik konseyi usulen de olsa İsrail’i kınama kararı alsa, hemen Amerika bu kararı veto etmiştir. Öyle ise terörist İsrail ve onun eli kanlı yöneticileri yegane suçlu değiller.

Hama’yı unutmadık . Cani Hafız Esad’ın binlerce sivil halkı katletmesini ve uygar dünyanın sessizliğini. Halepçe’yi unutmadık. Cenevre sözleşmelerine rağmen katil Saddam’ın binlerce masum insanı kimyasal silahlarla katletmesini. Unutmadık emperyalistlerin tahriki ve teşviki ile başlayan İran-Irak savaşını ve 1,5 milyon insanın ölümünü. Unutmadık sadece İran’da 500 belediyelik yerleşim biriminin yerle bir olmasını. Ya Cana katliamı… Amerika yalnızca terör kendisine bulaşınca bağırıyor ama başkalarına olursa teröristleri taltif ediyor. Somut delilleriyle Sabra ve Şatilla’da binlerce sivil’i katleden ŞARON şuanda Amerika’nın kabulüne mazhar olmuş bir devlet adamı değil mi? Peki vahşi Sırp saldırıları ile ırzına geçilen 37000 Boşnak kız ve kadını sivil değil miydi? Katledilen 240000 Boşnak hangi suçu işlemişti? Dağlık Karabağ'daki Ermeni mezalimine maruz kalan binlerce Azeri için ABD, hür dünya ne yaptı? onlarca Türk hariciyesine yönelik Ermeni saldırı ve katliamlarına karşı Amerika ne yaptı? PKK terörü ve öldürülen 30 bininin üzerindeki insanlar için ne yaptınız? PKK'ya Lojistik Destek kimler verdi, Apo denilen caninin arkasında kimler vardı? Sahi şu anda Cezayir ve topyekün Kuzey Afrika'da kan dökülüyor. İnsan hakları ve onuru ayaklar altında çiğneniyor neredesiniz?

Duyarlı bir yazar Haluk Sunat: LANETLİYORUM! başlıklı makalesinde diyor ki: "-Acep bu gözü dönükler uygarlığında bizde bir köşecik kapabilir miyiz? diye dertlenerekten, dünya külhanı abilerinin sopasını usul usul okşayıp abilerini göz ucuyla süzen gözüsüzükleri;

'Şiddete karşıyım', derken; bütün bir dünyaya şiddet tohumları ekerek, şiddet araçlarına (silaha) talebi yeniden üreten ve ekmeğini şiddetten çıkaran iki yüzlü askercil endüstrileri;

Her ne olursa olsun, birikmiş öfkelerini rağmen insanların ölümü ve yakınlarının acıları karşısında zil takıp oynayanları;

Koskoca İslam uygarlığını, dünya aleme, 'tedhişgüderlik'ten ibaretmiş gibi belletenleri lanetliyor; sevgili Afgan bebelerini masum ve mazlum siyah gözlerinden öpüyorum..."(2)

Elbette bu yazımda başta ABD olmak üzere dünya emperyalizminin günah çetelesini bütünüyle ortaya koyacak değilim. Ancak bugün Amerika 11 Eylül'de karşı karşıya geldiği olayı önce 'savaş' olarak takdim etti ardından 'terör' deyimi öne çıkıverdi. Şayet ikinci şıkkı yani terör deyimini kabul edersek haklı olarak yukarıdaki soruları sormamız gerekiyor. Yukarıda terörün tarifini yaptık. Bu tarife göre kim, zorla, sistematik bir şekilde kendi düşünce ve dünya görüşünü bir başkasına dayatmaya kalkışıyorsa ve güç kullanıyorsa o kişi, kuruluş ve devlet teröristtir. Peki, Ortadoğu'daki dayatmalar, domuzlar Körfezi çıkartması, Vietnam, Şili'de Allende'ye karşı yapılan darbe, Pinochet Cuntası, Şah'ın desteklenmesi, askeri darbelere ön-ayak olmak bunların hepsi de terör tanımına girmiyor mu? Giriyorsa o zaman Amerika aynaya baksın, mutlaka İkiz Kulelerin ve Pentagon'un faillerini, teröristleri görecektir…

ABD’ye Saldırı Niçin Gerçekleşti?

Amerika'ya saldırının ardından hemen herkes kimin saldırdığını merak etti ve onları konuştu. Oysa kimin saldırdığı kadar ve belki de ondan da önemli olanı niçin saldırdığıdır.

Ama, yine de kimin saldırdığı üzerinden niçin saldırdığı sorusuna yanıt aramak lazım.

1996'da yaklaşık 2 aylık bir Amerika seyahatim olmuştu. Bu seyahatte Amerikan toplumunu, sosyal yapıyı, kısmen de olsa izleme imkanı bulmuştum.  Genel olarak  gerçekten Amerika kendi toplumunun refah seviyesini ciddi ölçüde yükseltmiş, ciddi problemleri gözükmeyen bir yapıdaydı. Hata dinler noktasında da bir Hristiyana tanıdığı özgürlüğü Müslüman birisine tanımakta da beis görmüyordu. Yani hemen hemen çok şey normal seyrindeydi. Ancak çeşitli katmanlardan oluşan toplumda bir şey hemen göze çarpıyordu. Dilerseniz bu hususu 1996 Eylül'ünde kaleme aldığım: "Amerika'dan Kesitler" başlıklı yazımdan aktarayım:

"Evet Amerika'nın arka sokaklarındaki sefalete gelince: Önce şunu bilmemiz gerekir, Amerikan toplumu çeşitli katmanlardan oluşmaktadır. Bunlardan en önemlisi Avrupa kökenli Amerikalılardır. Ardından Latin Amerikalılar, üçüncü dünya ülke insanları, Zenciler, Yahudiler ve Müslümanlar diğer katmanları oluşturmaktadır.

Yönetimin omurgasını Avrupa kökenliler oluşturduğu halde, yönetim kendisini daha çok Yahudilere dayamaktadır. Ekonomi, medya, üniversite, siyaset ve bürokrasi, bunların hemen tümünde yahudi egemenliği söz konusudur. Amerikan yönetiminin Yahudilere ve İsrail'e ilgisi ise Ortadoğu'daki menfaatleri nedeniyledir... İsrail devletine yüklediği misyon gereği de Amerika'daki Yahudi lobisine dayanmak mecburiyetinde hissediyor yönetim kendisini... Bu yüzden de Avrupa kökenli Amerikalılar ile Yahudiler arasında gittikçe tırmanan bir gerginlik gözleniyor. Gelecekte de Amerika'ya zarar verecek olan gelişme, adı geçen gruplar arasındaki çatışma olacaktır...’’(3)

11 Eylül olayının gerçekleştiği ilk günden itibaren Amerikan yetkilileri olay(lar)ın katil olarak Arap kökenli Müslümanları ve arkalarındaki güç olarak da yine Suudi asıllı Afganistan da ikamet eden Usame bin Laden'i gösterdi. Bu tesbit ne kadar gerçeği yansıtıyordu. Elbette bu tür  olaylarda somut kanıt olmadıkça 'suçlu şudur' deme imkanı kimsenin yoktur. Ancak olayın seyrine, boyutuna, teknik düzeyine bakıldığında Amerika'nın iddiaları inandırıcı gelmiyor. Bir defa bu kadar teknik, kozmik ve ayrıntılıları ile hesaplanmış bir olay içeriden birilerinin fiili ve teorik katkıları olmadan gerçekleşemez. Otomatik pilot denilen aygıtın devre dışı bırakılarak manuel sistem'le bir uçağı istenilen hedefe götürmek neredeyse mümkün değil. Radikal'de İsmet Berkan, Başkan Bush'un uçağına ilişkin gelişmeleri anlatırken şunları kaydediyor: "Teröristlerin Air Force One'ı tehdit eden mesajları, Beyaz Saray'ın her gün her gün değişen ultra gizli kodlarıyla gönderilmişti. Bunun anlamı şuydu: Teröristler, Beyaz Saray'ın ultra gizli kodlarına ve bu kodların gönderildiği sinyallere sahipti. Yani, Air Force One'ın o an nerede olduğunu saptayabilir, uçağa giden ve gelen bütün haberleşmeyi deşifre edebilirlerdi. Bu, Amerikan yönetimini en az New York'a ve Pentagon'a yapılan saldırılar kadar şoka uğrattı. İlk akla gelen Beyaz Saray'da bir köstebek olduğuydu..."(4)

Diğer yandan kaçırılan uçakların hepsi de yolcu uçağı: Bu uçakların kokpitinde en az üç mürettebat bulunur, ikisi pilot, biri de uçuş mühendisi olmak üzere... Eli falçatalı terörist bu üç elemanı nasıl etkisiz hale getirdi, bu uçakları nasıl kaçırdı ve hedefe ulaştırdı... Doğrusu anlatılanlar kesinlikle tatmin edici değil. Kanaatim odur ki, bu olay Amerikan'ın bu güne kadar açığa çıkmayan yüzünün bir yansımasıdır. Bu da Amerika’nın tüm gelişmişliğine, refah düzeyinin yüksekliğine rağmen yönetim ve toplum katmanlarında ciddi sıkıntıların yaşandığını ihbar etmektedir. Tam burada şu soruyu sormak abes mi olur: "Neden Usame bin Laden değil de, Avrupa kökenli yahudi karşıtı bir güç, bir örgüt bu eylemi yapmış olmasın?

Hatırlanacağı üzere son başkanlık seçimlerinde Amerika'daki Yahudi lobisi tüm yumurtalarını demokratların yani Al Gore ve Liberman'ın sepetine koymuştu. Koyu bir katolik olan şimdiki Başkan Bush'a adeta seçim kazandırıldı. Bu sin seçimlerde yahudi lobisi ile onlara karşı olan Hristiyan Amerikalılar (veya Avrupa kökenli Amerikalılar) açıkça kapıştılar. Zaten uzunca bir zamandır Amerikalı yöneticiler yahudi lobisinin ve İsrail'in yaptıklarından hoşnut değiller. Çünkü Yahudiler sürekli Amerika'nın mevcut gücünü İslam'a ve müslümanları ezmek için kullanmalarını salık veriyorlar. Nitekim Kissenger olaylardan hemen sonra canhıraş bir şekilde Müslümanları, onların Devletlerini,olaya şu veya bu nedenle destek olanların derhal evlerinin başlarına yıkılmasını salık  veriyordu. Daha dün Cezayir'deki FİS hareketine karşı Hristiyan Graham Fuller itidal tavsiyesinde bulunurken, yahudi kökenli akademisyen Daniel Pipes şiddet tavsiyesinde bulunuyordu.

Filistinliler ile İsrail arasındaki barış görüşmelerinde de Amerika oldukça sıkıntı yaşamakta. Yahudilerin kaprisleri uğruna neredeyse tüm Arap dostlarını kaybetmek noktasına geldi. Zaten, Amerikan'ın Afganistan'a veya başka bir yerlere yapacağı harekata Suudilerin ve Mısır'ın destek vermemesi Amerika açısından İsrail'e ve Yahudi lobisine yakın olmanın nelere mal olduğunu göstermiyor mu?

Amerika, Körfez Savaşı'nın (17 Ocak 1991) ardından yeni bir politika belirlemişti kendince. Bu politikanın öne çıkan ayrıntılarında, özellikle Amerikan Dış politikasında; İsrail eksenli bir dış politika yerine; İran-Türkiye eksenli bir Avrasya politikası öne çıkıyordu. Baba Bush'un Körfez Savaşı ile birlikte kendi ulusuna ve dünya kamuoyuna ilan ettiği yeni Dünya Düzeni formülasyonunda bunun yine öne çıkan anlamı; Amerika'nın yeni politikasının Asya ağırlıklı olmasıydı. Zaten şimdi Amerikan yönetiminin Afganistan ve Usame bin Laden'i bahane ederek Pakistan, Afganistan, Tacikistan ve Özbekistan'a askeri yığınak yapması da ertelenmiş bir stratejinin yerine getirilmesidir.

Neden Afganistan?

Bu sorunun cevabını bilgi araştırmacı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu şöyle veriyor:

'1- ABD stratejik açıdan, bir ayak terör ise bir ayağı nükleer tehdittir. Bu açıdan baktığımızda Afganistan Batı dışında denetlenebilir sistemik güçler dışında nükleer güce sahip 3 ülkeye -Çin'e Pakistan'a ve Hindistan'a ya komşu ya da çok yakın... Dolayısıyla Afganistan üzerinde terör nedeniyle kurulacak bir denetim aynı zamanda bu güçler üzerinde bir denetim anlamına gelecektir.

2- Afganistan, Batı dışında üç büyük kültür havzasının İslam, Hint ve Çin havzasının içinde. Bu yolla o bölgedeki, Jeo-kültürel dinamikleri istediğiniz zaman harekete geçirebilirsiniz.

3- Asya'dan güneye inen geçiş yolları 3'tür. Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Afganistan üzerinden. Soğuk Savaş sonrasında bu geçişlerden Körfez ve kuzeyindeki bölgelerden geçiş sağlandı. Balkanlar'a da Kosova ve Bosna olaylarından sonra nüfus edildi: Şimdi Afganistan nüfuz edilebilir hale geldi...."(5)

İçinde yaşadığımız yüzyılın da vazgeçilmez enerji kaynakları petrol ve doğalgaz olacak. Asya ise bu konuda bakir. Ortadoğu bitmek üzere. Dün olduğu gibi bugün de petrol ve doğalgaz yataklarına sahip olan güçler dünya ekonomisini kontrol edebilir. Nitekim Amerika önce Ortadoğu petrollerinin geçiş yolu Körfez'i kontrol altına aldı. Şimdi de terör bahanesiyle Asya doğalgaz ve petrol trafiğini kontrol altına almaya çalışıyor. Bir başka neden de Çin, Rusya ve Hindistan ittifakına engel olmak istiyor. Adı geçen ittifaka yakın duran ve başını Fransa ve Almanya'nın çektiği AB'yi pasifize etmek istiyor. Ve bu arada Sayın Davutoğlu'nun da ifade ettiği gibi Amerika ve İsrail asla kontrol edemeyecekleri nükleer gelişmelere müsamaha göstermezler. Nitekim 1981'de Irak'ın Osirak nükleer tesislerinin İsrail tarafından vurulması da bu nedenledir.

Usame bin laden veya Taliban veya Arap kökenli Müslümanlar Dünya Ticaret Merkezi'nin ve Pentagon'un vurulmasına karışmış olsalar da bu olay; bugün için en çok Amerika'nın işine gelmektedir. Kaldı ki Bin Laden'i de Taliban'ı da dünyanın başına bela eden Amerika'nın kendisidir. Tıpkı Saddam pisliğini bugün bile bir şer unsuru olarak yaşattığı gibi.

Sonuç olarak ABD Yeni Dünya Düzenini kurmaya başladı; terör Afganistan ve Bin Laden bahane…

DİPNOTLAR

1-The Guardıon-Hywel Williams, 19 Eylül 2001.

2-Radikal İki, 23 Eylül 2001

3-İlk Adım (Dergi), Ekim 1996, sh.40-41.

4-Radikal, 23 Eylül 2001.

5-Yeni Şafak, 24 Eylül 2001.

(Bu Makale Fecre Doğru Dergisinin Ekim 2001 Nüshasında Yayımlanmıştır.)

Yorum Ekle
Yorumlar
Hamdi

12.09.2018

Allah razı olsun hocam
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye