Sana Bana, Bu Coğrafyanın Müslümanlarına Dair Bir Muhasebe(2) -M.Ali SERVER

07.02.2020

2. BÖLÜM

Sana Bana,

Bu Coğrafyanın Müslümanlarına Dair Bir Muhasebe(2) 

Ey şark, orta şark.. Anadolu, Mezopotamya..

Senin için asıl sonun başlangıcı yeni başlıyordu. Erbakan Hoca’nın legal faaliyetleri ve partisi RP yasaklanırken aynı anda alenen illegal bir örgütlenmenin önü açılıyor, Nurculuk hareketinin hiyerarşik yapısından gelmeyen ama bir şekilde oraya eklenen, 12 Eylül darbecilerinin arananlar listesindeki Resmi Vaizi ekran ekran dolaştırılıyordu. ”Sizinle olmuyor” ifadeleri gazetelerde manşet oluyordu. Sen de evet bu işi Erbakan yapamıyor, başka yollar denemek lazım diyordun.

Nitekim onunla beraber yürümek için kolları sıvadın, yetmiyormuş gibi Sincan’da tankları yürüten paşaların sivil uzantılarıyla toplantılar düzenliyordun. Aslında her şey Talat Sait Halman’nın o sıralar Milli Güvenlik Kurulu için kaleme aldığı makale/rapordaki gibi cereyan ediyordu.

Özetle on yıl içinde İslamcılar ülkede ebedi iktidar oluyor ihbarında bulunuyordu. Tarihin cilvesine bakın ki, uzun yıllar sonra vefat eden Halman’nın tabutunu da sen taşıyordun. Siyasi yasaklı liderin yeni partisi FP içinde yeni tezgahlar tedavüle sokuldu. Yenilikçiler adı altındaki bu grubun genel kongredeki girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca hemen akabinde FP de kapatılacaktı. Yerel yönetimler ve kısa süreli koalisyon hükümetindeki başarıları diğer halk kesimlerince de karşılık bulmuştu. Yılların birikimi evrensel bir İslam anlayışına sahip, temiz, şaibesiz bir siyasi hareketin çekirdek kadrosu kırılamayınca bu sefer de adeta başsız bırakılmak istenmişti.

Yapılacak şey belliydi. Öncelikle yönetim kadrosuyla teşkilat arasındaki bağı zayıflatmak üzere içerden bir operasyon başlatılmalıydı. Nitekim kısa bir süre sonra hareketin nispeten daha genç, başarılı ve tabanda sevilen bu yenilikçi grubunun görücüye çıkartıldığını  hep beraber gördün. Ne gariptir ki, Hoca’nın dizinin dibinde yetişmiş bu ekibin içinden üç kişiden biri olan Küçük Mücahit, liderleri yasaklı, Milli Görüş Hareketinin dördüncü siyasi partisi de kapatılmışken, yeni parti kuruluşu için önlerinin açılmasını nasıl oldu da içlerine sindirebildiklerini de sormadın, sorgulamadın? Bu sorulara makul cevaplar bulmadan eski üç mücahit ve onlara arka çıkan Resmî Vaiz ile birlikte derin abilere İslam Davası’nın öncülüğünü verdin. Müşahitlik tecrübelerin seni müteahhitliğe evirmişti. Ülkedeki siyasi çöküntü peşinden ekonomik krizi getirince ilk seçimde tek başına iktidara geldin. Halkın umutlarına çözüm için adeta bir fener oldun. İktidar olduk ancak henüz muktedir olamadık serzenişi durumun vahametini açıklıyordu. İktidarının ilk yedi yılı muktedir olmasan da iyi işler yapan halk iktidarıydı.

Son on yılı ise hukuk devletinden sapıp keyfiliğe doğru adım adım ilerleyen bir kanun devleti inşa ettin.

Etrafını sarmış küçük bir yönetici ve menfaat şebekesinden başka geleceğinden umutlu kimse bırakmadın.

Ancak sen siyaset üzerindeki vesayeti ebediyen kaldırmak için sivil ve çoğulcu bir yeni anayasa yerine güç ittifaklarına yöneldin.

Çevreden merkeze topladığın meşru siyasi güç değil, servet ve makam gücünden başka bir şey olmadığını kanıtladın.

Komisyonculuk ve taşeronculuktan gelme yeni holding patronlarını çoğalttın.

Dün seni yok etmek için uğraşan 28 Şubatçıların medya yöneticilerini mahallende ki medyaya transfer ettin.

Kesmedi ülkenin en büyük medyasının sahibi oldun. Arada bir dini-milli-edebi faaliyetlerini de sürdürdün.

Devlet imkanları ve makamları geçici bir süreliğine eline geçince kendini ülkenin sahibi ve ümmetin lideri sandın.

Senin gibi düşünmeyen, senin gibi inanmayanlara hain damgasını vurdun.

Dünkü can düşmanlarınla bile kanka oldun. Hoş aynı tezgahın ürünüydün sonuçta, aynı mahfillerin emrinde büyütüldün.

Benim gibilerin anlayamadığı beraber yürüdüğün sözde dava arkadaşlarına neden bu toleransı gösteremedin ey şarklı?!

Elinden gelse muhtemelen onlara da düşman muamelesi yapacaksın. Yola beraber çıktıklarını yolda bulduklarınla değiştirmen  pek hayra alamet gözükmüyor.

Sen hiç yanılmadın sadece yola çıktığınız trenden inenler ya da inmek zorunda kalanlar hata yaptılar.

Her şey bir üst aklın kontrol ve onayıyla mı oluyor yoksa?

Sana kim itiraz edecek olursa, gözünün üstünde kaşın var dese, farklı düşünürse emperyalistlerin oyuncağı bir vatan haini olarak damgalıyorsun.

Sen  bu hikayeye hiç yabancı değildin aslında.

Hangi hikaye olacak? Elbette  ‘Sarı Öküz’ hikayesi.

Sen de bu yüzden tehlikeyi hep harici menşeli gösterdin ve çözüm için mücadele alanı olarak içeriyi seçtin. Hep dışarıdaki düşmana suç isnat ederek sorumluluktan güya kaçmayı denedin.

Kendi ikbalinle, zavallı yoksul dindar halkın korkularını bilerek birleştirdin. Sana bir şekilde inanıp ülkenin makus talihini yenmeye çalışan mahalleyi aynı safta tutabilmek için sürekli korku saldın. Ölümü gösterip sıtmaya razı ettin.

Stratejini buna göre ayarlayarak dış düşmanlar ve işbirlikçileri safsatasına bu mazlum halkın bir kesimini bel bağlamaya mecbur bıraktın.

Tüm propaganda aygıtlarını ve imkanlarını seferber edip sadece mevcut fırsatın devamına odaklandın. Sen hep çok iyiydin, ecdadın da hatasızdı.

Dinin de hak olan İslam idi. Başına ne geldiyse Batı’dan geldi. Mensubu olduğun mezhep, tarikat, cemaat ve parti de zaten fırka-i naciye yani kurtuluşa ermiş gruptu. Bu sefalet ve geri kalmışlığın sorumlularını Londra’da, Paris’te, Moskova’da ve Washington’da aradın hep.

Hiç aklına Ankara’nın, Kahire’nin, Tahran’nın, Riyad’ın, Şam’ın ve Bağdat’ın ihmali ve sorumluluğu gelmedi. Üzgünüm, halen akıllanmadığını geçmişten ders çıkaramadığını dünya alem görüyor.

Baksana müslüman şarkın yaşadığı coğrafyadaki ülkelerin ve halkların acınacak hallerine!

Duvara tosladın geç de olsa artık anla bari ey şarklı!

Bilgelik, hukuk ve şeffaf katılımcı bir demokratik iklim yeşermeden tekrar o şanlı maziye dönüş bir hayalden öte bir şey değildir.

Zaten o seraba kendilerini kaptıran ittihatçı seleflerinin, samimi ama beyhude siyasetlerinin son çırpınışının bir sonucuydu yüzyıl önce yaşadıkların.

21. Asrın ilk çeyreğini geride bırakırken şarkın ahvali çok daha perişan. Bu günleri yaşayanlar dünü mumla arar oldu. Maalesef gelenler, gidenleri aratacak hale getirdi.

 

Ey şark;

“Ve aslı olmayan bir şeye,

Beni bunca yıl inandırdı diye,

Dargın öleceğim Fuzuli’ye..” diye söylettin sonunda,  H.Hatemi’ye..

 

Akif’in çığlığı ile noktalamak gerekirse;

 

“Ey milleti merhume, sabah oldu uyan.

Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan.

Ne Kürt'lük, ne Türk'lük kalacak,aç gözünü...!”                                

M.Ali SERVER

Yazı Dizisinin 1. Bölümü için aşağıdaki linki tıklayınız:

http://www.hertaraf.com/haber-sana-bana-bu-cografyanin-muslumanlarina-dair-bir-muhasebe-1--m-ali-server-3763

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ