Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu: Ortadoğu’ya barış adaletle gelecek!

25.12.2017

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 641. hafta basın açıklamasında, Öyle bir düzen işliyor ki; gıda üretimindeki artış açlığın, sağlık alanındaki ilerlemeler hastalığın, eğitim alanındaki okullaşma cahilliğin ve güvenlik alanlarındaki politikalar savaşların nedeni olmuş! İşte yaşadığımız dünyanın geldiği hal budur" denildi."

 

"Hepimizden istenen sorgusuz bir itaat ve kitlesel koroya iştirak, daha fazlası değil. Bu; yozlaşmayı ve ifsadı yaygınlaştırmaktan başka ne sonuç verebilir? Ahvalimiz, Peygamberler tarihinde okuduğumuz ve helak olduğunu bildiğimiz kavimlere benzemeye başlıyor; bu dert değil midir?" ifadelerinin yer aldığı açıklamada, “Gelin, şu acı hakikatle yüzleşelim: Bugün Kudüs işgal edilmişse, buna izin veren öncelikle bizim halimizdir; bölgeye hakim olan siyasal iktidar yapılarıdır, onların politikalarıdır. Bölgede İşgal devleti İsrail ile her türlü diplomatik ve ekonomik işbirliği devam ettikçe, kürsülerden atılan nutuklar Siyonist yöneticilerin umurunda bile değildir.” denildi.

 

Sakarya Adalet ve Özgürlükler Platformu 641. Hafta Basın Açıklaması:

 

Ortadoğu’ya Barış Adaletle Gelecek!

Değerli Basın Mensupları, Sakarya’nın duyarlı insanları;

 

Anadolu’dan, Kafkaslara ve Orta Asya’ya, Mezopotamya’dan, Arabistan’a ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın halklarıyız ve yeryüzünün tüm halklarıyla aynı temennide buluşuyoruz: Barış içinde, adaletle ve insanca yaşamak. Fakat yeryüzünde egemenlik taslayanların hırsları; hepimizin bugününü ve geleceğini mahvediyor.

 

Neoliberal dünya sistemi, insanlığın emeğini, alınterini sömürüryor, doğayı talan ediyor. Gözünü iktidar hırsı bürümüş mutlu azınlıkların saltanatı uğruna; Rabb’imizin yeryüzü sofrasındaki nimetler hakça pay edilmiyor. İnsanlık açlıkla, susuzlukla, hastalıklarla kırılıp geçiyor. Diğer taraftan ise en temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamayan milyarlarca insanın emeği üzerinde dev şirketler, bankalar, faiz fonları ve küresel lobiler yükselmeye devam ediyor.

 

Öyle bir düzen işliyor ki; gıda üretimindeki artış açlığın, sağlık alanındaki ilerlemeler hastalığın, eğitim alanındaki okullaşma cahilliğin ve güvenlik alanlarındaki politikalar savaşların nedeni olmuş! İşte yaşadığımız dünyanın geldiği hal budur. Türkiye de dibine kadar bu sistemin içine batmış vaziyettedir.

 

1980’de başlayan ve 2000’li yıllardan beri, mevcut iktidar politikalarıyla ilerleyen bu dönüşümün sonucunda artık yeni bir evredeyiz. Eski sistem sürdürülememiştir; yeni ve adil bir sistem de kurulamamıştır. Yerine yenisi konulamayınca, bir kez daha resmi ideoloji yeniden üretilmiştir.

 

Bugün arada kalmışlık haliyle yaşadığımız süreçlerin, toplumu nereye sürüklediği ne yazık ki dert edilmiyor. Her yeni gün medya illüzyonlarıyla, politik söylevlerle ve hamasetle kurtarılmak isteniyor ve ama elimizde yarınlara ne kalacağının muhasebesi yapılmıyor. Ve ne yazıktır ki bu sadece bizim değil, içinde bulunduğumuz o geniş coğrafyanın kaderiymiş gibi yaşanıyor. O yüzden ezenler ezmeye, ezilenler ezilmeye devam ediyor.

 

Hepimizden istenen sorgusuz bir itaat ve kitlesel koroya iştirak, daha fazlası değil. Bu; yozlaşmayı ve ifsadı yaygınlaştırmaktan başka ne sonuç verebilir? Ahvalimiz, Peygamberler tarihinde okuduğumuz ve helak olduğunu bildiğimiz kavimlere benzemeye başlıyor; bu dert değil midir?

 

İşte bu haldir ki; yeryüzü efendilerinin coğrafyamızda dilediği gibi at koşturmasına izin verir. Bir gün bir komşumuz işgal edilirken, başka bir gün diğerinde çatışmalar çıkarılır. Etnik, mezhebi ayrışmalar fitillenir. Ve sonunda öyle bir gün gelir ki; artık mübarek beldemiz Kudüs’ün “doğu” ve “batı” diye ikiye ayrılması; bizzat İslam ülkeleri yöneticilerinin eliyle gerçekleşir!

 

Gelin, şu acı hakikatle yüzleşelim: Bugün Kudüs işgal edilmişse, buna izin veren öncelikle bizim halimizdir; bölgeye hakim olan siyasal iktidar yapılarıdır, onların politikalarıdır. Bölgede İşgal devleti İsrail ile her türlü diplomatik ve ekonomik işbirliği devam ettikçe, kürsülerden atılan nutuklar Siyonist yöneticilerin umurunda bile değildir.

 

ABD ve İsrail; lafa değil icraata bakar ve gördükleri şudur ki; bizzat İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkeler bir araya gelmiş ve aynen şöyle demişlerdir:

 

“Doğu Kudüs Filistin’in başkentidir.”

 

Bu ifadenin ardından gelecek olan acı kabul ise kaçınılmaz olarak şudur:

 

“Batı Kudüs de İsrail’in başkentidir.”

 

Bugün, bir yandan İsrail’in işgalci bir devlet olduğu söylenmekte; diğer taraftan ise bu işgali kalıcılaştıracak bir süreç hızla ilerlemektedir. Görünüşte, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararına karşı bir tasarı kabul edilmiştir. Fakat gerçekte hiçbir yaptırımı olmayan o tasarı, son tahlilde, İsrail’in Kudüs işgalini ve Kudüs’ün bölünmüşlüğünü onaylamıştır. Ortada bir başarı varsa, bu Filistin lehine görülmemelidir. Dileriz bu gerçeğin anlaşılması için yine çok acılar çekmemiz gerekmez.

 

Değerli dostlar, sevgili kardeşler!

 

Bizim hem ülkemiz hem de bölgemiz için adaletten başka bir teklifimiz yoktur.

 

Siyasal, iktisadi ve hukuki alanda adaleti tesis ettiğimizde, tüm insanlığı barış ve huzur içinde yaşatmak mümkündür. Bunun için öncelikle bizim kendi özümüzdekini değiştirmemiz, akıp giden zamana karşı adil bir şahitliğin örnekliğini bırakmamız gerekir.

 

Rabb’imiz!

 

Yeryüzünde ilahlık taslayanları reddeder; yalnız seni dinler, sana kulluk ederiz!

 

Sen bize kötülüğe karşı iyiliği, haksızlığa karşı hakkaniyeti, çirkinliğe karşı güzelliği yayma iradesi ver.

 

Bizi, neslimizi, insanlığı ve ümmeti barışa ve esenliğe kavuştur.

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye