15 Aralık 2019 Pazar •

"Olmak" yada sahip olmak - Hasan Kanat

29.11.2019

Sahip olma yerine var olmayı; var olma yerine eylemin kendisini yüce değerler olarak görmek gerekir. İnsanın kendisini “oya gibi işleyebilmesi” için gerekli duyarlılık, sezgi ve öngörü ancak eğitim ile olmanın ilkesiyle gerçekleşebilir. Yapmaya giden yolun olmaktan geçtiğini bilmeliyiz.

Modernizm her şeyi ölçen ve sayan bir düşünce yapısına sahiptir.

Eşyaya, hesaplayarak yaklaşır. Hesaplamak bir olgunun özünü ele almadan elemek ve onu istatistiğe indirgemektir. Tanımadığımız bir kişi dahi olsa ölen birinin haberini aldığımızda karşılaştığımız his bugün Suriye’den gelen kitlesel ölüm haberlerine yönelik duyarsızlığımızla mukayese götürmez. Ölüm haberlerinin verilişini hava durumunu izliyor gibi karşılanır ve kalben de olsa bir tepki verilemez olunur. Modern dünya görüşünün bir tezahürü olan demokraside de doğruluğun ölçüsü sayılabilir olandır. Modern akıl, demokrasiye ister istemez ihtiyaç duyar çünkü siyaseti ölçülebilir hale getirilir. Sandık sonuçları üzerinden siyaset yapma ve değerlendirme tarzının salt rakama endeksli oluşu halk kitlelerinin manipüle edilebilmesi için kullanışlı bir araç haline gelir.

Çağdaş eğitim anlayışına bakıldığında bu ölçme ve sayma mantığının işlediğini görürüz. Eğitimde yaygınlık ve örgünlük denilen şey esas itibariyle enin ve boyun ölçülmesidir. Ancak daha önemli olan boyutu, derinlik ihmal edilmiştir. Bilgi bu ihmalin sonucu kişide sadece enformasyon düzeyinde kalır. Derinliğin ihmali; anlamın merkezden uzaklaşması ve görmezden gelinmesidir. Enformatik bilgiyi şu şekilde örnekleyebiliriz: Bir yazılımcının işi bilgisayara veri girmektir. Bilgisayara girilen verilerle ona o verileri nasıl okuyup yorumlaması gerektiğini öğretilir. Bilgisayar, sonuçları belli kaorelasyonlar altında yorumlar. Bugünkü çağdaş eğitim sisteminde öğrenciye yapılan muamele de bunun bir benzeri gibidir. Oysaki ruh ve akıl sahibi olan insan bir bilgisayardaki verilerin kaorelasyonundan ibaret değildir. Eğitimde derinliğin esas alınmadığı bir algıda kişinin özgünlüğü göz ardı edilip sadece istatistiğe indirgenmesi kaçınılmazdır. Bu olgu ‘herkesleşme’ diyebileceğimiz yani kişilerin sürüleşmesi sürecidir.

Modern eğitim tasavvurunda bilginin, derinlik boyutunun ihmali, ‘olmanın ilkesi’ yerine ‘sahip olma’ ilkesini ön plana çıkarmıştır. Sahip olmak ve olmak ile kastedilen şey insanın kendisine ve dünyaya karşı aldığı tavır kastedilmektedir. Bu iki ilkeden hangisi insanın üzerinde ağırlık kazanırsa, o ilkenin izlerini kişi üzerinde taşıyacaktır. Davranışların sahip olmak ilkesine göre ayarlandığı durumda, kişinin dünyaya karşı tavrı elde etmek ve hükmetmek biçiminde belirir. Böyle bir ilişkide insan kendisi de dâhil olmak üzere her şeyi kendine mâl etmek, kendinin kılmak ve mülkiyeti altına almak ister. Olmanın ilkesi dediğimiz husus ise sahip olma ilkesine karşıtlık gösterir. Dünyayla canlı ve doğrudan bir ilişki esasına dayanır. Bu anlamıyla olmak, gerçeği, aldatıcı dış görüntünün ardındaki özü görmek ve bunu ifade etmek için kullanılır.

Sahip olma ilkesinde öğrenilen şeyler düşünce dünyasının bir parçası haline gelmez. Bilgi hafızada bir veri olarak saklanır ve yeri geldiğinde eksiksiz olarak yinelenir. Sahip olmak ilkesinde mülkiyet düşüncesi ön plandadır. Bu noktada gerek kendi düşüncesiyle olsun gerekse başkasının düşüncelerinden alıntı yapılsın, kişi bilginin sahibi olmuştur. Mülkiyeti ele geçirilmiş bilginin kullanım amacı sadece saklamaktır. Sahip olucu karakter için kafasına yerleştirdiği bilgileri yeniden gözden geçirmek ve sorular sormak rahatsız edicidir. Ancak eleştirel düşüncenin olmadığı yerde parlak zihinler yeşermez.

Yaşama, olmak ilkesiyle bakmak eğitim sürecinde kişinin bilgi ile aktif bir ilişki içine girmesidir. Bilgi, hafızaya depolanmış bir veriden ibaret değil sürekli sorular sorularak ilerlenen bir yapıdır. Bu noktada öğrenme süreci, bir değer ve kalite taşır. Bilgi, olmak ilkesinde tüketilecek bir nesne olarak görülmez.

İlim kelimesinin kökü Arapçada iz, işaret, alamet ve gösterge anlamlarına gelir. Bir ülkenin bağımsızlığını temsil eden ve bayrak anlamına gelen alem kelimesi bu kökten türetilir. Aynı kökten gelen âlim kelimesi kâinattaki iz ve işaretleri takip ederek bilgi üreten anlamındadır. Âlem kelimesi de aynı anlama matuf olarak kullanılır. Bütün bu dilsel anlamların gösterdiği şey bilen özne ile bilgi arasında ilişki olduğudur.

Modern eğitim sisteminin en büyük açmazlarından biri insanın bilgi karşısındaki öznelliğini kaybetmesi ve nesne haline gelmesi durumudur. Adorno bu olguyu ‘kültür endüstri’ kavramıyla ifade eder. Eğitim ve bilginin metalaşması olgusuna vurgu yapar. Tüketim toplumuna uygun hale getirilen bilgi, tek boyutludur Adorno kültür endüstrisinin, bireyleri pasifize ederek hepsini birbirinin aynı olan süreçlerin nesnesi kılabildiğini vurgulamaktadır.

Velhasıl bireylerin yaşamlarını ve sahip olmak üzerine kurdukları ve gündelik olanla yetindikleri çağımızda doğru bir eğitim tefekkürle mümkündür. Bu zemini sağlayabilmek için insanın bazen gündelik yaşama, dış dünyaya kendisini kapatabilmesini gerektirir. Kişinin herkesleşme dediğimiz durumdan kurtulabilmesi ve bu anlamda kendini özgür kılabilmesi bir bilinç işidir.

Sahip olma yerine var olmayı; var olma yerine eylemin kendisini yüce değerler olarak görmek gerekir. İnsanın kendisini “oya gibi işleyebilmesi” için gerekli duyarlılık, sezgi ve öngörü ancak eğitim ile olmanın ilkesiyle gerçekleşebilir. Yapmaya giden yolun olmaktan geçtiğini bilmeliyiz.

Yorum Ekle
Yorumlar
Ahmet Ö.

30.11.2019

Tebrik ederim. Fromm'dan, Adorno'dan alıntılara rağmen zengin ve anlaması kolay bir yazı olmuş.
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ