Prof. Dr. Durmuş Günay: Örtük Bilgi, Kendi Anlamının Kaderini Yaşar
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Prof. Dr. Durmuş Günay: Örtük Bilgi, Kendi Anlamının Kaderini Yaşar

14.01.2018

Prof. Dr. Durmuş Günay: Örtük Bilgi, Kendi Anlamının Kaderini Yaşar

 

 

Örtük (zımni) bilgi, kendi anlamının kaderini yaşamaktadır. Anlamı gibi, üzeri örtüktür, pek gündeme ge(tiri)lmez, söz edilmez, böylece adeta üzeri örtük kalır. Sözlü dilin ve yazılı dilin imkanları ve sınırları var. Örneğin, hitabetin (retoriğin) ahengini veya öfke ile söylediğimiz bir sözün ses tonunu yazıda aksettiremeyiz.

 

Bilgi sınıflandırmasında üç kategoriden söz edilmektedir: Örtük bilgi (tacit knowledge), örtülü bilgi (implicit knowledge), açık bilgi (explicit knowledge). Bu yazıda üzerinde duracağımız örtük bilgiyi açıklığa kavuşturmak için, ilişkili olduğu diğer bilgi kategorilerini ve kavramları da kısaca tanımlamak yararlı olacaktır.

 

Örtük bilgi, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra özellikle gündeme ge(tiri)lmiş, ve üzerinde durulmaktadır. Araştırmacılar tüm bilgimizi bir aysberg ile temsil ederek, aysbergin %90’ının örtük bilgi olarak denizin dibinde ve görünmez, ancak %10’unun denizin üzerinde ve açıkta, açık bilgi şeklinde, bulunduğunu dile getirmektedirler. Bu belirlemeden sonra, başlangıçta ifade edilen, “örtük bilgi adeta anlamına bürünmüştür” ifadesi daha bir açıklık kazanmaktadır. Örtük bilgi, kişiler arası yakın temas ile, gözleyerek, aynı ortamda hemhal olarak, pratik yaparak, tekrarlanarak geçebilen bir bilgi.

 

Dünyadaki, bilginlerin ve filozofların çok büyük bir oranının (%90 civarında)  Yahudi asıllı olması, yakın temas ve çevresel etki dolayısıyla örtük bilgiyle bağlantılı olmalıdır. Bu cümle ile bağlantılı olarak, burada örtük bilginin kurucularından olan, fiziksel kimya bilgini, fen ve sosyal bilimler felsefesi alanında büyük katkılar yapmış olan filozof Michael Polanyi’den kısaca söz etmek gerekmektedir.

 

Michael Polanyi (1891-1976), Budapeşte-Macaristan’da doğmuş üst sınıf bir Yahudi aileye mensuptur. Budapeşte’deki Karlsruhe Üniversitesi’nden tıp ve fizik alanında doktora dereceleri alır. Berlin ve diğer üniversitelerde fiziksel kimya alanında çalışır. Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesi üzerine, İngiltere’ye göç eder. Manchester Üniversitesi’nde Fiziksel Kimya Profesörlüğü (1933-1948) yapar. Sosyal bilimler ve felsefe alanında yaptığı katkılar dolayısıyla, Manchester Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler Profesörü (1948-1958) olur. Chicago, Aberdeen, Virginia, Stanford ve Merton Koleji, ve Oxford üniversitelerinde ziyaretçi profesör olarak dersler verir (http://infed.org/mobi/michael-polanyi-and-tacit-knowledge/).

 

Michael Polanyi şöyle der: “Söyle(yebil)diğimizden daha çok bi(lebi)liriz” (M.Polanyi, The Tacit Dimension). Yine: “Örtük bilgi açık bilgiyle zıttır, fakat bu ikisi kesinkes birbirinden ayrı değildir. Örtük bilgi kendi kendisi ile sahip olunabilirken; açık bilgi, örtük olarak anlaşılan ve uygulanan bilgi üzerine oturmak zorundadır. Dolayısıyla, bütün bilgimiz ya örtük bilgidir, veya kökü örtük bilgidedir. Bütünüyle açık bilgiden söz edilemez.” (The Logic of Tacit Inference).

 

Bilim felsefesinde Paradigma yaklaşımının kurucusu olan, Amerikalı fizikçi, tarihçi, bilim felsefesi filozofu Thomas Kuhn’a (1922-1996) göre “olağan bilim” paradigma ile yapılır. Paradigma, bilim adamları topluluğu (scientific community) tarafından örtük bilgi ile paylaşılan, problemler, kavramlar ve çözümlerinden oluşan bir model gibi düşünülebilir. Bilim tarihi bir paradigmadan yeni paradigmaya devrimsel yolla geçilen bir süreçtir. Yeni paradigma önceki paradigmadan apayrı kavramlar üzerine oturur.

 

Örneğin, Aristoteles(MÖ384-322), Newton (1642-1727), ve Einstein (1879-1955) fiziği gibi. Paradigmalar, birbirinin süreği veya benzeri değildir. Paradigmaya bağlı bilim adamları, mensup oldukları paradigmanın dilini, kavramlarının kullanımını birbirleri ile yakın temas yoluyla örtük olarak öğrenirler. Bilim adamları topluluğu, bir kriz ile karşılaşıncaya kadar, örtük bilgi ile paylaştıkları paradigma ile hep birlikte olağan bilim yaparlar.

 

Örtük bilgi, sözlü ve yazılı olarak dile getirilemeyen, aktarılamayan zihinde gömülü olan, eyleme halinde (yapıp etme veya davranışta) görünüşe çıktığında varlığını fark ettiğimiz bilgi. Örneğin, bisiklete binme. Bisiklete binme sözlü veya yazılı olarak öğretilemez veya öğrenilemez. Bir marangoz ustalığını anlatamaz. Eseri ortaya çıktığında anlarız ustalığını. Bir udinin sanatındaki maharetini, icrası ile fark edebiliriz. Örtük bilgi, zihinde var olan bilgidir.

 

Örtük bilgi ve açık bilgi

 

Açık bilgi, dile getirilebilen aktarılabilen bilgi. Açık bilgi, dilde var olan bilgidir.

 

Örtülü bilgi, dile getirilmesi mümkün olmakla birlikte söylenemeyen değil, söylenmeyen bilgidir. Mesai saat 17.30’da biten bir iş yerinde işi olan bir kişinin, ilgili personelin ofisini erken terk edebileceği düşüncesi ile saat 17.00’de ilgili ofiste bulunması gibi. Konuşma esnasında, karşımızdaki kişi hiç vaktim olmadı, sizi arayamadım dediğinde, içimizden, zamanın olmaması gibi bir şey olamayacağını, günün 24 saat olarak devam ettiğini, ama öncelikler sırasında sonlarda yer aldığımızı düşündüğümüz halde, bunu o kişinin yüzüne karşı çeşitli saiklerle söylemeyebiliriz. Bazen sınava girmeyen bir öğrencinin mazeretini ifade ederken söylediğinin arkasındaki hakikati hocası apaçık fark edebilir, ancak onurunu incitmemek için çoğu kez yüzüne vurmaz.

 

Yukardaki açıklamalardan görüldüğü üzere, örtülü bilgi istenildiğinde dile getirilmesi mümkün olabilen bilgi olduğuna göre, örtülü bilgiyi de açık bilgi sayarak, üç bilgi kategorisi yerine iki temel bilgi kategorisinden söz edilebilir:  Örtük bilgi ve açık bilgi.

 

Örtük bilgi eşliğinde, ilişkili kavramlar olarak açık hafızaörtük hafıza ve açık öğrenme ve örtük öğrenmeden de söz etmek gerekir. Gramerini bilmediğimiz halde anadilimizi hiç gramer hatası yapmaksızın konuşabiliyoruz. Grameri örtük olarak öğreniyor ve örtük hafızada saklıyoruz. Eğitim-öğretim yoluyla öğrenmemişsek, konuştuğumuz dilin gramerini söz veya yazı ile anlatamayız.

 

Açık öğrenme; bilinçli olarak gerçekleştirilen, amaçlı öğrenmedir. Açık öğrenmenin ürünleri açık hafızada (bellekte) saklanır. Açık hafızaya kolayca ulaşabilir, orada bulunan bilgileri dile getirebiliriz. Örtük öğrenme, bilinçli öğrenme girişiminden bağımsız olarak gerçekleşen, ne kazanıldığı hakkında açık bilginin olmadığı bilgi kazanma sürecidir. Örtük öğrenmenin ürünleri örtük hafızada saklanır. Günlük hayatta, bir sistematiğe dayalı olmaksızın çevreden; aileden, sokaktan, iletişim araçlarından öğrendiğimiz, informal öğrenme (sargın öğrenme), kısaca hayat mektebinden edindiğimiz bilgiler örtük öğrenme kapsamındadır.

 

Beceriler, alışkanlıklar, el becerileri; zanaat erbabının, örneğin, bir marangozun veya bir ustanın becerisi usta-çırak ilişkisi yoluyla geçen bilgi, örtük bilgidir. Zihinsel beceriler ise, düşünülebilir veya kavranabilir dünyaya ait becerilerdir.  Bilim ve felsefe alanındaki beceriler zihinsel becerilerdir. Bunlar da kavranabilir dünyaya özgü örtük bilgidir.

 

Örtük bilgi, gözleyerek, tekrarlayarak, pratik yaparak edinilir, kişiye aittir, özeldir. O yüzden firmalar, çalışanlarının değişimi yoluyla, firmanın stratejik olan örtük bilgisini kaybetmek istemezler. Çünkü çalışanın ayrılması veya ölümü ile birlikte örtük bilgi de yok olur.

 

Örtük bilgi, rekabet avantajı bakımından firmalar için stratejik önemi haizdir. Çalışanlara/kişilere özgü bulunması dolayısıyla rakiplerin kopya etmesi zordur. Bu yüzden kimi firmalar sürekli inovasyon yapabilirken, kimileri çabalar dururlar.

 

Örtük bilgi kapsamına giren inovasyon hayali bir beceridir. Bazı kişiler uzun süre inovasyon için uğraşırlar, fakat çok azı başarı sağlayabilirler. Diğer bazı kişiler ise, kısa sürede inovasyon yapabilirler.

 

Liderlik gibi kompleks sosyal becerilerin öğretilmesi zordur. Garantili liderlik eğitimi ve süreci yoktur. Liderlik, deneyimden doğan örtük bilgidir.

 

Benzer tarzda, estetik, sanatın niçin güzel olduğunu açıklar. Bir sanat eserinin güzelliğini dile getirmek zordur. Estetik algıyı öğretmek daha da zordur. Estetik algı, bireyin dünya görüşüne yerleşmiştir. Estetik algı, geliştirilebilir, fakat öğretilemez.

 

Tefekkürün ve sanatın kökü de örtük bilgidedir. Garantili fikir üretmenin ve sanat eseri ibda etmenin yolu tanımlanıp gösterilemez. Heidegger’in “biz fikirlere asla varamayız, onlar bize gelirler” dediği yer, örtük hafıza olmalıdır. Varlığın hakikatinin (doğru bilgisinin) yeri sezgidir. Sezgisel bilgi, örtük bilgidir.

 

Ebeveyn ile çocuk, hoca ile öğrenci, mürşit ile mürit, Peygamber ile sahabe arasında örtük olarak gizlice geçen bilgi söz konusudur. Bu yüzden çocuklar, bilincinde olmaksızın, ileri yaşlarda da anne babasını taklit edebilirler.

 

Örtük bilgi, yakından görüşme ve entelektüel yakınlık yoluyla yaşanarak geçen bilgidir

 

Şöyle bir ölçüden söz edilir: En düşük derecedeki sahabenin makamı en büyük İslam âliminden daha yüksektir denilir. Bu makam hangi cihet(ler)den yüksektir ve bu nasıl izah edilebilir? Bunun izahı sahabenin, Peygamber ile yüz yüze gelmiş ve sohbetinde bulunmuş olması dolayısıyla geçen örtük bilgi müktesebatı olmalıdır. Bu müktesebat, bir analoji yapmak istersek, sahabenin; Peygamber ile karşılaştığı anda, ruhsal iletişim ile bütün kavrayış melekeleri aynasının pası silinerek, çok derin ve keskin bir kavrayış kazanması şeklinde tasavvur edilebilir mi bilinmez?

 

Doktora öğrenimi sırasında, doktora yöneticisi/hocası ile öğrencisi arasında birlikte bulunmaktan, konuları birlikte düşünme ve tartışma yoluyla geçen örtük bilgi söz konusudur. Bu çalışma esnasında hocanın konuyu neresinden tuttuğunu, nasıl çözümlediğini, nasıl çözüme kavuşturduğunu, yanıldığı anda konuyu nasıl toparladığını gözlemlemek, öğrenci için pandoranın kutusunun açılması gibi bulunmaz bir fırsattır. Öğrenci, hocanın tökezleme ve toparlama anını iyi gözlemlemelidir. Örtük bilgi, yakından görüşme ve entelektüel yakınlık yoluyla yaşanarak geçen bilgidir.

 

Platon’un örneği ile söylersek, Yunanistan’daki Larissa’nın yolunu bir kişi harita üzerinden tarif ederse, bu bilgi doksa’dır. Ancak Larissa’ya gidip geldikten sonra yolu tarif ederse, bu bilgi episteme’dir. Bu açıklama, Gazzali’nin Hakk’el Yakin bilgi tanımına tekabül eder. Bu anlamda epistemik bilgi yaşanarak öğrenilen bilgidir. Hidrojen gazı ile oksijen gazı birleştirildiğinde su elde edileceğini, kimyadan, redoks denklemi ile biliriz. Bu Gazzali anlamında İlm’el Yakin’dir. Fakat laboratuvarda hidrojen gazı ile oksijen gazını birleştirirsek, suyun elde edildiğini bizatihi gözlemlersek, bilgimiz Hakk’el Yakin bilgi olur. Bilgiyi yaşamış oluruz. Platoncu anlamda, epistemik bilgidir.

 

Yukardaki anlamının yanı sıra, Platon, idealar âleminin nesnelerinin bilgisine de epistemik bilgi adını vermektedir. Ancak konumuz Platon’un epistemik bilgi kavramına hangi anlamlar verdiği olmadığı için burada, epistemik bilginin bir tek anlamı olmadığına işaret etmekle yetineceğiz.

 

Bilgimizin %90’ını oluşturan dile getiremediğimiz örtük bilgiyi yok sayan, üzerinde pek konuşulmayan, sanki her şeyi apaçık bilebiliyoruz, söyleyebiliyoruz, iletebiliyoruz gibi algılanan bir dünya algısı içinde yaşamaktayızdır. Bu algımızı gözden geçirmenin zamanıdır. “Ol mahiler ki derya içre deryayı bilmezler”.

 

Durmuş Günay

dgunay @ hotmail.com

 

Kaynaklar

 

Tacit &Explicit Konowledge; Harry Collins, University of Chicago Press, 2010.

http://infed.org/mobi/michael-polanyi-and-tacit-knowledge/

Günay, D., “Yükseköğretimde, Eğitim ve Araştırma Alanında Örtük Bilgi”, Yükseköğretimde Eğitim Araştırmaları ve Uygulamaları Kongresi (YEAUK-2017),19 Mayıs  2017, İstanbul

Günay, D., “Tarihsel Süreç içerisinde Bilgi ve Bilim Felsefesi”, Ders Notları, Maltepe Üniversitesi, 2017, İstanbul.

 

Not: Bu makale www.dunyabizim.com da yayınlanmıştır

Bu makale 541 defa görüntülendi.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye