Okuyalım Ama Nasıl Okumalı...  Mustafa Yıldız
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Okuyalım Ama Nasıl Okumalı... Mustafa Yıldız

26.09.2017

Okuyalım Ama Nasıl Okumalı...  Mustafa Yıldız


Kendimizi ifade etmek, duygularımızı dışa aktarmak, hemcinsimiz ile “ünsiyet” edinmek için gerekli olan araçların en önemlisi kullandığımız “Dil”dir. Dil’i seslendiren de eşyaya-cisimlere verilen isimlerin ifade edildiği kelimeler-sözcüklerdir.Geçmiş ile geleceği bağlayan-köprü vazifesi gören de yazıya dönüşen de bir yönüyle dil’dir.

 

Kullanılan sözcükler-kelimeler şayet geçmişten günümüze  kültürel değerlerimizin derinliklerinde anlam kazanmış, bu minval üzere günümüze akıp gelen nehrin delta’larından beslenerek ovalarımızı-yaylarımızı besleyerek süzülüp geliyorsa, geçmişe ait hafızamızı da tarihin yapraklarında güncelleyerek bize miras olarak dökülmüşse eğer, istesekte istemesekte tarihimizle bağımız da dil sayesinde devam ediyor demektir.


Nesiller arası rabıta’yı sağlayan da yazılı ve sözlü olarak aktarılan kaynak eserlerde kullanılan da aslında dil’dir.Dil’i muhafaza geçmişi anlamada kolaylık sağlarken, dini muhafaza da, nesli korumada da dil-lisan etkilidir.Bu nedenle dil’i korumak her ülke’nin öncelikleri arasındadır.


Zaman zaman bilim ve teknolojinin ilerleme göstermesi sonucu, parelel olarak yeni kavram ve eşya ismi gereği çeşidin artması nedeniyle de yeni kelimelerin türetilmesi zarureti hasıl olmuştur.Bu çeşitlemeler arttıkça yeni kelimelerin de dil’imize girmesi kaçınılmaz olmuştur.Şayet teknolojide sahada yok iseniz yabancı kaynaklı kelimelerin lisanınızda bolca pelesenk etmeye daima mecbur kalırsınız.


Doğal olarak yabancı sözcükler anlam yüklenirken kendi kültürel değerleri ile harmanlanarak anlam kazanmaktadırlar. Bazen cümleyi tamamlamak için yedek bir yabancı kelime daha kullanmak zorunda kalıyorsunuz.Farkında olmadan hafızamıza ecnebi kelimeler enjekte ediliyor, geçmişe ait disklerimiz siliniyor veya unutuluyor-unutturuluyor.ama zamanla bilinçli olarak yapılan bu müdaheleler neticesinde,konuşulan-yazılan kelimeler istilaya uğramış gibi sizin olmaktan uzaklaşmış oluyor. Geldiğimiz noktada günlük kullandığımız kelimelerin ne kadarı Türkçe kökenli olduğu maalesef ortada. Merak edenler varsa konuştuğu herhangi bir mevzuyu tahlil etsin.Yahut ithal kelime kullanmadan bir makale yazsın bakayım. Herkes birbirinden ödünç kelime alıyor.Tamam, ama bizim metinlerin neredeyse çoğunluğu yabancı veya uyduruk kelimelerden oluşmakta. 


Bize ait olan bilebildiğim kadarıyla yalnızca iki kelime var.”Yoğurt” ve “şeker” nasıl ki bütün avrupa dilleri aynen kullanmak zorunda kalıyor,çünkü; sana ait bunlar. Öyle de; bizim de kullandığımız hemen hemen teknik terimlerin çoğu yabancı menşeylidir. Elbette buluşun sahibi ismini de kendi koyar.Sen de konuşmak zorunda kalıyorsun.Kendin gibi düşünüyosun ama, başkasının lisanı ile yazmak zorunda kalıyorsun.


Yavuz Bülent BAKILER’i kaynak göstererek bir bilgi aktarmak istiyorum.Türk dil’i hususunda bilgisine güvenilen en etkili kişilerden birisidir.Diyor ki; Yükselme devrinde Osmanlı Alimlerinin kullandığı lisan yerli iki bin kelimeden oluşuyordu. Maalesef; bu gün kullandığımız kelime sayımız altı yüz cıvarında.Ne acı.Eğer doğruysa. Uluslararası makaleler neden “İnğilizce” olmak zorunda, anladık mı.? Sayın akademisyenler bunu acaba nasıl izah edecekler. Düğümleri aça aça ilerlersen kendin olmayı da bir gün unutursun.Bu konuşmaya çalıştığımız, dahil olduğumuz dil grubu acaba hangisi.? Abartılı bulabilirsiniz ama böyle bir sorunumuz yoktur diyebilirmiyiz.?


Her Osmanlı Paşa’sı kendi döneminde aynı dil grubunda olmamızdan dolayı, osmanlıcayı, farscayı, arapçayı, türkçeyi ve ilave olarak diplomaside kibar konuşabilsin diye fransızcayı bilirdi. Şimdi ise aynı dil’i kullandığımız halde Azeriler ile bile zor anlaşıyoruz.

 

Kaynak yine Yavuz Bülent BAKİLER (Sami SELÇUK Elazığ Fırat Üniversitesi konferansı);Amerika’da lise ayarında eğitim görmüş bir öğrenci yüzbin kelime, Almanya’da yetmişbin, Japonya’da kırkbin, İtalya’da otuzbin, Türkiye’de ise abartılmamışsa şayet ancak beşbin kelime öğreniyor ve kullanabiliyor. Yüzbinlik hafiza ile beşbinlik hafıza bir olur mu.? Allah “Rahman” sıfatı ğereği tabi ki o’na verir. Sende akşama kadar kahrolsun Amerika de dur.
Önüne “MİLLİ” koymakla birşey milli olmuyor maalesef. Milli marş’ın dışında milli diye başlayan hangi kurumumuz % kaç milli. Bu gün hala “Orhun yazıtları” Göktürklere ait kitabeler, herşeyi yazılı hale getiren osmanlı arşivleri tam olarak bilinmiyor. Peki ne zaman anlaşılacak bunlar?

 

İbn-i Sina’yı, Farabi’yi sahipleniyoruz güzel de, onları yetiştiren Endülüs kültür birikiminden niye faydalanamadık.Bu kadim kültürün sahibi ve mensubu olmadığı halde, bize ait dediğimiz kaynakların çoğu bugün İngiltere’de Devletlerin hafızası konumunda olan arşivler bu kadar öneme haiz iken, tarihi osmanlı arşivlerinin bir kısmı da halen macaristan arşivlerinde.Bir nevi “parkinson” hastası konumundayız.Geçmişi bilhakkın hem bilmiyoruz hemde bilmek istemiyoruz.Birileri bize gerici demesin diye.


Avrupalı olma kompleksimiz tavan yaptığı için, kendimize hakaret eden sözcüklerini bile kendi kullanmadığı halde utanmadan entel görünme adına pervasızca kullanarak kendi dil’imize en büyük hakareti yine kendimiz yapmışız.

 

Mesela Entelektüel: Fıransızca bir kelime, sahte aydın demek,övünerek öyle çok kullananı var ki.

 

Şarküteri: Domuz eti satılan kasap demek. Levhalarımızda bolca mevcut.

 

Komidin: lazımlık demek.Tuvalet bilmeyen avrupalı yatağının başına koyduğu ihtiyacını giderdiği tuvalet.gibi.üzülelim mi. Gülelim mi.?

 

Ne zaman kendimiz oluruz bilmiyorum.


Tarihi ve küitürel zenginliği olan bir coğrafyanın mensubları olarak, kendi öz kaynaklarımıza sahip çıkarak dil’imizin, dinimizin yeğane sahipleri gibi tarih sahnesine çıkmanın bilinci ve şuuru ile aydınlık yarınlara...
 

Yorum Ekle
Yorumlar
OKUYUCU

27.09.2017

Güzel bir yazı teşekkürler
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05