Müştehir Karakaya’nın Yeni Öykü Kitabı :Hazanda Ölüm Olmaz Bir Çiçek Açadursa

30.12.2017

Yazar Müştehir Karakaya  Kendine Has Uslübu ile yeni bir öykü kitabı ele alarak,  “Hazanda Ölüm Olmaz Bir Çiçek Açadursa” isimli eserini İbrişim yayınlarından çıkardı.

 

Müştehir Karakaya’nın Yeni Öykü Kitabı :Hazanda Ölüm Olmaz Bir Çiçek Açadursa

 

110 sayfa olan Öykü Kitabın arka kapak yazısı şöyle:

 

“Bahar geçti, yaz geçti, yangın geçmedi, sanırım üç kuşak boyu içime hapsolan hüzün kuşları bir türlü uçmayı beceremiyor, beni hazandan hazan vurup duruyor. Ve her vurduğunda bir tarafımı kanatıyor sonbahar günlerinde. Bir yoksulluk, bir yoksunluk yapışıyor yakama.

 

Beni sarsan yağmurlardan bilirim.

….

Aylardır gecenin sesini duymuyorum, özlemiştim. Gecenin kalp atışlarını kulağıma fısıldayan ay ve yaıldızlar. Suskun akasya ağacı. Onu kolları ile sarıp sarmalayan koca sarmaşık. Kapının hemen önündeüç aydır açan sarı kasımpatıları bile duyumsamamışım sanki. Sonra baktım yağmur yağıyor, çok yağıyor, acele acele yağıyor. Belki sancılarımı özlemişim, ıslanmayı tir tir titremeyi.

 

Canım ciğerim demeyi özlemişim.

 

--

 

Kitaptan bir bölümü ilginize sunuyoruz:


 

İki Fincan Kahve

İki Damla Gözyaşı


 

Kentin gürültüsünde kaybolmak üzereyken, yerini yurdunu bilmediği çok katlı, modern, insanın içinde kaybolduğu yada içinde kaybolmadan kendi gerçekliğinde kaybolduğu devasa binanın içine dalmıştı, aranmıştı aramıştı, bulduğunda yitmiş, gördüğünde erimişti, cafeyi bulup oturmuştu, gömülmüştü, hiçbir şey içmemişti, beklemişti, bir bekleyeni beklemişti, hüzünlerine yapışmıştı, sahipsizliğine yorgunluğuna, acıyan yerlerine dayanmıştı, üzerine yapışan sırıtkan bakışların ezici çoğunluğuna kapılmıştı, şeklen oradaydı ama kalben uzak bir yıldızın sırtına binip ışık huzmelerinde geziniyordu, şekilsizdi, kâşane bir yıkıntı, bir oluşun içinden yeni çıkmış bir yokuştu, doygun bir ruhun ayniliğine yapışmak üzereydi, ama sevimliydi sevimli olabildiği kadar, can yakıcı, can alıcı, can verici, ömür törpüleyici, iç kanatıcı…


 

Bekle geliyorum.


 

Geldi de, geldi gibi geldi, öylesine geldi, gelmeyebilirdi de, gelmesi gerektiği için belki de, gelmese şah mat olmayacaktı diye, görmese görünür kılınmayacaktı, görse de değişmeyecekti ne de olsa, ayık olmayan, biri görse ne olur görmese ne’


 

İki fincan kahve, biri sütlü olsun, biri sade. Sade içenin gözü sönük ve derin, dışarıdan çok içe dönük, sütlü içen, kenti sırtından az önce atan, aklı başka yerde, bakan ama görmeyen, gören ama içselleştirmeyen, elinde bir oyuncağı nereye koyduğunu unutan bir sevimlilikte. Ezelden ebede ruhunu her gün bir çentiğini çözmek isteyen bir sorguyla rahat mı değil mi belli olmayan. Ama aklı hep başka yerde! Birinin moru mordu, diğerinin alı al…


 

Her şey inkar ederiz ama ölümü inkar edemeyiz…


 

Yer genişken dar geldi, kalpler darken felek şaşırmışken, cürüm yerinde yanarken, al bir ata binen bulut yürümeye başlamışken, adam ceketinin cebine diktiği kefeni çıkarıp beline sardı. Uyy anamın beyaz gömleği, gülümseyen gamzeleri , soğuk elleri, yorgun kalbi, incinen bedeni, dedi içinden ve kefenin ürpertisine kaptırdı kendini. Hani yazar ne demişti, onu düşünüyordu: Herşeyi inkar ederiz , ölümü inkar edemedeyiz…
 

Derin bakışlardan bir resim çizdi diğeri. Benim atım öyle her yerde dörtnala kalkmaz der gibi yüzündeki gamzeleri parlattı.
 

Benim adımın harfleri kayboldu burada, dedi gözleriyle adam. Benim bağışladığım bütün kuşların adını siliyorum, ellerin sıcak biliyorum, yüreğinde kabuklu yemiş gibi duran bir yara saklıyorsun, buradaysan orda olmamalısın, oradaysan burada işin ne, kahveler soğuyor bak, bari yürekler hala sıcak ve ıslak…
 

Özel gün ve gecelerin özel bir anlamı olmalı…
 

Ah akşam diye hatırladı kadın. Bir hesabın içindeyim, evet soğudu kahve, çikolata almaz mısın, özel bir çikolata bu, özel gün ve gecelerin özel bir anlamı olmalı, şurada ciğerimin şu köşesinde benden bir şeyler gizleyen sırlı bir ur var. Kentin bütün sokakları tanıdığım, adımı üç kere ünleyen birinebenden bir hediye, sabah kendimi aramaya çıkıyorum, akşam olunca beni onlar aramaya başlıyorlar. Uff, kafamın içindeki döngüyü kırk yıldır bir âdem çıkıp durdurmaya kalkamadı, birileri bazen çıkıp dokunmak istiyor, histerilerim kabarıyor o an. Ben kaç zamandır yolların yolcusu olamadım, sen kalkıp bu kenti yaksan ben sadece seyrederim, şimdi sor içine, el ele değince bu büyü bozulur mu?


 

Adamın elinde iki güvercin belirdi, henüz uçmayı bilmeyen iki yavru,kanatları palazlanmamış, gövdeleri hafif, gözlerinde yaş olan… Al bunları… Aldım kabul ettim ve ağlıyorum hiç durmadan…

 

İki damla gözyaşı döküldü, gözlerinden sütlü kahve içenin, kahveler soğuk soğuk bakıyordu, çikolatalar erimeden yok oldu boğazlarında, içerdeki parlak ışık flulaştı, bir adam bir kadının boynunda geziyordu, yüreklerindeki belirti, iz görünür kılındı, iki damla göz yaşı masanın üzerinde soğumuş iki fincankahve kokusuna karıştı…


 

Doğum – yaşam – ölüm bir anlık felsefeden ibaret, çünkü…


 

/kapat gözlerini, say ki kırlardasın, çiçekler arasında renk renk çiçekler, bir adam boyu çiçekler, her renk, her koku, her huzur, her rahatlık var burada, sen o çiçekler arasında özgürce koşuyorsun, sonra uzanıyorsun boylu boyunca sırtüstü, gökte beyaz beyaz bulutlar usul usul akıp gitmekteler, ağaçlarda kuşlar cıvıldıyor, orman ıslıklı melediler çalıyor, koyunlar kuzular meliyor etrafta, say ki bahardır, dallar domur domur, ak güllerin kokusu ta uzaktan duyuluyor, say ki sen sevdanı unutuyorsun, huzur içinde bir gonca gibi açılıyor, insanları seviyorsun, içinde binlerce yağmur, say ki bir deniz kenarındasın dingin,mutlu, dalgalar kıyıyı döverken onlara bakıyorsun, uçsuz bucaksız ufukta gözlerin, bir meltem saçlarını öpüyor usul usul, martılar çığlık öığlığa , say ki sen bir çocuksun, denize taş atıyorsun, ama yarıştasın, en uzağa da sen sektiriyorsun taşı, koşuşan oynaşan çocuklar arasında çok mutlusun, ne akşam senin için bir kayfı, ne sabah senin için bir telaş, gözbebeklerin iri, ışıltılı ve serin, doğum – yaşam – ölüm bir anlık felsefeden ibaret, çünkü hikayeni sen yazmadın , sen bitirmeyeceksin…

 

Say ki yaşamadın… şimdi özgürsün

 

Şimdi aç gözlerini yeniden/


 

Yazar Kimdir:

 

Müştehir Karakaya  (Şair-Yazar) 


1962 Bulanık/Muş doğumlu. Cağaloğlu’nda yıllarca basın yayın alanında çeşitli yerlerde bulundu. Dergilerde çalıştı, yayın yönetmenliği ve yazı işleri müdürlüğü yaptı.



Birçok sanat-edebiyat ve kültür dergilerinde yazdı. İstanbul’da Kardelen dergisini kurdu ve dört yıl boyunca bu dergiyi çıkardı. 1995 yılında Van’a yerleşti. “Hazan” sanat edebiyat dergisini kurdu, uzun yıllar bu dergiyi yayınladı. Daha sonra Vefa Taşdelen ile birlikte Beyaz Gemi sanat ve kültür dergisini yayınladı, 2011 Van Depremine kadar. 



Yurt içinde ve Van'da çıkan sanat, edebiyat, kültür dergilerine katkı sundu, sunmaya devam ediyor. 



Çok sayıda şiir, roman, öykü, deneme kitabı bulunmaktadır. 

 

Eserleri


Şiir: 


Gece Sağanakları (toplu şiirleri-ilk 8 kitap) 


Zaman Gergefinde Kitabeler (toplu şiirler-9 kitap) 


Canana Şiirler 


Canın Notasız Son Şarkıları



Deneme: 


Erguvanî Yazılar 


Şuuraltı Notları 

 



Öykü: 


Burada Deniz Vurgun 


Üç Yağmur Masalı 


İçinde Eylül Biriktiren Kadın 


Düş Zamanı Öyküleri 



Roman: 


Ay Karanlıktı 


Yurdunu Arayan Ölüm 


Savunma 


Mazlum Halepçe 


Tuşbanın İncisi Semiramis 


Tuşba Yolunda 


Dört Şehir Dört Kapı 


Hattuşaşlı 

 



Günce: 


Bilgenin Günlüğü

 

Yazarın Kitabına Seçkin Kitapçılardan ve

 

 

 

 

www.ibrisimkitap.com

 

facebook.com/ibrisimkitap

 

twitter.com/ibrisimkitap

 

e-mail: ibrisimkitap@gmail.com

adreslerinden ulaşabilirsiniz

 

Hertaraf Haber / Kültür Sanat Servisi

 

bilgi@hertaraf.com

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye