19 Temmuz 2019 Cuma •

Mehmet Yaşar Soyalan: İnsanı, insan yapan şey, öncelikle akletmesidir. - Akıl Özgürlük İlişkisi

29.06.2019

Mehmet Yaşar Soyalan:"İnsanı, insan yapan şey, öncelikle akletmesidir. Aklediyor olması, özgür olmasını zorunlu kılar. Bu nedenle olsa gerek, Kur’an insanın akletmesine sürekli vurgu yapar. Aklını kullanmayanları, çevrelerinde olup bitenleri sorgulamayanları, olanlar üzerinde kafa yormayanları, belli bir düşünceye körü körüne bağlananları hep tenkit eder. Öyle ki insanların içinde bulundukları konumun, akledip etmedikleriyle ilgili olduğunu söyler. Akleden insanlar, çevrelerinde olup bitenleri fark ederler. Olumlu gördüklerine sahip çıkar, olumsuzları değiştirmeye çalışırlar. Farklı bir dünyayı ancak onlar kurarlar. Çünkü özgür bir iradeye ve özgür bir zihne sahiptirler. Özgürleşmiş bir akıl putları kabul etmez, put kırıcıdır. Ancak putları kırarak kendini yeni bir put olarak ilan etmez. Adı ne olursa olsun, gerçeğin dışında bir şeye tabi olunduğunda, sorgulama yani akletme devre dışı bırakılmıştır demektir."

Yazarımız Sayın Mehmet Yaşar SOYALAN'ın "Kur'an Merkezli Bir Tanımlama ve Değerlendirme HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN ANLAM VE ALANI" Üzerine Kaleme Aldığı  Yazı Dizisinin 4. Bölümünü Yayınlıyoruz...

Hertaraf Haber

4. Bölüm:

İlk Dönem Uygulamaları

Kur’an’ın hedeflerini ve bu hedeflerin ne kadar uygulanabilir olduğunu, Peygamber dönemi uygulamalarını esas alarak da ortaya koymamız mümkündür. Bu uygulamaların boyutunu Kur’an’ı, nüzul seyrini göz önünde bulundurarak okuduğumuzda görebileceğimiz gibi, tarihî malzemelerden yola çıkarak bir okuma yaptığımızda da görebiliriz. Örneğin:

a)         Peygamberimizin yakın arkadaşlarına, yakın çevresindeki insanlara (Ebu Bekir, Ali, Ömer, Zeyd, Süheyl, Bilal, Salman, Osman gibi) bakıldığında, oluşturmak istediği toplumsal yapının, bir kabile veya kabileler hiyerarşisine, bir seçkinler oligarşisine, bir sınıf veya ırkın egemenliğine dayanmadığı görülür. Kişinin bir şeyi hak etmesi için insan olması yeterli görülmüştür. Hiçbir zaman mazluma kimliği sorulmamış, kimliğine göre muamele edilmemiştir. Zalime de yine kimliği ve konumundan dolayı özel ve arıcalıklı davranılmamıştır. Peygamberimizin, “Kızım Fatma bile çalsa cezasını verirdim” anlamına gelen ünlü sözü bu durumu en belirgin şekilde ortaya koymaktadır. Peygamberimizin etrafında, her sınıftan ve farklı etnik kökenlerden gelmiş kişilerin eşit bireyler olarak yer alması, bir görev almaları durumunda sadece yeteneklerinin esas alınması, ilk dönem uygulamalarında bir ayırma ve kayırmanın olmadığını gözler önüne sermektedir.

b)         Peygamberin ve ilk Müslümanların her zaman özgürlüklerden yana oldukları, örnek uygulamalarla sabittir.

1-Hılful-Fudul (faziletliler) Sözleşmesi önemlidir. Bu anlaşmayı önemli kılan şey, peygamberimizin risaletinden önceki bir döneminde, bu sözleşmeye taraf olmuş kişilerden biri olması değil, yıllar sonra, bir Peygamber olarak “Bugün de “Hılful Fudul’e davet edilseydim yine kabul ederdim” demesidir. Bu söz doğrunun, her dönemde doğru olduğunu ortaya koyduğu gibi haksızlıklara karşı durmak için her meşru oluşuma destek verilmesi gereğini de ifade eder.

2-Peygamberimizin Medineli Yahudilerle imzaladığı, “Medine Sözleşmesi” İslam’ın, inançlara, onların toplumsal hayattaki yansımalarına, çoğulculuğa, birey ve toplumların hak ve özgürlüklerine yaklaşımını ortaya koymaktadır.

3-Aynı şekilde Necran Hıristiyanlarıyla yapılan anlaşma da aynı ilke ve prensiplere işaret etmektedir.

4-Peygamberimizin, Habeşistan Kralı Necaşi ile veya aynı idealleri paylaşan başka kişilerle iş birliği yapması, farklı inanç ve kültüre sahip kişilerle kurulacak ilişkinin boyutunu göstermektedir. Bunun bir sonucu olarak, Müslümanların başka toplumlarda hak ve hukukları gözetilerek yaşama imkânına sahip oldukları gibi başka inanç sahiplerinin de Müslümanların egemen olduğu toplumlarda aynı şekilde yaşayabileceklerini ortaya koyar.

5-Resulullah’ın Medineli Ensar ile Mekkeli Muhacirleri kardeşler olarak eşleştirmesi, azatlı kölelerle, soylu efendileri kardeşler ilan etmesi, hatta bir azatlı köle olan Zeyd ile Kureyş’in ulularından birinin kızı olan Zeyneb’i evlendirmesi, Kur’an’ın ilk muhataplarının ulaştıkları insani seviyeyi ve özgürlük algılamalarını gözler önüne sermek için yeterlidir.

İnsanı ve toplumu özgürleştirmede atılan bu adımlar, ideal bir özgürlüğe ulaşmada izlenecek yöntemi ve nihai amacı da ortaya koymaktadır.

Bu anlamda İslam’ın önerdiği hak ve özgürlüklerin, elbette yalnızca Müslümanlara özgü olması düşünülemez. Çünkü özgürlükler, kişilerin inançlarından dolayı elde ettikleri bir ayrıcalık değil, insan olmaları hasebiyle elde ettikleri bir haktır.

Kur'an'ın Ahkâm Ayetleri Nasıl Anlaşılmalı

Kur’an’ın hak ve özgürlükler konusundaki tutumunu ve bugün insan için ne ifade ettiğini doğru algılayabilmek için, toplumsal hayatı düzenlerken hangi önceliklere dikkat ettiğini ve nasıl bir yöntem izlediğini de bilmemiz gerekir. Kur’an’ın toplumsal hayatı düzenleyen ayetleri “ahkâm ayetleri” olarak ifade edilir. Bugün ahkâm ayetlerini anlama konusunda nasıl bir yöntem izlemeliyiz ki onun hak ve özgürlükler vurgusunu kavrayabilelim. Bunu kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1-         Ahkâm ayetleri indiği dönemde, bireysel ve toplumsal sorunları çözüyordu, bugün aynı ahkâm ayetleri benzer sorunları çözebilir mi veya çözebiliyor mu? Yaşanılan örneklerden yola çıkıldığında, ayetlerin, Kur’an’ın temel amaç ve prensipleri göz önünde bulundurulmadan okunduğu gibi, kendi bağlamlarındaki amaç ve hikmeti de gözardı edildiğinde sorunları çözmediği ve bazı yeni sorunlar da ortaya çıkardığı ifade edilir. Öyle ki bu okuma biçimi kazanılmış bazı hakların görmezden gelinip, özgürlük alanlarının daraltılmasının da meşru gerekçesini oluşturmuştur.

Bu nedenle ilgili ahkâmın, hem ilgili ayetlerin amaç ve hikmetleriyle hem de Kur’an’ın genel amaç ve prensipleriyle birlikte ele alınması gerekir. Kur’an’daki bu örneklerin ilgili uygulamaların alt veya üst limitlerini ifade ettiği, bu limitler arasında örfe göre hüküm vermenin mümkün olabileceği söylenebilir. Örf’ü bir zamanlar yaşanmış uygulamalar olarak görmemek gerekir. Her dönemin örfünün, kendi özel şartları içerisinde yeniden oluştuğu düşünülebilir

2-         Kur’an ahkâmı dinamik bir yapıya sahiptir. Durağan değildir. Daha çok genel ilkeler koyar. Kur’an’daki hadler, cezalar veya hukuk kapsamına giren ayetler evrensel yanı da bulunan konu ve sorunların çözümüne yönelik örneklerdir. Her toplum kendi çağ ve coğrafyasındaki benzer sorunları bu genel ilkeler çerçevesinde çözebilir. Çünkü Peygamber ve arkadaşları da Kur’an’da yer almayan birçok sorun için aynı yolu izlemiştir. Nikah ile ilgili bazı konuları, nikâhın caiz olmadığı bazı istisnai durumları, altın takma, ipek elbise giyme, mezarları ziyaret gibi uygulamaları bunlara örnek verebiliriz.

3-         Kur’an ahkâmının iki yönü vardır:

a)         Anı kuşatır; anlık sorunları çözer.

b)         Geleceği kucaklar; geleceğe yönelik perspektif oluşturur, genel ilkeler koyar. Böylece anı yaşarken geleceği de inşa eder.

4-         Kur’an, toplumsal ve uluslararası boyutu olan sorunları bir süreç içerisinde çözer. Kölelik, miras ve içki konusu bunlara örnek verilebilir.

5-         Bu sorunları çözerken, meşru bir şekilde elde edilmiş hakları kabul eder, genel ve özel ahkâmını bunun üzerine inşa eder.

6-         Bu açıdan baktığımızda içtihat, Kur’an ahkâmının doğru anlaşılmasında olmazsa olmaz bir kural olarak karşımıza çıkar. Geçmiş uygulamalar ve bu uygulamalardaki amaç ve hikmet sorgulanıp, günün örfü de göz önünde bulundurularak ahkâm ayetleri kendi özel şartlarında yeniden yorumlanır.

Kur'an'ın Bir Hak Olarak Ortaya Koyduğu Düzenlemeler

Kur’an’ın bir hak olarak ortaya koyduğu ilke ve prensiplerin iki boyutu vardır. Başka bir deyişle Kur’an’ın bu konudaki düzenlemelerini iki başlık altında toplamamız mümkündür.

1-         İnsanın doğuştan getirdiği yani canlı bir varlık olması dolayısıyla sahip olduğu hak ve özgürlükler

a)         Yaşama hakkı

b)         Can ve mal emniyeti, güvenli bir ortamda yaşama hakkı

c)         Barınma, istediği yere yerleşme

d)        Beslenme hakkı

e)         Evlenme, aile kurma, çocuk yetiştirme hakkı

f)         Mahremiyetinin korunması hakkı

g)         Çalışma ve iş kurma hakkı

h)         Adil yargılanma hakkı

i)          Seyahat hakkı

j)          Sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşama hakkı

k)         Anadilini kullanma hakkı

2-         Toplumsal ve sorumluluk ve akıl sahibi bir varlık olması dolayısıyla sahip olduğu hak ve özgürlükler.

a)         Bilgilenme ve öğrenme hakkı

b)         Sorgulama, itiraz etme, görüş bildirme, tercih etme, soru sorma, öğrenme ve seçme hakkı

c)         Düşüncesini ifade ve inanç özgürlüğü

d)        Sahip olduğu değerleri, özellikleri ve akli melekelerini koruma hakkı

e)         Kendini ifade etme hakkı

f)         İtiraz hakkı

g)         Hukuk önünde eşitlik

h)         Seçme, seçilme ve tercih hakkı

i)          İbadet etme hakkı

j)          Topluluk oluşturma ve örgütlenme hakkı

k)         Adil bir ortamda yaşama hakkı

l)          İş kurma, ticaret yapma, mülk edinme ve teşebbüs hakkı

m)        Sosyal güvenlik hakkı

n)         Kültür, gelenek ve anlayışını yaşama ve yaşatma hakkı

Akıl Özgürlük İlişkisi

İnsanı, insan yapan şey, öncelikle akletmesidir. Aklediyor olması, özgür olmasını zorunlu kılar. Bu nedenle olsa gerek, Kur’an insanın akletmesine sürekli vurgu yapar. Aklını kullanmayanları, çevrelerinde olup bitenleri sorgulamayanları, olanlar üzerinde kafa yormayanları, belli bir düşünceye körü körüne bağlananları hep tenkit eder. Öyle ki insanların içinde bulundukları konumun, akledip etmedikleriyle ilgili olduğunu söyler. Akleden insanlar, çevrelerinde olup bitenleri fark ederler. Olumlu gördüklerine sahip çıkar, olumsuzları değiştirmeye çalışırlar. Farklı bir dünyayı ancak onlar kurarlar. Çünkü özgür bir iradeye ve özgür bir zihne sahiptirler. Özgürleşmiş bir akıl putları kabul etmez, put kırıcıdır. Ancak putları kırarak kendini yeni bir put olarak ilan etmez. Adı ne olursa olsun, gerçeğin dışında bir şeye tabi olunduğunda, sorgulama yani akletme devre dışı bırakılmıştır demektir.

Bu nedenle Kur’an, akletmenin, özgür ve sorumlu bir birey olmanın en önemli şartı olduğunu doğrudan veya dolaylı olarak defalarca tekrarlar. Kur’an’a göre, insan, İslam’ı veya vahyi ancak özgür bir irade ve özgür bir algılama ile kavrayabilir. Baskı altında tutulan veya başkalarını taklit eden bir bireyin sorumluluklarını gereği gibi kavrayamayacağını söyler. Sorumluluğunun bilincinde olmanın, ancak akletmekle, sorgulayıp araştırmakla ve sonunda tercihini yapmakla mümkün olacağını ifade eder. Kur’an, özgürlüğün bir ölçüde, seçim ve bir tercih hakkı olduğunu da ifade eder. Tercih hakkını kullanmayanın, özgürlüğünü kaybedeceğinin altını çizer. Özgürleşmek bir süreç içerisinde gerçekleşir, taklitçi olmayı reddetmekle başlar ve tercihini yapmakla devam eder. Zamanla, kimlik ve kişilik sahibi bireyler olunması mümkün olur.

Özgürleşme hali çocukluktan kurtulmak gibi bir şeydir. Çocuklar, ilk önce çevrelerinde gördüklerini taklit ederler, sonra anlayıp kavramaya başlarlar, daha sonra da çevrelerini yeniden inşa edip oluşturmaya başlarlar. Çocukların “rüşt çağına ermesi” dediğimiz bu olay, aslında onun özgürleşme ve irade sahibi bir birey olmasıdır. Toplumun büyük çoğunluğu daima çocukluğunu yaşadığı için özgür toplumlar ve özgür yapılar bir türlü oluşmaz.

Sonuç

Allah’ın evren tasavvuru, özgür insan tasavvuru üzerine inşa edilmiştir. Tüm ilâhi metinler insan-evren ilişkisinin bir açıklaması veya kılavuzu gibidir. Zaten Kur’an’ın kendisi bir özgürlük projesidir ve özgür bir bireyi inşa etmeyi hedefler. Özgürlüğün mutlak anlamda kendisinde tezahür ettiği Yüce Yaratıcı, yeryüzünün sorumluluğunu, ruhundan üflediği ve tüm saplantı ve bağlantılarından uzaklaşarak, özgür olmasını istediği insana yüklemiş, bir ölçüde onu yeryüzünün efendisi kılmıştır. İnsanoğlu ya özgürleşerek yeryüzünü imar edecektir ya da arzularının tutsağı ve kan akıtıp, fitne çıkaran bir varlık olarak onu harap edecektir. İnsanlık tarihi de aslında bu mücadelenin bir tarihidir.

SON

Yazı Dizisinin İlk Bölümü İçin Tıklayınız:

http://www.hertaraf.com/haber-hak-ve-ozgurluklerin-anlam-ve-alani-kur-an-merkezli-bir-tanimlama-ve-degerlendirme-mehmet-yasar-soyalan-2669

Yazı Dizisinin İkinci Bölümü İçin Tıklayınız:

http://www.hertaraf.com/haber-kur-an-in-ozgurluk-hak-ve-adalet-vurgusu--mehmet-yasar-soyalan-2702

Yazı Dizisinin İkinci Bölümü İçin Tıklayınız:

http://www.hertaraf.com/haber-kuranin-hak-ve-ozgurlukler-anlaminda-muhatabi-insandir--mehmet-yasar-soyalan-2745

Yorum Ekle
Yorumlar
Hüseyin Şaşmaz*Uzun

02.07.2019

"İnsanı, insan yapan şey, öncelikle akletmesidir. Aklediyor olması, özgür olmasını zorunlu kılar. Bu nedenle olsa gerek, Kur’an insanın akletmesine sürekli vurgu yapar. Aklını kullanmayanları, çevrelerinde olup bitenleri sorgulamayanları, olanlar üzerinde kafa yormayanları, belli bir düşünceye körü körüne bağlananları hep tenkit eder. https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=690593054725432&id=100013242319421
Halit ATAOĞLU

30.06.2019

İnşaallah bi yazınız ülkemizdeki ayrımcılığı ve bölücülüğü ortadan kaldırmaya zerre miktarı da olsa fayda sağlar. Ayrıca bunun rantiyecilerinin deşifre olmasına vesile olur.
Mustafa Demir

29.06.2019

Evet, KUR'AN'IN kendisi bir özgürlük projesidir. Gerçekleşmesi beklenen ideal bir programdır da diyebiliriz. Doyurucu bir yazı, teşekkürler arkadaşım.
Dürümiye / Lezzete Davetiye