MAZLUMDER : OHAL KHK’ları ile Masumiyet Karinesi İhlal Edilmiştir!
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

MAZLUMDER : OHAL KHK’ları ile Masumiyet Karinesi İhlal Edilmiştir!

04.04.2018

MAZLUMDER : OHAL KHK’ları ile Masumiyet Karinesi İhlal Edilmiştir!

Mazlumder İstanbul Şube Başkanı Ali Öner,15 Temmuz gecesi  darbenin karşısında durmak için tam kadro meydanlarda; tankın sırtına çıktıklarını, kuruluşundan bu yana MAZLUMDER olarak darbe karşıtı bir duruş sergilediklerini, 28 Şubat post modern darbesi karşısında da dimdik durmayı başardıklarını, bir yandan meydanlarda eylemleriyle basın açıklamalarıyla, diğer yandan da hukuk mücadeleleriyle hem haksızlığı haykırdıklarını , hem de haksızlığa uğrayanlara sahada hukuki yardımlarda bulunduklarını ifade ederek “MAZLUMDER darbelere ve   darbecilere hep karşı durmuştur. Hep İnsan haklarından ve adaletten yana tavır koymuştur ve bu nedenle OHAL raporunu hazırladıklarını” belirtti.

 

İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) İstanbul Şubesi 2018 OHAL raporu yayınladı. Raporu bir basın açıklaması ile kamuoyuna duyuran İstanbul Şube Başkanı Ali Öner: “KHK’larla ihlal edilen bir diğer hak, masumiyet karinesinin ayrılmaz bir parçası olan savunma hakkıdır. Kişinin masumiyetini ispatı, ancak etkin savunma hakkının kullanılabilmesiyle mümkündür” dedi.

 

Raporda Devletin değişik kademe ve kurumlarında görev yapan binlerce kişinin, “örgütle iltisaklı olduğu” gerekçesi ile bir daha geri dönmemek üzere ihraç edildiğini, ihracın; başlı başına bir cezalandırma yöntemi olduğunu, bu kişilerin, memuriyetten çıkarma cezası ile cezalandırılırken ilgili kanunlardaki savunma hakları kullandırılmadığı gibi, (685 sayılı KHK ile) Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu kurulana dek bu kararlara karşı başvurabilecekleri bir yargı mercii de gösterilmediğinin altı çizildi…

 

Mağdurların, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idare mahkemelerine, komisyon kurulmadan önce yaptıkları müracaatların, değişik gerekçelerle reddedildiğini ve çıkarılan KHK’larla kişiler, savunması dahi alınmadan ihraç işlemine tabi tutuldukları belirtildi.  Mahkûmiyet kararı aranmaksızın memuriyetlerinin ellerinden alındığının hatta; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilememe, uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerini kaybetme durumuyla karşılaştıkları ifade edildi.

 

Özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamamaları gibi ek tedbirlere hükmedildiğini ifade eden Ali Öner;bu kişilerle ilgili alınan ek tedbirler de düşünüldüğünde, masumiyet karinesinin ihlal edildiği açık olduğunu ,zira masumiyet karinesi gereği hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmadıkça herkes masum olarak kabul edileceğini belirtti...

 

Ali Öner: “Ne var ki ihraç listelerinde adı bulunan kişiler, soruşturma dahi başlatılmamışken örgüt üyesi olarak kabul edilmiş ve KHK’larla haklarında işlem yapılmıştır. 696 sayılı KHK ile getirilen tek tip kıyafet uygulaması, doğrudan masumiyet karinesinin ihlalidir. Henüz suçluluğu sabit olmayan kişilere yönelik uygulanacak bu tedbir ve tedbire uymayanlara ilişkin öngörülen yaptırımlar, açık insan hakkı ihlalidir. Doğrudan darbeye kalkışan sanıklara dönük bir uygulama gibi kamuoyuna izah edilmeye çalışılan düzenleme, terör suçu şüphesi ile yargılanmakta olan kişilerin tümünü kapsayacak bir yasal değişikliktir. Haklarında iddianame tanzim edilen kişilerin davalarının %50’sinin beraatle sonuçlandığı, birçok kimsenin kolaylıkla “terör suçlusu” olarak itham edildiği ülkemizde, bu düzenlemenin oluşturacağı mağduriyet ortadadır” diyerek;   KHK’larla ihlal edilen bir diğer hak, masumiyet karinesinin ayrılmaz bir parçası olan savunma hakkı olduğunu, kişinin masumiyetini ispatı, ancak etkin savunma hakkının kullanılabilmesiyle mümkün olduğunu, savunma hakkını ihlal eden hususlardan ilki, gözaltı süresinin uzunluğu olduğunu belirtti.

 

Örgüt üyeliği suçlamasıyla gözaltına alınan kişilerin avukat görüşmelerinin gün ve saat sınırlamasına tabi tutulması, avukatın müvekkiliyle görüşmesinin ertelenebilmesi, görüşmelerin sesli ve görüntülü kayıt altına alınması, dosyalarda görev alabilecek avukat sayısının kısıtlanması gibi düzenlemeler, şüpheli ve sanıkların avukatlarıyla görüşmelerini kısıtlamakta, bu kişilerin savunma hakkını ihlal etmekte olduğunu belirten Mazlumder, 667 ve 668 sayılı KHK’lar ile adil yargılanma hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı gibi haklara sınırlamalar getirildiğinin altını çizdi.

 

Ayrıca savunma hakkının kullanımına ilişkin getirilen kısıtlamaların fiilen yalnızca “FETÖ” suçlamasıyla tutulan kişilere yönelik uygulanması ayrımcılık yasağının da açık ihlalini oluşturmakta olduğunu,  OHAL KHK’ları ile mesleklerinden ihraç edilen kişiler veya mal varlıkları devlete devredilen tüzel kişiliklerin, OHAL komisyonu oluşturulana kadar geçen süreçte herhangi bir kanun yoluna başvuramamaları, bir başka savunma hakkı ihlali oluşturmakta olduğunu belirtti.

 

 

Mazlumder İstanbul Şube Başkanı Ali Öner, açıkladığı Raporda: “OHAL sürecinde şu ana dek toplam 30 adet olağanüstü hâl KHK’si yayınlanmıştır. Bu KHK’lar incelendiğinde KHK’ların içeriğinde Anayasa Mahkemesinin geçmişte belirlemiş olduğu “OHAL’in konusu ve süresi”ne dair sınırlamaları aşan düzenlemelerin bulunduğu görülmektedir. KHK’ların içeriğinde, Anayasa Mahkemesi’nin geçmiş içtihadında belirlenen sınırları aşan düzenlemeler vardır İnsan haklarını sınırlayan düzenlemeler yalnızca OHAL süresince geçerli olması gerekirken, kamu görevinden çıkarma, öğrencilikle ilişik kesme, dernek ve vakıfların kapatılması ve mal varlıklarına el konulması gibi düzenlemeler OHAL kalktıktan sonra da uygulanmaya devam edecektir. İhraç edilen kişilerin sayısal çokluğu ve yapılan başvuruların yüzbinleri bulduğu bir ortamda OHAL Komisyonları’nın sorun çözücü olmasını ve etkili sonuçlar vermesini beklemek çok da gerçekçi değildir. Komisyon üyelerinin sayısı da düşünüldüğünde mağduriyetlerin giderilmesi mümkün olmayacak veya çok uzun bir süre alacaktır. Bu durum düşünülerek etkili çözüm yollarının bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. Çıkarılan KHK’lar gereği birçok kamu kurum ve kuruluşu, haklarında somut bir delil olmaksızın, idari bir tasarrufla binlerce kişinin işine son vermiştir. Bu kişilerin hukuki durumları hala belirsizliğini korumaktadır. Üstelik bu işlemleri tesis eden kişiler, düzenlenen KHK’larla hukuk zırhına büründürülmüşler; adeta keyfi davranmalarının önü açılmıştır. Savunma hakkına getirilen engellerle, suçlanan kişilerin yargı mercileri önünde masumiyetlerini etkin bir şekilde ispat etme olanakları kısıtlanmıştır. Terör şüphesi ile yargılanan kişiler 31 için uygulamaya konulan tek tip kıyafet zorunluluğu, masumiyet karinesinin açık ihlalini oluş- turmaktadır. İnsanlık dışı uygulamaların ve hak ihlallerinin sembolü haline gelen Guantonamo uygulamasını örnek alan bu düzenlemeden derhal geri dönülmelidir. Darbenin bastırılması ve darbe sonrası yürütülen işlemlerde görev alan resmi personel ile darbe teşebbüsü, terör eylemleri ve bunların devamı niteliğindeki eylemleri bastırma kapsamında hareket eden sivillere (belirsiz ifadelerle) tanınan hukuki ve cezai sorumsuzluk, keyfi davranışlara sebebiyet verebileceği gibi, yeni insan hakları ihlallerine de kapı aralayan düzenlemelerdir. Bu dönemde çıkarılan birçok KHK ile OHAL kapsamını doğrudan ilgilendirmeyen birçok alanda düzenleme yapılmıştır. Bu durum, yasama yetkisinin fiilen hükümet tarafından kullanılması anlamına gelmektedir. Geniş bir mutabakatın arandığı yasama faaliyetinin bakanlar kurulunca yerine getirilmesi insan hakları yönünden endişe vericidir” dedi.

 

Kişilerin terör örgütleri ile bağlantısının kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmaksızın örgüt üyeliği için şüphe derecesinde dahi delil vasfı olmayacak emarelerle cezalandırılması, geri dönüşü olmayan hak ihlallerine sebebiyet verecektir.

 

DEVLETÇİ REFLEKS İHLALLERİN BOYUTUNU ARTIRDI

 

Mazlumder OHAL döneminde yargının, insan hakları açısından kabul edilemez boyutta devletçi bir refleksle geçmişten gelen kötü alışkanlıklarını aynen devam ettirdiğini, birçok kimsenin yeterli delil olmamasına rağmen terör örgütü üyeliği suçlamasına maruz kaldığı görülmekte olduğunu ifade etti.

 

Örnek Olarak ta,  Furkan Vakfı üyelerine yönelik yürütülen soruşturma gösterildi.

 

“Olağan dönemde dini cemaat, vakıf olarak faaliyetlerini yürüten bu yapı, kamuoyunu tatmin edecek yeterli delil ortaya konmadan terör örgütü suçlamasına maruz bırakılmıştır. Ortaya konan deliller arasında yer alan ve her kurumda bulunma ihtimali bulunan “364,000 TL para” ile isnad edilen suçta karşılığı bulunmayan, sadece itibarsızlaştırmak için araya yerleştirildiği görüntüsü veren “porno film”, suçlamanın niteliği hakkında ciddi şüphe oluşmasına yol açmaktadır” denildi.

 

GİZLİ TANIKLIK , VATANDAŞI JURNALCİLİĞE İTMİŞTİR!

 

Gizli tanık olayına değinen Mazlumder Heyeti; Ceza yargılamasında gizli tanık deliline başvurabilmek belirli koşullara bağlanmış olduğunu, bu koşulların; bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş eylem olması, tanığın taraflar huzurunda dinlenmesi, tanık için ağır tehlike oluşturması ve bu tehlikenin başka türlü önlenemiyor olması gerektiğinin altını çizdiler...

 

OHAL döneminde de geçmişte olduğu gibi gizli tanık beyanları ile birçok kimse hakkında ceza tayini yoluna gidildiğini belirtilen raporda, OHAL sürecinde zaten sıkıntılı olan gizli tanık uygulamasının ciddi mağduriyetlere yol açtığı görüldüğünü, bazı tanıklar hedef saptırmak için alakasız kimselerin isimlerini verme yoluna gittiğini, yargı ise içeriğine bakmaksızın yalnızca verilen isme odaklanarak kişi hakkında soruşturma açtığını, tanık tarafından adı verilen kişinin bir ortamda sadece bir kere bulunması dahi soruşturma başlatılması için yeterli olduğunu, söz konusu soruşturmalar maddi ve manevi hak kayıplarına neden olduğu gibi, adil yargılanma ilkesini çiğnemekte olduğunu, temel hak ve hürriyetleri de zedelediğini, tanık ve gizli tanık beyanlarının ortaya çıkardığı bir diğer sakınca, vatandaşın jurnalci olmaya teşvik edilmesi ve buna zemin hazırlamakta olduğunu belirtildi.

 

KRİTO FETÖCÜLER FETÖCÜ OLMAYANLARI SAFDIŞI BIRAKMAYA ÇALIŞIYOR

 

Bazı kimseler bu durumu, bulunduğu kurumdaki rakibini devre dışı bırakma yolu olarak kullandığını  böylece karşımıza milyonlarca üyesi olan bir örgüt çıktığını, bunun ise silahlı bir örgütün normal şartlarda ulaşabileceği üye sayısına göre çok fazla olduğunu, eğer çıkan tablo doğruysa bu defa devletin nasıl olup da bunu farketmediği sorunu ortaya çıkartacağını ifade edilen Raporda;  44 Gizli tanıkların mücerret beyanlarının yol açtığı hak ihlallerine örnek olarak ta: “Üniversitede öğretim görevlisi olan T.K hakkında F.S, FETÖ/PDY örgütü üyesi olduğu şeklinde tanıklık yapmıştır. İddianamenin temel dayanağı olan bu delil üzerine T.K 1 yıla yakın tutuklu kalmış, bu süre zarfında sözleşmesi de yenilenmediği için görevinden alınmıştır. T.K’ın annesi cezaevi ziyareti dönüşü trafik kazasında vefat etmiş, T.K annesinin vefatından sonra tahliye edilmiştir. Bu arada T.K hakkında “FETÖ/PDY örgüt üyesidir” diye tanıklık yapan aynı üniversitede çalışan F.S’nin kripto FETÖ’cü olduğu kuruma gönderilen bir yazı ile belirtilmiş ve F.S hakkında soruşturma başlatılmıştır. Bu örnek, somut deliller üzerinden soruşturma açılmamasının nelere yol açtığını göstermesi bakımından önemlidir. Soyut beyanlar ve yüzeysel kriterler üzerinden yürütülen soruşturmalarla kişiler mağdur edilmekte ve hak ihlalleri ortaya çıkmaktadır. Tanık-gizli tanık beyanlarının ve suç kriterlerinin titizlikle araştırılması somut delillerle desteklendiğinin tespit edilmesi ve buna göre işlem yapılması ortaya çıkan hak ihlallerini azaltacaktır.”

 

OHAL İnceleme Komisyonu

 

Mazlumder Raporunda, Komisyon başvurularının  dosya üzerinden incelemekte olduğunu ve şimdiye kadar  on binlerce başvuru bulunmakta olduğunu, bu komisyonun, görev süresi içerisinde bu başvuruları sağlıklı bir biçimde ele alması, makul sürede sonuçlandırması fiilen mümkün görünmemekte olduğunu, komisyon’un bir başvuru hakkında olumlu karar verdiğinde, hak sahibi, Devlet Personel Başkanlığınca tesis edilecek bir “açıktan atama” işlemi ile görevine iade edilecektir  ve böylece başvurucuların ihraç tarihinden tekrar atamasının yapılacağı tarihe kadar geçecek sürede uğradıkları hak kayıplarının telafisi mümkün olmayacağı ifade edildi.

 

 

 

OHAL KHK’LARININ İNSAN HAKLARI YÖNÜ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Mazlumder Raporunda; Anayasa Maddelerinden yola çıkarak OHAL KHK larını değerlendirdi. Raporda şu ifadelere de yer verildi:

 

-Anayasa’nın 15 inci maddesi olağanüstü dönemlerde anayasal güvence altındaki bazı temel hak ve özgürlüklerin olağan dönemden farklı olarak tümüyle askıya alınabileceğini veyahut kullanımının belirli ölçülerde kısıtlanabileceğini hüküm altına almıştır.

 

- 15 inci maddesinin birinci fıkrası, savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceğini veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceğini öngörmektedir.

 

- İkinci fıkrada ise, olağanüstü hallerde dahi kişinin yaşam hakkı, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünün dokunulmazlığı, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve bunlardan dolayı suçlanamayacağı, suç ve cezaların geçmişe yürütülemeyeceği ve nihayetinde suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

Yukarıda belirtilen maddeler incelendiğinde Anayasanın, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması noktasında yönetenlere belirli yetkiler verdiği, ancak keyfi kullanımının önüne geçmek adına verilen yetkinin çerçevesinin çizildiği görülmektedir.

 

Bu çerçeveyi oluşturan üç temel sınırlama mevcuttur:

 

  1. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler
  2. Ölçülülük ilkesi
  3. Çekirdek haklara dokunma yasağı

 

Ölçülülük İlkesi

 

“1982 Anayasasının 15 inci maddesinin 1’inci fıkrası, olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin, ancak “durumun gerektirdiği ölçüde” sınırlandırılabileceğini öngörmüştür. Ölçülülük ilkesi olarak da adlandırılabilecek bu ilkeye göre idare, olağanüstü hal ilanını gerekli kılan sebebe dayalı olarak ve bu durumun ortadan kaldırılması amacı ile temel hak ve özgürlükleri -orantılı tedbirlere başvurmak suretiyle- kısıtlayabilecektir.

 

OHAL dönemi KHK’larına ilişkin olarak ise 121 inci maddede konu sınırı getirilmiştir. Buna göre OHAL KHK ‘ları ancak olağanüstü halin gerektirdiği konularda çıkarılabilir. Aynı maddenin KHK’lara ilişkin koyduğu başka bir sınır ise süre sınırıdır. Nasıl ki OHAL Kanunu ancak olağanüstü hal süresinde uygulanabilecek ise, OHAL KHK’ları da olağanüstü hal süresince uygulanabilecek ve OHAL kalktıktan sonra uygulamadan kalkacaktır. Bir başka ifadeyle, OHAL KHK’larında OHAL süresinden sonra da uygulanabilecek düzenlemelere yer verilemeyecektir. Ancak bu dönemde çıkarılan KHK’lar incelendiğinde, onların bu kriterlere uymadığı görülmektedir.” İfadeleri kullanıldı

 

Çekirdek Haklara Dokunma Yasağı       

 

Anayasanın 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında olağanüstü dönemlerde dahi bazı temel hak ve özgürlüklerin hiçbir surette sınırlandırılamayacağı öngörüldüğünü, olağanüstü dönemlerde dahi dokunulamayacak bu haklara, çekirdek haklar denilmekte olduğunu, gerek anayasanın ilgili maddesi, gerekse de uluslararası sözleşmeler incelendiğinde, dokunulamayacak hakların başında kişinin yaşam hakkı gelmekte olduğunu, yaşam hakkı ile birlikte kişinin maddî ve manevî varlığının bütünlüğünün dokunulmazlığı da korunması gereken diğer bir hak olduğunu, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması ve bu yüzden suçlanamaması da, bu dönemlerde bile korunması gereken haklardan olduğunu, ayrıca masumiyet karinesinin, yani bir kimsenin suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar suçlu sayılamayacağı ilkesinin ihlali de mümkün olmadığı belirtildi.

 

 

Raporda: “Olağanüstü dönem KHK’ları incelendiğinde, bu KHK’lar ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği görülmektedir. Devletin değişik kademe ve kurumlarında görev yapan binlerce kişi, “örgütle iltisaklı olduğu” gerekçesi ile bir daha geri dönmemek üzere ihraç edilmiştir. İhraç başlı başına bir cezalandırma yöntemidir. Bu kişiler, memuriyetten çıkarma cezası ile cezalandırılırken ilgili kanunlardaki savunma hakları kullandırılmadığı gibi, (685 sayılı KHK ile) Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu kurulana dek bu kararlara karşı başvurabilecekleri bir yargı mercii de gösterilmemiştir. Mağdurların, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idare mahkemelerine, komisyon kurulmadan önce yaptıkları müracaatlar, değişik gerekçelerle reddedilmiştir. Çıkarılan KHK’larla kişiler, savunması dahi alınmadan ihraç işlemine tabi tutulmuşlardır. Mahkûmiyet kararı aranmaksızın askeri rütbe ve memuriyetleri ellerinden alınmıştır. Bir daha kamu hizmetinde istihdam edilememe, uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevlerini kaybetme durumuyla karşılaşmışlardır.

 

Özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamamaları gibi ek tedbirlere hükmedilmiştir. Bu kişilerle ilgili alınan ek tedbirler de düşünüldüğünde, masumiyet karinesinin ihlal edildiği açıktır. Zira masumiyet karinesi gereği hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmadıkça herkes masum olarak kabul edilir. Ne var ki ihraç listelerinde adı bulunan kişiler, soruşturma dahi başlatılmamışken örgüt üyesi olarak kabul edilmiş ve KHK’larla haklarında işlem yapılmıştır. 696 sayılı KHK ile getirilen tek tip kıyafet uygulaması, doğrudan masumiyet karinesinin ihlalidir. Henüz suçluluğu sabit olmayan kişilere yönelik uygulanacak bu tedbir ve tedbire uymayanlara ilişkin öngörülen yaptırımlar, açık insan hakkı ihlalidir.

 

Mazlumder İstanbul Şube Başkanı Ali Öner; “Bu dönemde çıkarılan birçok KHK ile OHAL kapsamını doğrudan ilgilendirmeyen birçok alanda düzenleme yapıldığını, bu durum, yasama yetkisinin fiilen hükümet tarafından kullanılması anlamına gelmektedir. Geniş bir mutabakatın arandığı yasama faaliyetinin bakanlar kurulunca yerine getirilmesi insan hakları yönünden endişe vericidir”, “ OHAL temel hak ve özgürlükleri askıya alan, onları sınırlayan istisnai bir durumdur. KHK’lar yoluyla Anayasa’nın öngördüğü sınırların aşılması, ciddi insan hakları ihlallerine sebebiyet vermektedir. Yoğun insan hakları ihlallerine yol açan darbe teşebbüsleri, ancak hak ve özgürlüklere azami ölçüde saygı gösterilmesiyle kalıcı olarak engellenebilir.

 

Bu nedenle:

 

  1. Çıkarılan KHK’ların hem uluslararası insan hakları ilkelerine uygun olması, hem de OHAL süresi sonunda yürürlükten kaldırılması büyük önem taşımaktadır.
  2. Bu hususun güvence altına alınabilmesi için de Anayasa Mahkemesi’nin KHK’ları en azından temel hak ve özgürlükler bağlamında denetlemesi ve insan hakları ihlallerine yol açan düzenlemeleri iptal etmesi gerekir” dedi

 

OHAL DÖNEMİNDE YARGISAL SORUNLAR

 

Mazlumder, OHAL Raporunda  sorunları şu ana başlıklar altında kamuoyuna duyurdu:

 

1- Kanun hükmünde kararnameyle ihraç tedbiri ve kişilerin kendilerini savunma yollarının (uzun süre) kapalı olmasından kaynaklanan hak ihlalleri

2- Uzun gözaltı sürelerinin yol açtığı hak ihlalleri

3- Uzun tutukluluk sürelerinin yol açtığı hak ihlalleri

4- İddianamelerin gecikmesinden doğan hak ihlalleri

5- Mal varlıklarına tedbir konulmasının yol açtığı hak ihlalleri

6- İşkence ve kötü muameleden kaynaklanan ihlaller

7- FETÖ/PDY Örgüt üyeliği isnadıyla tutuklu bulunanlara diğer suçlardan tutuklu ve hükümlü bulunanlardan farklı muamele yapılmasından kaynaklanan ihlaller

8- BYLOCK kriteri/delili üzerinden oluşan hak ihlalleri

9- Cezaevinde bulunan hamile kadınlar ve bebeklerle ilgili sıkıntılar

10- Soruşturmanın gizliliği kararlarıyla adil yargılanma ilkesinin ihlali

11- FETÖ örgüt üyeliği isnad edilenleri belirlemek üzere oluşturulan “şüphe” kriterlerinin yol açtığı ihlaller

12- Soruşturma ve kovuşturma süreçlerindeki ihlallerin yol açtığı psikolojik travma, intiharlar ve kamuoyuna yansıyan kayıp olayları

 

UZUN GÖZALTI SÜRELERİ

 

Mazlumder,  Raporunda : “Olağanüstü Hal yürürlüğe girdiği andan itibaren gözaltı süresi 30 güne çıkarılmış, gözaltı- na alınanlar 30 gün boyunca hiçbir merci önünde masumiyetlerini ispat etme imkânı bulamadan gözaltında tutulmuştur. Bu durum kişilerin adil yargılanma hakkını geciktirdiği gibi masumiyet karinesini de ihlal etmiştir” ifadelerine yer verdi.

 

İDDİANAMELERİN GECİKMESİ

 

OHAL sürecinde yargılamaların nispeten hızlı ilerlediği kabul edilmekte olduğunu, ancak iddianamelerin hazırlanma sürelerinde aynı tespit yapılamadığı belirtilen raporda; uzun gözaltı süreleri neticesinde tutuklanan şüphelilerin, aylarca hakim karşısına çıkmayı beklemekte oldukları ifade edilerek, FETÖ/PDY soruşturmalarının yoğunluğu, oluşan iş yükü, kısmen mazeret oluştursa da, işletilen hukuki süreçlerden hiç kimsenin mağdur olmaması için gerekli koşulları oluşturmak hukuk devletinin olmazsa olmaz bir gereği odlunun altı çizildi.. İş yükü ve soruşturmaların genişliği gibi mazeretlerin, temel hak ve hürriyetlerin kısıtlandığı tutukluluk hallerinde geçerli kabul edilemeyeceiğini, kişilere karşı devletin değil devlete karşı kişilerin korunduğu bir sistemde ortaya çıkan bu ve benzeri sorunlarda birey endeksli çözümler üretilmesi gerekti ifade edildi.

 

 Soruşturmaların hızlı ve şeffaf ilerlemesi, şüphelinin sadece aleyhine değil lehine olan delillerin de toplanması adil yargılanma ilkesine de hizmet edeceği belirtilen raporda; “Bu safahat yargılama safahatının mayalanması dönemi olarak kabul edilir. Kişi ne ile yargılandığını bilmeli ve savunmasını bu bağlamda etkin bir şekilde yapacağı koşullara ulaşmalıdır. Soruşturma safahatının hızlı neticelendirilmesi, iddianamelerin ivedilikle tanzim edilmesi tüm bu hususların sağlanmasına hizmet eder. İddianamelerin gecikmesi ise savunma hakkının da sürüncemede kalması anlamına gelir. Keza bu durum sadece tutuklu olanlar için değil tutuksuz olarak hakkında soruşturma yürütülenler için de geçerlidir” denildi.

 

Mazlumder Hazırladığı Raporunda : “OHAL kapsamında iddianamelerin gecikmesinin getirdiği bir diğer hak ihlali de özellikle memur-çalışan kişiler açısından oluşmaktadır. Memur-çalışan olup da tutuklananlar, ya da gözaltına alınıp soruşturması tutuksuz yürütülünler açığa alınmakta, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ibraz edilmediği müddetçe görevlerine dönememektedirler. Bu durumda kişi hukuki bir sürecin içine dahil edilirken bir nevi sosyal sürecin dışına itilmekle karşı karşıya kalmaktadır. İddianamelerin ivedilikle tanzimi bu tarz hak ihlallerinin bir nebze önüne geçebilecektir.

 

Örnek: Üniversitede profesör, doçent ve yrd. doçent ünvanı ile görev yapan B.Ç, N.S ve E.Y, sadece zayıf ve duyuma dayalı bir beyan üzerine göz altına alındıktan 14 gün sonra serbest bırakılmışlardır. Ancak bu arada çalıştıkları üniversite yönetimi tarafından açığa alınmış, uzun süre görevlerinin başına dönememiş ve maaşlarını kesintili almışlardır. BYLOCK iddiası ile tutuklanıp da, kamuoyunda “morbeyin” olarak adlandırılan ve iradeleri dışında BYLOCK sunucusuna yönlendirildiği anlaşılarak serbest bırakılan, üstelik haklarında başka bir delil bulunmayan kişiler hakkında halen soruşturmaların devam ettirilmesi ve dijital kayıtların sonucunun beklenmesi de başlık doğrultusunda bir mağduriyet nedeni olarak öne çıkmaktadır.

 

Örnek: BYLOCK kullandığı iddiası ile tutuklanan ve aleyhinde başkaca hiçbir delil olmayan Z.K, telefonuna iradesi dışında BYLOCK yüklenildiği anlaşılınca serbest bırakılmıştır. Ancak Z.K hakkında hala kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmemiş, dolaysıyla bir anlamda delilsiz kalan dosya soruşturması yürütülmeye devam edilmektedir. Sonuç olarak uygulamada yaşanan hak ihlallerinin yanı sıra bir de iddianamelerin kısa sürede hazırlanmaması, masumiyet karinesini, hukuki kesinlik ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir” ifadelerine yer verdi.

 

CEZAEVİNDE BULUNAN AĞIR HASTALAR, HAMİLE KADINLAR ve BEBEKLERLE İLGİLİ SIKINTILAR

 

Mazlumder, eksik ve özensiz soruşturmaların belki de en önemli mağdurları hamile kadınlar ve bebekler olduğunun altını çizerek, tutuklama tedbirine başvurulurken kişilerin sosyo-ekonomik durumlarının, yaşlarının, hamilelik, hastalık ve yaşlılık gibi özel hallerinin dikkate alınabileceği, bu konuda hakimin takdir hakkı kullanabileceği, hukuk düzeni içerisinde öngörülmüş bir mesele olduğunu belirtti.

 

 

Fakat buna rağmen OHAL döneminde gereken titizlik gösterilmemekte olduğunu, kolayca tutuklama kararları verildiğini, adli kontrol gibi daha ölçülü bir tedbir imkanı varken, hamile kadınları ve çocukları cezaevi ortamına sokmak anlaşılır olmadığını ifade eden Mazlumder; cezaevi koşullarının, hamile kadın ve emzikli çocuklar için bir hayli sakıncalı olduğunu tahmin etmek zor olmadığını, hatta, emzikli çocuk ve hamile kadınların mağduriyetleri ve maruz kaldıkları kötü muamele bağlamında Bakırköy Kadın Kapalı Cezaeviyle ilgili kamuoyuna yansımış haberler bulunmakta olduğunu, bu cezaevinde tutuklu kalan, daha sonra tahliye edilip hakkında “kovuşturulmasına yer olmadığı”na dair karar verilen Z.K ile yaptıkları  mülakat ve kendisinin aynı içerikli basına verdiği röportajda yer aldığını ifade edilerek Z.K’nın şöyle dediği belirtildi:

 

“Karşılaştığım yetkililerin hepsi oldukça sertti. Hakkımda ispat edilmiş bir şey yokken gözaltında kadın memurların sanki azılı bir militanmışım gibi azarlamalarıyla karşılaştım. Çevik kuvvet polisleri tarafından bizzat şahsıma «FETÖ´cü» diye itham da oldu. Bu görevlilerin sürecin nasıl işlediğini bilmemeleri ve daha yargının vermiş olduğu bir karar yokken böyle davranmaları beni şaşırttı ve keyfi muameleler ile karşı karşıya olduğumu anladım. Kaldığım koğuşta iki tane de bebek vardı, onların beslenmesi ve zihin gelişimi için yeterli şartlar sağlanmış değildi, oyuncak için kısıtlama vardı. İçeride defalarca sinir krizi geçiren insanlar oldu. Ortamın psikolojik havasından oldukça yıpranmış ve incinmiş kadınlar vardı.”

 

Mazlumder, Cezaevlerinde tutuklu olan kadın ve onlarla beraber bulunan çocuk, emzikli bebeklerin yaşadıkları mağduriyetlerin sadece bireysel boyutu bulunmamakta olduğunu, kadın ve çocukların yaşadıkları travmaların toplumsal hayatta menfi etki yaratacağını, bu durumun da uzun vadede kamu düzenini ilgilendirdiği dikkate alınması gerektiğini, adli kontrol gibi daha ölçülü bir tedbir yolu dururken tutuklama tedbiri ile kadın ve çocukların cezaevi koşullarında tutulmalarının, onların ruh sağlığını olumsuz etkilemekte olduğunu , oluşan hak ihlalleri, ceza ve tutuklama ile güdülen gayeye de aykırılık oluşturmakta olduğunu belirtti.

 

TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ ALANINDA YAŞANAN İHLALLER

 

Örgütlenme özgürlüğü, birden fazla kişinin ortak amaçlar etrafında gönüllü olarak bir araya gelebilmelerini ve bu amaçlarla daimî bir örgüt kurarak faaliyet yapabilmelerini ifade etmektedir diyen Mazlumder; örgütlenme özgürlüğünün temel bir hak olduğunu, genel anlamda örgütlenme özgürlüğü, ifade özgürlüğünün kapsamı içinde yer almakla beraber, o aynı zamanda başlı başına bir haktır diyerek: “Hukuka dayalı bir devletin örgütlenme özgürlüğünü tanıması bir zorunluluktur; çünkü ifade özgürlüğü gibi, örgütlenme özgürlüğü olmadığında hukuka dayalı bir sistemin varlığından söz edilemez. Örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşünden, dernek, siyasi parti ve sendika kurmaya kadar çok geniş bir alanı kapsar. Bu anlamda özellikle OHAL’in ilanı ile birlikte ciddi ihlaller yaşanmış KHK listeleri ile çok sayıda dernek, vakıf ve eğitim kurumu; herhangi bir adli ve idari soruşturma yürütülmeksizin ve herhangi bir suça karıştığı somut delillerle ortaya konulmaksızın kapatılmıştır. Yine OHAL’in vatandaşa değil devlete karşı ilan edildiği yönündeki Başbakan beyanına rağmen çok sayıda basın açıklaması polis marifetiyle engellenmiştir. İzne tabi olmadığı halde insanlar, “izin almadan basın açıklaması ya da toplantı yapmak istedikleri” gerekçesiyle gözaltına alınmış ve soruşturmalara tabi tutulmuştur. Birçok valilik OHAL’i gerekçe göstererek toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklama yoluna gitmektedir. Toplantı ve Gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edilmesiyle ilgili ilk örneklerden birisi bizzat MAZLUMDER tarafından yaşanmış, OHAL sonrası Ankara İnanç Özgürlüğü Platformunun İran Konsolosluğu önünde gerçekleştirilmek istenen basın açıklaması, polis müdahalesiyle engellenmiştir. İki Hizb-ut Tahrir üyesinin gözaltına alınmasını protesto etmek üzere toplanan 200 kişi topluca gözaltına alınmıştır. HDP belediyelerine kayyum atanması ya da HDP milletvekillerinin tutuklanmasını protesto amacıyla toplanan gruplara müdahale edilmiş ve çok sayıda kişi gözaltına alınmıştır. Büyükada gözaltıları örneğinde görüldüğü üzere 10 insan hakları aktivisti rutin bir toplantı esnasında gözaltına alınmış, bunlardan 6 tanesi aylarca tutuklu yargılanmış, en sonunda da hepsi beraat etmiştir. Ayrıca 678 sayılı KHK ile grev yasakları genişletilmiş ve Bakanlar Kurulunca getirilen grev yasakları ile işçilerin hak arama imkanları ellerinden alınmıştır” dedi.

 

OHAL dönemi devlet ve hükümet politikalarına karşı eleştiriye karşı tahammülsüz davranıldığı bir dönem olduğunu ifade eden Mazlumder; “OHAL uygulamalarını ve devlet politikalarını eleştiren birçok kimse hakkında soruşturmalar açılmış; bazı kamu görevlilerinin değişik gerekçelerle görevlerinden uzaklaştırıldığı kamuoyuna yansıyan haberler ve derneğimize gelen başvurularda ortaya çıkmıştır. Ayrıca darbe sanığı bir kişinin üzerinde “Hero” yazılı tişörtle duruşmaya katılması ardından gösterilen aşırı refleks, tüm terör suçu sanıklarını kapsayan “tek tip kıyafet” uygulaması gibi çarpık bir kararla son bulmuştur” dedi.

 

Mazlumder, darbeleri insan hakları açısından kabul edilemez kılan unsurlardan biri, hiçbir hukuki güvence olmaksızın temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasıdır. 15 Temmuz 2016 gecesi, darbeler tarihi açısından bir dönüm noktası teşkil eder. Başarılamayan darbeler yok değildir ama halk tarafından engellenen bir darbe, belki de sadece 15 Temmuz darbe teşebbüsüdür diyerek; “darbelerle ve darbecilerle mücadeleyi onların yöntemiyle yaparsanız, onlardan farkınız kalmaz. Toplumsal meşruiyet hukuk içinde kalarak ve herkesin (suçluların bile) bir takım haklara sahip olduğunu kabul ederek sağlanır. 15 Temmuz darbe girişiminin akabinde ilan edilen ve halen uygulanmakta olan OHAL döneminde darbeci yapıyla irtibat ve iltisakı olduğu düşünülen kişilere karşı yetkililerin takındığı tutum insan hakları yönü ile kabul edilebilir değildir. Rapor da açıkça gösteriyor ki bu süreçte, haklarında somut delil dahi olmaksızın, sırf ihbarlara dayanılarak birçok kimse hakkında yasal işlem yapılmıştır. Bu durumun telafisi çok zor (belki de imkansız) mağduriyetler oluşturduğu ve oluşturacağı muhakkaktır. Darbeye iştirak eden şahıslara karşı bile hukuk içerisinde kalmak, işkence ve kötü muamele yapmamak, adil yargılanma hakkı gibi çekirdek haklara riayet etmek, bir yandan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sunacak, diğer yandan da “intikam duygusu” ile değil adaletin tesisi amacı ile hareket edildiğinin ispatı olacaktır” şeklinde  raporunu tamamladı.

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05