15 Aralık 2019 Pazar •

Kuran Neliği Üzerine Düşünmek - Abdulaziz Tantik

21.11.2019

Kuran, her hangi bir kitap değildir. O müellifi Allah (cc) olan bir Kitaptır. Bu yüzden herhangi bir metin gibi algılanması doğru değildir. Çünkü başka metinlerden hareketle Kuran yorumlanamaz. Ancak Kuran’dan hareketle başka metinler yoruma tabi tutulabilir. Elbette ki Kuran, kendisi gibi vahiy olan kâinat kitabı üzerinden anlaşılmasına çaba gösterilebilir. Ancak kâinat kitabının neliğini de yine gönderilmiş bilgi olan vahiy/Kuran üzerinden betimlemek daha sağlıklı olacaktır. Kuran âlemlerin Rabbi olan, Rahman, Rahim, Aziz ve Alim olan Allah tarafından indirilmiştir. (Secde -2, Mümin – 2, Fussilet – 2,Zümer- 1, Yasin- 5) Bu temel gerçekliği dikkate alarak Kitap ile ilişkiye girilmelidir. Onun yol göstericiliği de yine ‘muttaki’(Bakara- 2) olma ile sınırlandırılmıştır. Yani Kitap samimi bir şekilde kendisine yönelen ve arınma arzusunu taşıyan kişiye yol göstericilik yapar.

O okunduğunda müminlerin imanlarını artırır. (Enfal-2) Bu öyle bir kitap ki okunduğu süre içinde sürekli müminin imanını artıran bir özelliğe sahiptir. Bu yüzden mümin, Kuran okumayı kendisine bir sorumluluk olarak kabul eder ve her anını Kuran okuyarak geçirmek için çaba ve gayret içinde olmalıdır. Böylece sürekli imanı artar ve ahlaki zeminini güçlendirmiş olur. Ahlaki zemini güçlendikçe de Kuran ile irtibatı sağlamlaşır ve onun bereketinden istifade eder. Hayatı daha güzel bir zemine kavuşturma niyeti vücut bulur.

Herhangi bir kitabın imanı ve ahlakı artırdığı söylenemez, Kuran dışında… O zaman Kuran okumanın kendine has bir yöntemi oluşunu yadsımamak gerekir. Zaten mesele, mevcut bilgi ve birikim üzerinden bu ilahi hitabı anlama çabasına girişmek ve aslında mevcudun meşrulaştırılmasını sağlamak gibi bir misyonu yüklenme arzusu tarafından belirlendiği için sorunlar meydana geliyor.

Hâlbuki Kuran, ‘Hiçbir şüphe taşımaz.’ (Secde -2, Bakara-1) içinde herhangi bir şüpheye rastlayamazsınız. Yeter ki kendi görüşlerinizi veya kendi bakış açınız üzerinden Kuran’a yeni anlamlar yüklemedikçe…

Kitap şüphe taşımadığı gibi; ‘O sana kitabı hak ile indirdi. ‘(Al-i İmran- ¾, Rad-1) Bir hakkın tahakkuku anlamında indirilmiş bir kitaba sahibiz. Bu hak aynı zamanda bir gerçeklik zeminine sahiptir. Yani Kuran, insanın yol göstericiliğini üstlenecek bir zemin üzerinden indirilmiş ve bu indirilme bir gerçekliğe sahiptir. Öyle zann vesaire taşımaz. O gerçek bir bilgi ile gönderilmiştir. Bu gerçeklik, içinde yaşadığımız gerçeklikle bir bağ kursa dahi onun kurduğu bağ mevcut gerçekliği aşan bir boyutu da içerir. Bu yüzden, Kuran’ın gönderilmesinin gerçeklik zemini insana dair olan merhamet ve onun yol göstericiliğinin bizzat Allah (cc) tarafından üstlenildiğini gösterir. İnsan, bu duruma nankörlük etmemelidir. Kitap onun nankörlüğünü dile getirdiği halde bu duruma nankörlük ederse insan, her türlü cezayı da hak etmiş sayılmalıdır.

Kuran, ‘Ayetleri muhkem kılınmış, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafından açıklanmış bir kitaptır.’ (Hud- 1) Ayetlerin muhkemliği, her türlü eleştiriye karşı dirençli oluşunu, aynı zamanda da okuyanı sağlam bir muhakeme sahibi yapmaya ve kafasında herhangi bir şüpheye mahal bırakmadan ona sahip olması gereken temel inançları ve ilkeleri vermeye dairdir. Beşer aklının kendi sınırları içinde Kuran’ı anlaması ve o sınırlara mahkûm kılması kendisini yanılgıya taşır. Açık bir şekilde Kuran, insan aklına yol göstericilik için indirilmiştir. Bu yüzden aklın sınırlarına mahkûm olmak değil, bilakis akla yön gösterilmesi ve aklın çalışmasını sağlamaya matuf olarak görülmesi esastır. Kitabı indirenin Hüküm ve Hikmet sahibi oluşuna gönderme yapması, başka hüküm ve hikmet diye insana dayatılan şeylerin aslında o özellikleri taşımadığı anlamına gelmelidir. Yani Kuran hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafından indirilmiştir ki kişiler, onu okuyunca hem hükmü öğrensinler hem de hikmetin neye taalluk ettiğini görsünler.

Kuran, ‘Dosdoğru bir kitaptır. Kendisinde herhangi bir eğrilik yoktur. Ayrıca hiçbir çarpıklığa neden olmaz.’ (Kehf- 1,2) Kitabımız, bizi sadece dosdoğru bir yola yöneltir. Onun gönderiliş amacı ve sorumluluğu budur. İnsan da bu sorumluluktan pay alarak kitap ile girdiği ilişkide Kitabın kendisine yükleyeceği sorumluluğu üstlenmesi şarttır. Çünkü bu kitap dosdoğru, seni bütün yanılgılardan, yanlış yollardan ve şüphe gibi arazlardan arındırır. Kitap her hangi bir eğrilik taşımadığı gibi kitabı okuyacak olanda bir eğrilik bırakmaz. Ancak kişi, kendisi eğri olursa kitabı eğrilterek algılarsa bu sorumluluk kendisine aittir ve karşılığını da elim bir azap ile alacağı ihtar edilmektedir. Kitap bir eğrilik taşımadığı gibi bir çarpıtmaya da neden olmaz. Yani herhangi bir bilgiyi yanlış yönlendirme veya olmadığı şey olarak betimleme gibi bir duruma yol açmaz. Zaten korunmuş bir metin olan Kitap, aynı zamanda sadece sana içinde olduğun, içine düşeceğin, içine yolculuk edeceğin ve sonunda da içine girme isteği duyacağın her şey ile ilgili doğru ve sahici bilgi veriyor. Eğer bir çarpıtma varsa bil ki bu senden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden kendine çeki düzen vermelisin.

Bu Kitap, ‘Mübarek bir gecede leylei kadr de indirdik.’ (Duhan -2, Kadir suresi 1) Kitabın mübarek bir gecede ki bu gece aynı zamanda ‘takdirin olduğu gece’ye tekabül ediyor. Yani inişi ile birlikte insanlığın takdiri, geleceği değişime açık hale geliyor. İnsan, bu indirilmiş Kitap ile kendi geleceğini yeniden belirleme imtiyazı elde ediyor. Artık, insan, dünya içine dâhil olan bilgilerden kurtularak, yanlış bilgilenmekten kurtularak yeni ve doğru, sağlam, şüphe bulundurmayan bir bilgi süreci ile yeni başlangıçlar yapabilir. Kuran inmeden önceki dönemi fetret dönemi olarak ilan eder. Kendisinden önceki yaşamı da cahiliye yaşamı olarak tesmiye eder. Dolayısıyla bu yeni Kitap, hem fetretten kurtaracak hem de bilgi vererek cahiliyeyi sona erdirecek bir özellik taşımaktadır. İnsan, bu yeni bilgi ile bilgisini değişime uğratarak yeni bir gelecek tasavvurunu oluşturarak yeni bir yaşamın kodlarını da elde ederek hayatı yeniden düzenleme imkânı kazanacaktır. Bu az bir şey değil! İndiği geceye bereket ve güç kazandıran kitap insana neler kazandırmaz ki…

Bu Kitap insanın bilme ihtimali olmayan temel bilgiler olan ‘Gaybi bilgiler içerir’ (Rum -2) İnsan aklının asla ulaşamayacağı bir bilgi türünü insana Allah (cc) bu Kitap ile indiriyor. İnsan, spekülatif bilgiye açıktır. Büyük bir iştiyakla bu alandaki bilgiye sahip olmak ister. Bunun örneklerini tarih boyunca görmek mümkündür. İşte insanın bu ihtiyacını en sağlıklı bir şekilde gidermenin bir imkânı olarak Kuran gaybi alana dair bilgiyi sıhhatli bir şekilde iletiyor. İnsan, her zaman bilmediğinin peşine düşer, vahiy ise bu konuda uyarıcı bir rol alır. Ama insan yine bildiğini okumaya devam eder. Vahiy gönderildikten sonra da hala bu gaybi olana olan istek bitmiş değil! Kulağını hala geleceğe dair bilgilere açık halde tutmaya devam eden insan, bilimden medet umarak, ya da tarihsel mitolojilere yönelerek bu açlığını giderme yoluna gitmektedir. İnsan yanılgıya düşme adına pek cömerttir. Bu cömertliği ise hep başına iş açmakta ama geri durmayı başaramamaktadır. Bu yüzden Kuran büyük bir boşluğu doldurmaktadır, bilene…

Kuran, bazı vasıflarını kendisi bize bildirmektedir. Örneğin; ‘Apaçık bir kitaptır. Ve Arapça indirilmiştir.’ (Zuhruf- 1, Duhan- 1,Neml-1) Bu apaçıklığı bugünlerde yanlış yorumlayan ve herhangi bir metne uyguladıkları gibi sözlük anlamı üzerinden anlaşılabileceği gibi bir durum söz konusu ediliyor. Ancak buradaki apaçıklık, hitabın berraklığı ve anlaşılmasına dair dolayımsız apaçıklıktır. Yani Kuran kendisine iman eden kişiye açık hale getiriyor. Veya Kitaba kendi yargılarını dışarıda bırakan kişilere anlamını hediye eder. Yani aslında bu kitap muhatapları ile dinamik bir ilişki kurar anlamındadır. Arapça indirilmesi ise bir anlam alanının varlığını kesinlemek ve böylece sınırları çizilmiş, yanlış anlamaya mahal bırakmayan apaçıklığı sağlayan bir unsur olarak düşünmek esasa tekabül eder. Çünkü ‘O Hikmetli kitaptır.’ (Yunus- 1) Hikmet, ‘taşı gediğine koymak’ olarak betimlenebilir. O zaman bu Kitap, her şeyi yerli yerine koyan bir özelliğe sahiptir. Kitabı okuyan insan, her şeyi yerli yerinde bulur. Böylece neyi, nasıl anlaması gerektiği konusunda bir görüş sahibi olur. Kuran okudukça insan, neyin nasıl olduğunu ve nereye koyması gerektiğini öğrenir. Çünkü Kitap, Allah, isim ve sıfatlarından bahsettiği gibi, yaratılış ve yaratılanlardan da bahseder. ‘Biz Kitapta eksik bir şey bırakmadık’ derken, her şeyi yazdık anlamında değil, ama her şeyi değerlendirecek bir ilkeyi, bakışı sunduk anlamında olmalıdır. Bu yüzden kitabı okurken onun hikmet taşıdığını unutmadan okumakta yarar vardır. Aynı zamanda bu Kitap, ‘Furkan’dır. (Al-i İmran-3,4/ Rad-1) Her şeyi bir diğerinden ayırt edecek bir ölçüyü insana kazandırır. Çünkü insanlar, benzeştirerek birçok şeyde yanılgıya düşerler. Tarih boyunca bunun izleklerini görmemiz mümkündür. Ancak bu Kitap, fark, farkındalık ve fark etme hassası kazandırarak okuyanlarına kiminle nasıl bir ilişki kurması gerektiği konusunda sahici bir bakışa sahip kılar. İlişkilerin niteliğini ve niceliğini fark üzerinden öğrenmek hem güzel hem de kolay olandır. Farkındalık ise ilişkilerin mahiyetini ve varlığın mahiyetini doğru bir şekilde öğrenmeyi kolaylaştırır.

‘O büyük/ azim bir kitaptır’ (hicr- 87) ki, Ekber olan Allah tarafından indirilmiştir. O ‘Büyüklük’ aynı zamanda kişiyi ezmeyen bir büyüklüğe sahiptir. Ama aynı zamanda bir ‘Saygınlık’ ister. Kitabın büyüklüğü gönderenin ‘büyüklüğü’ ile orantılı iken, aynı zamanda ona muhatap olacak insanın da büyüklüğüne; varlık hiyerarşisindeki yerine bir atıf olarak okunmalıdır. İnsan, böyle bir Kitap karşısında haşyet ve tevazuu içinde durmalı ve böyle lütuf karşısında ise hamd üzere olmayı başarabilmelidir. İşte o zaman insan kendisine uzatılan bu güzelliği, güzellikle karşılayarak hikmet üzere hareket etmeyi bir imtiyaz haline getirebilir. O Zikr dir. (Sad-1) Sürekli insana hatırlatıcı bir fonksiyon icra eder. Böylece insanın bir an için dahi kendisini unutmasına imkân tanımak istemez. Ama insan cahil ve nankör olduğu için bu ‘zikr’i unutkanlığa tevdi ettiğinde ise azar. Ama ne zaman ‘hatırlarsa’ o zaman ‘arınır’ ve ‘muttaki’ kullar zümresine katılır. Ayrıca insan, zikrettikçe ve vahyi okudukça ‘kalbi tatmin’ olur. Bu tatminlik ile hayatına çekidüzen veren insan Allah’ın has kulları arasına katılır. İnsanı insan kılan en önemli özelliği hatırlamaktır. Hem iyiliği, hem kötülüğü hatırlayan, her olay ve durum üzerine derin bir teemmül gerçekleştirme imkânını bulan insan, o olay ve durumu hatırlayarak onun üzerine yeniden düşünmeyi sağlayarak sağlıklı kararlar alabilme gücünü artırır. Böylece doğru zemin ve zamanda doğru işler yapabilme becerisi kazanır. Mesele Kitabın, ‘karanlıktan aydınlığa çıkarmasıdır.’ (İbrahim- 1) İnsan, kılavuzsuz karanlıkta kalır. Milyonda bir, kendisine bahşedilen özel yeteneklerini kullanarak kendisini kurtarma opsiyonu kazanır. Ama insanların geneli, karanlıktan kurtulma imkânı kazanamaz. İşte Kitap, insanları karanlıktan aydınlığa yukarıda vasfı açıklanan vahiy sayesinde çıkarır. Bu vasıfları hiçbir kitapta bulamazsınız. Çünkü ilahi vasfı taşımayan her kitap insan ile sınırlı kalır. İnsan ise zaaf içindedir. Kitapları da bu zaafı taşır. Hakikat ancak, hakikatin sahibi tarafından doğru bir şekilde iletilebilir. Ama insan, hakikatin tecellisine ancak mazhar olabilirken, hakikat adına konuşma yetkisi olamaz. Bu yüzden Allah (cc) insana merhamet ederek ona hakikatten bahseden bir Kitap göndermiştir. Ki, ‘Kuran’ı insanlara dura dura okuyasın diye bölüm bölüm ayırdık ve safha safha indirdik.’ (İsra- 106)

İşte insan, okuduğu üzerinde durarak okuyacak ki anlaşılmasını kolaylaştırsın. Bölümlenmiştir ki her bölümleme kitabı daha kolay okumakta yardımcı olur. Ve safha olarak indirilmesi, o safhalarda meydana gelen bağlamı görmek ve böylece şeksiz, şüphesiz bir şekilde anlamayı kolaylaştırır. Ayrıca bu vahye muhatap olan bir Resul gönderilerek O’nun şahitliğinde vahye muhatap olmak ve vahyin maksat ve emrini yerine getirmeyi kolaylaştıran Allah’a hamd etmekten başka bir güzellik ve iyilik kalmamıştır insana…

Kitap kendisini kolaylaştırmıştır ama insan onu zorlaştırıyor. Kitap kendisini anlaşılır kılıyor, ama insan onu anlamamakta inat ediyor. Sahibi, kitabı en güzel şekilde indirmiş ve en güzel şekilde sunmuştur ki ona örneklik edecek insandan birini de seçmiştir. Ama insan nankör ve cahil oluşu yüzünden kitaptan yüz çevirmektedir. Bu noktadaki son sözü yine Kitaba bırakalım: ‘Muttaki, Muhsin ve mümin insanlar için hidayet/kılavuz/yol gösterici olan bir kitaptır.(Bakara- 1, Lokman -2)

(Bu yazı aynı zamanda Sebilürreşat dergisinde yayınlanmıştır)

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ