13 Kasım 2019 Çarşamba •

KUR’ANI ANLAMAK -2 - / CAVİT OKUR

07.11.2019

Kuranı Arapça olarak anlamak mı, yoksa onun emir ve yasaklarını yaşamak mı aslolan? Gördüğüm kadarıyla sıkışınca yaşamak, rahatlayınca ‘sen bunu yanlış anlamışsın’ diyerek anlamla itham etmek. “O yanlış yorumlamış, bu yanlış fetva vermiş, uydurmuşlar, ehl-i sünnet düşmanı, cahiller, sen kimsin ,ahlaksız, haddini aştın” ve akla alınmayacak daha nice sözler… Bundan önceki yazımda da belirtmiştim. Ben her iki tarafın hiç kabul görmeyen veya ‘ben bilirim başka kimse bilmez’ kabilinden bazı görüşlerini belirtip asıl üslup konusunu irdelemek istiyorum.

Bir grup diyor ki; ‘ben hadisleri kabul etmiyorum, bana Kuran yeter. Filanı çakallara harcatmayın. “Ebu Hureyre kimmiş babası bile belli değil”! Osmanlı kılıçla geldi tüfekle gitti, geride bize kanlı, utandıran bir tarih bıraktı. Şeyhler utandıracak kerametler sergilediklerini iddia ediyor. Hacamat sünnetmiş peygamberin babası da yoktu babanı öldür, sana o da sünnet.’… Namaza abdestsiz durduğumu anlayınca dedim ki; Yarabbi senin için abdest önemli ise diye başlıyor… Salat ve zikirle bir yere varamazsınız. Mevlit okuyanlarla dalga geçmeler..

‘Hadisler mahalle dedikodusudur, arada bir doğruları barındırsa da, papazların yazdıkları kitaplarda da bazı doğrular vardır.’

‘’Şu mezhebe göre böyledir demek bir hüküm beyanıdır. Bu da Allah’ı devre dışı bırakmaktır ve mezhepleri ilah edinmektir.’’

Öbür taraftan cevap başlıyor; “bir şeyhin huzurunda bir saat durmak bin yıl ihlasla ibadetten hayırlıdır.” Cehenneme gidecek olan ben nakşi tarikatının halidiye kolundanım dese cennete gider. Hoca efendi ölüm meleğini huzurundan kovmuştur, bu ekmeğin buğdayı, unu, suyu peygamberimizdendir. Buradan alın. Bundan yemeniz gereklidir. Allah ile konuşup depremi doğuya kaydırdım. Şu anda iki peygamber hocamızı dinliyor .Mürşitlerden ders almazsanız şeytandan ders almış olursunuz. Cennetin yolu buradadır,buradan geçmek zorundasınız.vs..vs..

Hadis diye söylenenlere bakalım; Kertenkele öldüren 800 şehit sevabı alır, Eşek, kara köpek kadın namazda kılanın önünden geçerse namaz bozulur. At, ev, kadın uğursuzdur. Karga fasıktır.

Bunlar da karşı taraf için başlıyor ithama; hadis düşmanları, ehl-i sünnet düşmanları, zındıklar vs.vs…

Daha birçok şey sayabiliriz. Ama benim asıl varmak istediğim şey bu yazılan ve söylenenlere karşı takınılan tavır ve usluplar. Her iki taraf da hiç hataları yokmuş gibi söylem ve ithamlarına devam ediyor. Eğer kendinizi hatasız kabul ediyorsanız sizin hiçbir sözünüze itibar edilmemesi gerekir. Çünkü siz hatalarınızı örtüyorsunuz demektir. Çoğalınca da düzeltmek mümkün olmaz halbuki denilmiştir ki; kamil insan olmanın yolu hataları örtmekten değil düzeltmekten geçer.

Önce isterseniz gündemde olduğu için Hz.Hatice konusu ile başlıyalım. Deniliyor ki; ’’40 yaşında bir hanım şehvetine düşkünü bırak, birazcık şöyle kendine ciddiye alan genç bir erkek, üstelik Mekke'nin yiğidi, Mekke'nin ‘el Emin’i; el üstünde tutuluyor, gözbebeği, Abdulmuttalib'in de gözbebeği ve varisi gider de 3 çocuklu, 2 kocadan arta kalmış 40 yaşındaki bir dulu 25 yaşındayken alır mı? Hadi aldı. 25 sene bununla tek evli olarak yaşar mı? 25 sene dikkat buyurun; ’’Şimdi bu usluba ne dersiniz .İfade edecekseniz bunun başka yolu vardır. Peygamberimizi ve Hz Hatice validemizi küçümsüyor ve böyle bir evlilik yok inanmayın mı demek istiyor? Geleneği yıkalım dedikleri bu mu acaba? Buna karşılık karşı tarafta olanlar en basit tabirle zıvanadan çıktılar. Diğerlerini buraya yazmak edebime uymuyor. Eğer Müslüman’sanız ithamınızda iftira, itirazınızda da hakaret ve sövme olmamalıdır diye düşünüyorum.Yol gösterici hatayı ispat edici görüşler serdedilmelidir.

Bir diğer apık görüş, malum F. Gülen meselesi. Ne diyordular: ’ FG âdetâ gökden gelen emirle eğitimle görevlendirilmiştir. Bunun en bariz örneği, birer barış köprüsü olan ve yeryüzünün dört bir yanına dağılmış bulunan 300’ü aşkın Türk okuludur. Bu, kökü ta İslam’ın ilk yıllarına kadar uzanan fütüvvet geleneğinin, ‘modern’ anlayışla yeniden ihya ve inşasıdır. Siz onun ayakkabısının bağı bile olamazsınız.’’ Gelinen noktada, adamlarınca “ bu görüşümüz yanlıştı” diyen olmadığı için bunu buraya aldım. Burada kendileri ve FETÖ haricinde herkese itham vardı. Ayrıca, eleştirdikleri tasavvufçularda da gaip inancı mevcut. Bu üsluba dikkatinizi çekerim. Oysa ve fakat FETÖ gaipten eğitimle görevlendirilmiş ise “bütün şeyhler, hocalar da görevlendirilebilir” anlayışına çanak tuttular. Yine (Güya)akşam namazını kıldırırken Allah’tan yardım isteyince hemen akrep geliyorsa diğerleri de keramet gösterebilir! Bir şey sadece karşı görüştekiler savununca yanlış olmaz. Yanlış her yerde yanlıştır.

Günde bin defa zikir çekseniz, yüz bin defa salavat getirseniz bunun faydası olmaz. Vazgeçin bundan buyrulmuş bir şey faydası olmaz. Atın bunları. Şimdi ben de diyorum ki neden faydası olmasın? Yürürken, gezerken, boş otururken türkü söyleyip ıslık çalacağına, boş şeyler konuşacağına zikir yapsa fena mı olur? He şöyle diyebilirsiniz ki doğrusu da budur; dilinizle söylediğiniz zikirlerin manasını iyi düşünün, manasını kalbinize nakşedip amellerinizi ona göre yapın. Asıl zikir budur diyebilirsiniz. Mevlitle dalga geçiyorsunuz, okuyan hocalarla da, ki hemen hemen bütün anlatımlarda dalga geçme ve aşağılama var. O zaman bana hatamı nasıl anlatacaksınız, Ben beni aşağılayan veya alaya alan adamı niye dinleyeyim, sözüne niye inanayım?

Görünüşte hadisi reddetmiyor gözükse de, pratikte bu yok. Hadis inkarı sorulunca peygamberin örnekliliği misalinden öte geçmiyor. Takınılan yanlış söylem ve üslupla halk arasında sloganvari iki cümle gelişi güzel kullanılmaktadır: “Kur’an bize yeter, Uydurulmuş din, indirilmiş din...” Bunlar da hiçbir zaman gerçek şekli ile açıklanmıyor .Kur’an’ı anlamak deyip geçiliyor.

Yeri gelmişken yaşadığım iki olayı kısaca anlatmak uygun olacak sanırım. İlk olay; İmam Hatip Okulunu yeni bitirmiştim. Babam bir an önce imamlık görevine başlamamı istiyordu. O zaman boş bir cami varsa gidip bir dilekçe verip göreve başlıyordunuz. Ben, baba kardeşlerimin içinde -ki on iki kardeşiz- en az çobanlık yapan benim. Şu anda fırsat var, bir müddet çobanlık yapmak istiyorum deyince ve bana ihtiyacı da olunca keçileri gütmeye müsaade etti. Tabi geçici bir müddet için. Bizler yerleşmiş yörükleriz, o zamanlar göçebe olanlar da bazen bizim yaylada birkaç gün konaklayıp varacakları yere devam ediyorlar. Bir gün yaylaya çıktım bu göçebe yörüklerden birisi gelmiş. Bana delikanlı babana sor bakalım, bundan 4-5 yıl önce sizin buralarda kuzu kaybeden olmuş mu? Asıl sürü keçi. Ancak keçe,şalvar,kilim çuval gibi şeyleri yapmak için az sayıdad koyun taşınıyor.Akşam babama sorunca; oğlum bundan 4-5 yıl önce bizim şu renlerde iki kuzumuz kaybolmuştu. Kulaklarında enlari de vardı.Şayet uyarsa bizim olabilir. Ertesi gün yaylada çobana bunu söyleyince bana üzerinde bir miktar para yazılı bir kağıt verdi ve bunu babana ilet dedi. Sorunca da baban bilir dedi. Babama kağıdı verince oğlum bizim kuzular bu adamda, bu da geçen yıllarda koyun başına verilen otlak parasıdır diye bana verdi. Ertesi gün yörük çobanı bana -tam hatırlamıyorum- 8-10 adet koyun ayırarak bunlar o iki kuzudan üreyenlerdir diye teslim etti.

Şimdi bu adam Arapça bilmez belki kuran okumasını da bilmez. Ama bu davranışı Kuran’daki ilkelere imandan gayri ne yaptırabilir? Bu adama vay sen hiç Kuran da mı bilmiyorsun, seni cahil seni mi demek lazım, yoksa başka hataları olunca mala karşı bu dürüstlüğünü hatırlatıp kardeşane bir üslupla onu uyarmak mı lazım? Beni bu olay çok etkilemişti. O zaman daha 17 yaşında idim. Hal varsa kale gerek yok. Sonra sorup öğrendim ki çevresinde herkesin sevdiği ve takdir ettiği bir kişidir. Kim ne derse desin bu adam Kuran’ı anlamıştır.

İkinci olaya gelince; yaşadığım yerde yaşadığım bir olay. Muğla’nın Köyceğiz İlçesi. Manevi havası en az olan yerlerden biri. Haramların her yere serpiştirildiği bir yer. Çay içi denilen yerde genellikle dağ köylerinden göç edenler vardır. Orada bir Selahaddin Amca var, zaman zaman yanına gidip bahçesinden dut yiyip sohbet ediyoruz.Fakir, el emeğiyle geçiniyor, namazını kılan bir köylü, işçi görünümünde. Çocuklarını da imam hatipte okutmak istedi. Ancak kapasite yetmeyince ayrıldılar. Onlar da inşaatlarda çalışıyor. Bir okulda yanıma geldi ve bana 300 lira para uzattı. Hocam bu benim zekatım. Uygun gördüğün öğrencilere dağıtır mısın? Dedi. Utandım,ben ona göre zengindim. Daha ayırıp şu zekatımdır diyememiştim. Selahattin Amca ama sen… diyecek oldum. O ihtiyaca göre harcarsan zekata bile para var hocam deyiverdi.Biz ise ona yardıma muhtaç gözü ile bakıyorduk. Daha sonra birlikte Hacca da gittik. Bu Kuranı da, İslamı da anlamıştır kardeşim. İlle de prof. olmasına, çok kitap okumasına, sakal bırakıp cübbe giymesine gerek yok. Sadece bu, o mahallede örnekti.

Diğerlerine gelince; Tasavvufi bir kitapta varsa bu hadis doğrudur, kütüb-ü sittede varsa doğrudur. Bunları inkar eden ehl-i sünnet düşmanıdır, haindir, ahlaksızdır gibi yaklaşımlar yerine yanlışları kabul edip düzeltmek gerekmez mi? Sonra Allah’ın sıfatlarını eğer şeyhlerimize ve hocalarımıza verip onları insan üstü güçlerle donatırsak(!) bunun da bize faydadan ziyade zararı olur. O insanlar madem insan üstü meziyetlere sahipse bize örnek olmaz. Müşrik Araplar da peygamberi meleklerden olsun istemişlerdi. O zaman o melek, biz insanız deyip kurtulacaktı. Yukarıya birkaç hadis yazdım, kütüb-ü sittede olan da var tasavvuf kitaplarında olan da. Allah aşkın Kuran’a vurun, fıkha ve akaide koyun hangisi hadis olabilir? “İnsan üstü “ , ve malesef peygamberimizi de alet ederek ortaya koymaya çalıştığınız güç geçerli ise, ne depremi önlüyor, ne dağları durduruyor, ama istediğini cennet veya cehenneme gönderebiliyorsa, “bu kadar müslümanın kanı akarken bunlar ne iş yapıyor” demezler mi? Kutsal belde ve mescit 3 tane iken ve buralarda küfür hakimiyetini sürdürürken yeni kutsal belde ve mescitler icat etmek bizleri kurtarır mı? Para kazanmak için kiminiz peygamber katkılı ekmek satar, kiminiz de yanmamış kefenin ticaretini yaparken böyle birden bizi galip kılar mı, bize haysiyet ve şeref kazandırır mı?

Netice olarak şunu diyebilirim ki; her iki tarafında üslubu ve ortaya koyduğu veriler insanları dinden soğutmakta, dini de yozlaştırmaktadır. Kitap, sünnet, icma ve kıyas İslam şeriatının dört delilidir. Bir grup bunu hiç takmıyor, diğer grup da buna söz söyletmem diyor. Bir grup AKAİD ve GELENEKSEL FIKIH yerine kendi görüşlerini ortaya koymaya çalışıyor ama açık yüreklilikle değil. Diğer kurum; ‘Ben akaide de fıkha da bağlıyım’ diyor ama inandığı şeylerin akaide uyup uymadığını, davranışlarının fıkıhta karşılığı bulunup bulunmadığını hiç sorgulamıyor. Gaiplerden haber bekliyor.

Her iki grup da İslam için varız, mücadelemiz onun en doğru ve en sağlıklı yaşanmasıdır diyorsa, önce birbirlerine karşı üsluplarını düzeltip Emr-i bil maruf nehy-i anil münker doğrultusunda yıkmak için değil hataları düzeltmek için kardeşçe uyarılar yapmalıdır. Yoksa geniş bir taban bunlardan nefretle bahsedip dinden uzaklaşmaktadır. Bunun vebali altından her iki grup da kalkamaz. Fildişi kulelerde oturup kendi düşüncenizde olmayanları aşağılayarak küfürle, nifakla vs. suçlayarak hiçbir problemi çözemezsiniz. İnin halkın arasına, bu tartışmaların İslam dışına birer savrulma olarak toplumda yerini aldığını göreceksiniz.

Üslubunuza ve konuşurken yüzlerinizin aldığı şekle bir bakın, böyle bir hitap İslamda var mı? Sözde birbirinize doğru bildiğiniz İslamı anlatıyorsunuz. Yukarıda halk arasında sizin tartışmalarınızla gelinen noktaya birkaç misal verdim. Bu İslam değil, kasıt yok diyorsanız da bu iyi niyet değil. Benlik davası İslamda neye girer siz bilirsiniz.

Sonra niye hiç yanlışları besleyen sistemi tartışmıyorsunuz? Edeple, adapla, İslami bir üslupla; Hristiyanlaşmayı, Yahudileşmeyi, münafıklaşmayı tartışmıyorsunuz. Kitapta yazdık derseniz, öyle ise tartıştıklarınızı kitaba yazın biz okuyalım. Son olarak şunu söylüyorum, yapmayın, etmeyin, böyle tartışma olmaz.

Şunu iyi bilin ki bu tartışmalarınız İslam düşmanlarına yarıyor. Bunun altından kalkamazsınız. Şayet görevimiz bu demiyorsanız…

04/11/2019 Köyceğiz


 

Yorum Ekle
Yorumlar
Halil Kalemci

10.11.2019

Hocam bir yere kadar gelip oradaki eşiği atlayamamanız üzücü. İslam'ın dört delilini tasdik ediyorken, üçüncüsü olan İslam Alimlerinin icması olan tarikatlar konusunda sürekli itirazcı olmanız kabul edilemez. Devamlı sahte şeyhler diye bir tabire sarılıyorsunuz, soru gayet açık : Sahte şeyhler kimlerdir ve madem sahtesi varsa gerçeği de vardır düsturundan hareketle gerçek şeyhler kimlerdir? Bu hususları hep üstü kapalı bırakırsanız zanna sebebiyet verirsiniz. Kertenkele hakkındaki hadis İmam Müslim'de geçiyor, aklı rehber edinmek yakışmaz
y karakan

08.11.2019

çok düşündüren bir yazı olmuş teşekkürler
Dürümiye / Lezzete Davetiye