22 Eylül 2019 Pazar •

Kur'an'ın Özgürlük, Hak ve Adalet Vurgusu - Mehmet Yaşar Soyalan

02.06.2019

Mehmet Yaşar Soyalan: "Hak ve adalet kelimeleri, Kur’an’ın temel kavramlarından olduğu gibi Allah’ın “esma-ül hüsna” sındandır da. Bu kavramların önemi sadece, Kur’an’da çok tekrarlanması veya Allah’a isim/sıfat olması nedeniyle değildir. Belki de onların önemi, bireyi ve toplumu ilgilendiren her bağlamda geçiyor olması nedeniyledir."

Kur'an bir anayasa veya hukuk metni olmadığı için zorunluluklar ve sorumluluklar alanlanları ile ilgili ilke, prensip ve görüşleri belli sure'de veya bir başlık altında toplanmamış olduğunu ve  metnin bütününe yayıldığını ifade eden Yazarımız, şöyle devam ediyor:  "Bu nedenle bir metnin mesajını, amaç ve ilkelerini sağlıklı bir şekilde anlamanın birden fazla yolu olabilir, ancak bunların en önemlisi, kullandığı kavramları, bu kavramlara yüklediği anlam ve yaptığı vurguyu anlamaktan geçer. Bu açıdan Kur’an tetkik edildiğinde birçok temel kavramla karşılaşılır. Bu temel kavramların başında da (en yaygın olarak kullanılanları) “hak” ve “adalet” kelimeleri gelmektedir. Bu kelimelerin, eş anlamlıları ve yakın/benzer anlamlıları da düşünüldüğünde Kur’an’ın hak ve özgürlüklere vurgusu kendiliğinden ortaya çıkar."

Yazarımız Sayın Mehmet Yaşar SOYALAN'ın "Kur'an Merkezli Bir Tanımlama ve Değerlendirme HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN ANLAM VE ALANI" Üzerine Kaleme Aldığı  Yazı Dizisisinin 2. Bölümünü Yayınlıyoruz...

Kur'an'ın Özgürlük, Hak ve Adalet Vurgusu

Kur'an bir anayasa veya hukuk metni olmadığı için zorunluluklar ve sorumluluklar alanlanları ile ilgili ilke, prensip ve görüşleri belli sure'de veya bir başlık altında toplanmış değildir, metnin bütününe yayılmıştır.

Bu nedenle bir metnin mesajını, amaç ve ilkelerini sağlıklı bir şekilde anlamanın birden fazla yolu olabilir, ancak bunların en önemlisi, kullandığı kavramları, bu kavramlara yüklediği anlam ve yaptığı vurguyu anlamaktan geçer. Bu açıdan Kur’an tetkik edildiğinde birçok temel kavramla karşılaşılır. Bu temel kavramların başında da (en yaygın olarak kullanılanları) “hak” ve “adalet” kelimeleri gelmektedir. Bu kelimelerin, eş anlamlıları ve yakın/benzer anlamlıları da düşünüldüğünde Kur’an’ın hak ve özgürlüklere vurgusu kendiliğinden ortaya çıkar.

Hak ve adalet kelimeleri, Kur’an’ın temel kavramlarından olduğu gibi Allah’ın “esma-ül hüsna” sındandır da. Bu kavramların önemi sadece, Kur’an’da çok tekrarlanması veya Allah’a isim/sıfat olması nedeniyle değildir. Belki de onların önemi, bireyi ve toplumu ilgilendiren her bağlamda geçiyor olması nedeniyledir. Öyle ki bu terimler, birey-birey, birey-toplum, birey-toplum-Allah arasındaki ilişkilerde temel terimler olarak yer alır. Aradaki iletişim ve düzen, bu kelimeler ve türevleriyle sağlanır. Bu nedenle tüm Kur’anî anlatımlarda hak ve adalet vurgusu, hep ön plandadır. Bu yapısı, Kur’an’ı diğer metinlerden ayıran en belirgin özelliğidir.

Hak ve adalet terimleri, Kur’an’da, nadiren tavsiye niteliğinde ve bir durum tespiti olarak kullanılsa da genellikle emir kipiyle kullanılır. Bu konudaki vurgusu çağdaş metinlerden daha belirgindir. Uluslararası metinlerde ifadeler genellikle “ancak” diye bir şart bağlacıyla birlikte kullanılmakta veya “meli, malı,” şeklinde sona ermekte ve her durumda bir muğlaklığa ve belirsizliğe neden olmaktadır. Oysa Kur’an’da, özellikle konu ile ilgili kullanımlar, kesin ifadelerle dile getirilmekte ve cümleler, “yapınız”, “ediniz”, “helal kılınmıştır”, “haram kılınmıştır” şeklinde tamamlanmaktadır.

Tavsiye kipiyle geçtiği yerlerde bile, metin bütünlüğü içerisinde ele alındığında, bir belirsizliğin olmadığı sezilir. Anlatım hangi kip ile kullanılmış olursa olsun, çağdaş metinlerde olduğu gibi bir muğlaklık, belirsizlik ve muhatapsızlık söz konusu değildir. Tam aksine tüm ifadelerde kesin bir bağlayıcılık vardır. Muhataplar; hukuki, sosyal, kültürel ve inanç yönünden bir bağlayıcılık içerisine sokulmaktadır. Çağdaş metinlerdeki en büyük sorun olan muhatapsızlık, Kur’an ifadelerinde kesin bağlayıcılığa dönüşmüş durumdadır.

Aynı şekilde Kur’an’da, hak ve özgürlüklerin sınırları ortaya konulurken, yasaklar belirlenmekte, bunların dışında kalanların haklar olduğu ifade edilmektedir. Oysa Batı devlet geleneğinde ve imparatorluklar kültüründe durum bunun tam tersidir, haklar sayılmakta, dışarıda kalanlar yasaklar olarak belirlenmektedir. Yani yasaklar esas, haklar istisnadır.

Ancak, Kur'an'daki bu algı ve anlayış, onun müntesiplerinin ortaya koyduğu metinlerde pek görülmez. Onlardaki algı da Kur'an'dakinin tersine, egemenlerde olduğu gibi yasaklar esas, haklar istisnadır. Bunun sebebi katılımcılığı ve çoğulculuğu esas alan yönetim şekli ve hayat algısının, Peygamberin vefatından çok kısa bir süre sonra sultanlığa dönüşmüş olmasıdır. Bu durum, çok geçmeden İslam düşüncesini de bu yönde evriltmiş, hak ve özgürlüklerin alanları daraltılıp, yasaklar ön plana çıkarmıştır. Bu evrilme hayatın bütün alanlarına sirayet ettiği için Kur’anî düsturların bireysel uygulamalardaki etkisi de azalmıştır. Dolayısıyla bireysel ve toplumsal bazda Müslümanların uygulamalarıyla Kur'ani düsturları aynileştirmemek gerekir.

Kur’an, hak ve özgürlükler esas alınarak okunduğunda, öncelikle insanın, canlılardan bir canlı olarak tüm ihtiyaçlarının karşılandığı ve yeryüzündeki her şeyin emrine verildiği ifade edilmektedir. Sonra temel ihtiyaçları karşılanmış bir canlı olarak nasıl bir özelliğe sahip olduğu teferruat boyutunda ele alınmakta, Kur’an’ın bir hak olarak gördüğü “tercih yapma” hakkı ve bu tercihin sonucunda ortaya çıkan söz ve davranışların tam bir güvenceye alındığı sık sık vurgulanmaktadır. Bu durumun, metin bütünlüğü ve kendi anlatım tekniği içerisinde kendine özgü bir üslupla işlendiği görülmektedir. Önce konu, bir süreç içerisinde teferruata girmeden genel çizgileriyle ortaya konmakta, sonra bu konuya ait bazı örnekler verilmektedir. Yani öncelikle temel amaç ve ilkelere vurgu yapılmakta, arkasından bu temel amaç ve ilkelerin hayata nasıl geçirileceğine dair yöntemler de sunan bazı örnekler aktarılmaktadır. Buradan bakıldığında bu ilâhî metnin, insani özelliğine ve doğal yapısına uygun olarak, bireyi mutlu ve huzurlu kılacak, hak ve hukukunu düzenleyip koruyacak bir anlayış ve hukuki zemin ortaya koyan en iddialı, en kapsamlı metin olduğu görülür. Özellikle Kur'anı nüzul sırasını esas alarak okuduğumuzda onun bu yaklaşımı daha net bir şekilde görülebilmektedir.

Kur’an hukuki bir metin olmanın ötesinde bir hidayet rehberidir. Yani bir tercihler rehberidir. Onun bu özelliği, tercihler konusundaki vurgusunu daha belirgin, daha anlamlı ve önemli kılmaktadır. Bu nedenle sosyal hayat, bu tercihlere göre oluştuğundan, Kur’an’da ortaya konulan yasal düzenlemeler, dini, sosyal ve kültürel bir boyut da kazanmaktadır. Böylece hayatın tüm alanlarıyla desteklenip kaynaştırılarak, toplumla ve günlük hayatla iç içe girmesi sağlanmaktadır. Bu düzenlemeler bir yerde, bireylerin tercihlerinin bir yansıması olarak tezahür etmekte ve yasal düzenlemelerin birey ve toplum tarafından içselleştirilip, hayatın kendisi olması sağlanmaktadır.

Bin dört yüz küsür yıldır İslam’ın temel hedeflerine, başka bir deyişle ruhuna uygun yönetimlerden mahrum yaşamış olmalarına rağmen, Müslüman bireyler çok zaman kendi küçük dünyalarında bu ahkâmın bir kısmını uygulayageldikleri için kendileriyle ve çevrelerindekilerle barış içerisinde yaşayagelmişlerdir.

Kur’an’ın hak ve özgürlüklerle ilgili anlatımı farklı boyutlarda farklı üslüplarla ortaya konmaktadır. Bunları şu şekilde tasnif edebiliriz:

1-         Kur’an’da bu anlatımlar, bir kıssa/öykü içerisinde övgü, yergi veya bir durum tespiti olarak dile getirilir.

2-         Bireylerin hak ve özgürlüklerine ilişkin anlatımlar, “Ahiret” ile ilgili ayetler kümesi içerisinde dolaylı veya dolaysız olarak ifade edilir. Bu ifadeler daha çok iyi veya kötü sonucun gerekçeleri olarak sunulur.

3-         Günlük ve sosyal hayatla bağlantısı kurularak, canlı bir öykü anlatılıyormuş gibi sunulur ve böyle bir hava içerisinde günlük hayatta uyulması gerekli olan yasal düzenlemeler ifade edilir.

4-         Birey-birey, birey-toplum ilişkileri genel ve özel anlamda herhangi bir örnek olaydan bağımsız olarak sorgulanırken, insanın hak ve özgürlüklerinin genel ilkeleri ve amaçları ortaya konulur.

5-         Mesel ve örneklerle, dolaylı anlatım teknikleri kullanılarak bu hak ve özgürlüklere atıfta bulunulur.

6-         Doğrudan hukuki anlatımlar olarak hak ve özgürlüklerin neler olduğu, nerede başlayıp nerede bittiği kendi özel kurgusuyla anlatılır.

7-         İnsanın yaratılış amacı, yapısı, özellikleri ve sorumlulukları bazen sembolik anlatımlarla, bazen dolaysız anlatımlarla doğrudan ifade edilir.

Devam Edecek....

Yazı Dizisinin İlk Bölümü İçin Tıklayınız:

http://www.hertaraf.com/haber-hak-ve-ozgurluklerin-anlam-ve-alani-kur-an-merkezli-bir-tanimlama-ve-degerlendirme-mehmet-yasar-soyalan-2669

Yazarımız Sayın Mehmet Yaşar Soyalan'ın Tüm Yazılarına Aşağıdaki Link'ten Ulaşabilirsiniz:

http://www.hertaraf.com/koseyazari-mehmet-yasar-soyalan-66

Yorum Ekle
Yorumlar
Halit ATAOĞLU

02.06.2019

"bireysel ve toplumsal bazda Müslümanların uygulamalarıyla Kur'ani düsturları aynileştirmemek gerekir." Allah razı olsun. Belkide en büyük sorun bu. Anlayamadığım Kur' an ın üzerimizdeki yaptırım etkisinin bu yüzden mi olup olmadığı. Yoksa biliyorda yapmıyormuyuz. Bilipte yaşamıyorsak şirk içinde olmuyormuyuz?
Dürümiye / Lezzete Davetiye