Kudüs Meselesi, Yine, Yeniden… - Abdulaziz Tantik

29.01.2020

Herhangi bir olayı, olguyu veya siyasal durumu değerlendirmeye tabi kılarken; aşırı duygusal tepki vermekten uzak kalarak, kin, nefret ve öfkemizin bizi baskı altına almamıza da izin vermemeyi öğrenmeliyiz. Yoksa meseleyi daha çetrefil hale getirirken, vereceğimiz tepkinin aleyhimize dönüşüne imkân tanımaktayız. Meseleyi derinlikli analize tabi kılarak tek, tek unsurları doğru bir şekilde ortaya koyarak mevcut durum ile ilişkisi ile birlikte geleceğe dair bakışı ve beklentisi üzerine de doğru bir analize yaslanmayı elden bırakmamalıyız.

ABD Başkanı Trump'ın son Kudüs üzerine yaptığı konuşması ile birlikte yine Filistin meselesi üzerine sloganlar atmaya başladık. Ki daha önce bu sloganların işe yaramadığını gözlemlememize rağmen… Hamasetin işe yaramadığını artık kesinlik derecesinde bilmeliyiz, yerli yerinde yapılacak eylemlerin küçük de olsa daha önemli işlevselliğe sahip olduğunu görmeliyiz. Çabuk parlayan alev gibi çabuk sönecek eylemliliklerden uzak durmayı öğrenmeliyiz ki bu durum, sosyal mühendislik faaliyetlerinde en önemli etkendir. Bu yüzden kamuoyu oluşturma ve denetleme pozisyonunu güçlendirmekten başka bir işe yaramamaktadır, yapıp ettiklerimiz… Dikenli bir arazide dolaşan kişinin dikkatini taşımalıyız ki dikenler bir tarafımıza batmasın…

Konuşmanın kime yapıldığını, kimlerin orada hazır olduğunu ve kimlerin alkışlarını çektiğini de dikkatle izlemeli ve not almalıyız… O sözleri söyleten sebebi doğru ortaya koymanın ehemmiyetine haiz bir şekilde çabalar ortaya koymalıyız... Sonra bu sözlerin bir karşılığının olup olmadığı hususunu da doğru bir şekilde ortaya çıkarmanın gerekliliğine uygun şekilde çalışmalar yapmamız elzemdir...

Yani meseleyi derinlikli düşünmek, olup bitenin neye tekabül ettiğini görmek ve kendi gerçekliğimiz içinde bu meseleyi nasıl çözümleyebiliriz üzerine de fikir üretmek önemli...

Kendi gerçekliğimizi ortaya çıkarmalı, kendi gücümüzün sınırlarını keşfetmeli, kendi imkânlarımızın neye tekabül ettiğini doğru analiz etmeli, kendi istidadımızın niteliğini bilmeli, kendi niceliğimizin ağırlığını doğru tartmalı, kendimizin neye taalluk ettiğini gözlemleyerek ona bina edilecek yükü de adaletle yüklediğimizde sonuç almaya matuf işler yapmaya ehliyetli hale geliriz…

Sorunu, sloganlar atarak tepkisel tavırlar ortaya koyma yerine, bizim, bize düşeni yapıp yapmadığımız noktasında düşünmeye başladığımız zaman meseleyi çözüme kavuşturmanın imkânını ve zeminini bulacağımızdan emin olabilmeliyiz. Ortak bir sorumluluk alanı olarak Kudüs meselesinin, hepimizi, yani Müslümanların bütün unsurlarını ilgilendirdiğini bilmeli ve ona göre davranışlar geliştirmeyi öğrenmeliyiz. İçimizdeki tartışmaların neye tekabül ederse etsin, dış düşmana karşı birlikte yekpare bir vücut olabilmeyi başardığımızda sorunlarımızın üstesinden gelebileceğimize inanmalıyız. Biz farklılıklarımızı ayrılıklarımızın nedeni kıldığımız sürece o farklılıklar üzerinden düşmanlarımızın bizi etkileyeceğini ve bizi birbirimize kırdıracak bir pozisyonu inşa etmekten kaçınmayacaklarını tecrübe ile sabit olduğu konusunda ortak bir düşünceye sahip olmanın vakti geldi, geçiyor…

O yüzden öncelikli olarak bir fert olarak Müslüman bir kişi bu konuda ne yapabilir, hangi duyarlılıkları göstermeli üzerine sorumluluğumuzu üstlenmeliyiz... Herhangi bir meselede üzerimize düşen kişisel sorumluluğumuzu üstlenmediğimiz sürece meselenin, mesele olarak ortada kalacağını görebilmeliyiz, bu konuda üzerimize düşen basireti kuşanmaktan erinmemeliyiz. Kişisel sorumluluğumuzun toplumsal sorumluluğumuzun temeli olduğu gerçeğini dikkate alarak meselelere dair bakışımızı netleştirmeyi irade etmeliyiz. İrademiz, bilgimizin sıhhati çerçevesinde iş görecektir. Bilgimizin sıhhati ise amelimizin sahihliği ile ilişkisi üzerinden anlam kazanır…

Kişisel sorumluluğumuzu üstlendikten sonra sivil toplumsal sorumluluğumuzu üstlenmeyi becerebilmeliyiz ki siyasal sorumluluğu harekete geçirecek bir zemin kurabilelim... Yani kişisel sorumluluğumuz, toplumsal sorumluluğumuzu, toplumsal sorumluluğumuz ise siyasal sorumluluğumuzu kuşanmayı beraberinde sağlayacaktır.

Yani adım, adım yürümeli, küçükten büyüğe doğru adımları sıkılaştırarak atmalıyız... O zaman sadece Filistin meselesi değil, her soru ve sorunun çözümünün anahtarını da elde etmeye başladığımızı görecek vaktimiz olacaktır...

Her işin başı da sonu da kişisel sorumluluğumuzu kuşanıp kuşanmamaktan geçtiğini unutmamalıyız… Kendi kişisel sorumluluğunu üstlenen şahsiyetler, tarihsel sorumluluğunu üstlenmiş ve tarihsel şahitliklerini de yerine getirmiş sayılacaklardır. Kendi kurtuluşunu sağlayan kişinin başkalarının kurtuluşunun anahtarı olacağı ise tartışmasız bir hakikattir…

Yorum Ekle
Yorumlar
Reşat YILDIZ

30.01.2020

Halbuki, Kabeyi Mekkeyi Medineyi meselemiz olarak görmeyelim diye önümüze Kudus ve Filistin Meselesi atılmış ve biz havada kapmıştık. Müslümanın Kabe Mekke Medine Bağdat Şam Halep, Filistin değil de İsrail gibi meseleleri olmalıydı. Meselelerin adını biz koymadıkça sadete de gelemeyiz saadete de.
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ