19 Ağustos 2019 Pazartesi •

KÖRFEZ ÜLKELERİNİN ESED REJİMİYLE YAKINLAŞMASI NASIL OKUNMALIDIR?- Doç. Dr. Enver Arpa

11.01.2019

2011 yılında Suriye’de barışçıl gösteriler başladığında ülkeyi mutlak hâkimiyete dayalı otoriter yönetimle idare etmekte olan Esed rejimi gösterilere orantısız bir şekilde müdahalede bulunarak isyanı durdurmaya çalıştı. Sivil kayıpların artması ve olayların dramatik bir hal alması üzerine sorun uluslararası bir boyuta taşındı. Olayların giderek acımasız katliamlara dönüşmesi uluslararası camiadan büyük tepki çekti. Körfez ülkeleri de bu olaylara sert bir şekilde tepki verdiler. Bu tepkide Esed’in aşırı derecede İran’ın etkisine girmiş olmasının ve gösterilere yapılan müdahalenin mezhebi saiklere dayandırılmış olmasının da önemli derecede rolü bulunuyordu.   

Öte yandan o dönemde Körfezin lider ülkesi olan Suudi Arabistan’ın yönetiminde derin siyasi tecrübelere sahip Kral Abdullah bulunuyordu ve henüz Katar krizi baş göstermemişti. Katar devletine ait el-Cezire televizyonu Esed rejimine karşı oldukça etkili bir yayın politikası izliyordu. El-Cezire başta olmak tüm dünya medyasının Suriye’den yayınladığı korkunç katliam görüntüleri Arap halkları nezdinde Suriye rejimine büyük bir öfke yarattı. Ortaya çıkan infiale karşı koyamayan Arap Birliği toplanarak Suriye’nin üyeliğini askıya aldı.

Arap ülkelerinin koyduğu bu tepki Esed’i tamamen İran güdümüne soktu. İran’a sırtını dayayan Esed, Rusya’dan aldığı destekle, ölüm kalım hesabına dönüştürdüğü bu mücadelede Arap girişimleri de dahil olmak üzere tüm uluslararası girişimleri reddederek katliamlarını sürdürmeye devam etti. Rusya uluslararası platformlarda sürekli Suriye’yi sahiplenerek aleyhine kararlar alınmasını veto etti. Rusya’nın sonradan fiili olarak Suriye’ye girerek sağladığı destekle daha da güçlenen ve muhalefeti önemli oranda etkisiz kılan Şam yönetimi stratejik noktalara odaklanarak masadaki pozisyonunu güçlendirme hesabı içerisine girdi. Şam yönetimi gelinen aşamada yapılacak her türlü hamlede artık bu pozisyonunu güçlendirmeyi düşünmektedir.

Rusya Türkiye ve İran üçlüsünün ortak çabasıyla yürütülen görüşmelerde kaydedilen gelişmeler Körfez ülkeleri başta olmak üzere bazı ülkelerin Suriye meselesindeki tutumunu değiştirmesine sebep oldu. Zira henüz kalıcı bir çözüm ortaya konulmamış olsa da Rusya’nın verdiği aleni destekten dolayı Esed rejiminin artık varlığını bir şekilde devam ettireceği yönünde kuvvetli emareler belirmeye başladı. Olayların başlangıcında İran yanlısı tutumundan dolayı Esed rejimine mesafeli duran Suudi Arabistan güdümündeki körfez ülkeleri bu gelişmeler karşısında zahiren ortaya koymamış olsalar da Esed’in yerinde kalmasına razı olmuş görünmektedirler. Bu tutum değişikliğini hayata geçirmek için de adım adım Esed’li çözüm çerçevesinde pozisyon almaya çalışmaktadırlar.

Körfez ülkelerinin Suriye meselesindeki tutumları aslında baştan itibaren ikircikli bir özelliğe sahipti. Bir yandan üzerindeki güçlü İran etkisinden dolayı Suriye rejimine mesafeli dururken öbür yandan da Arap Baharının ardından Arap coğrafyasında yegâne iktidar alternatifine dönüşen İhvan ekseninin Suriye’de söz sahibi olmaması için kendilerini rejim muhaliflerine de mesafeli durmak zorunda hissetmişlerdir. Doğrusu Suriye meselesi körfez ülkeleri için aşılması oldukça zor bir soruna dönüşmüştü. Zira bu ülkeler, ne ezeli düşman olarak değerlendirdikleri Şii İran ekseninin güçlenmesini ne de kendileri için büyük bir tehlike olarak kabul ettikleri siyasal İhvan ekseninin bir alternatife dönüşmesini istiyorlardı.

Suriye’de olaylar ilk patlak verdiğinde herkes Esed rejiminin kısa sürede gideceğini hesap ediyordu. Körfez ülkeleri de diğer ilgili ülkeler gibi Esed’den sonra iktidara gelecek güçler üzerinde etkili olmak için hesaplar yapmaya başladı. Ancak kısa bir süre sonra İhvan düşüncesine yakın grupların iktidara en yakın oluşum oldukları anlaşıldı. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail için tehlikeli bir gelişme olarak değerlendirdiği bu durumdan dolayı muhalif gruplara verdiği desteği yavaş yavaş çekmeye başlandı. Körfez ülkeleri de kendi rejimleri için tehlikeli olarak addettikleri bu gelişmenin önüne geçmek üzere desteklerini peyderpey çekmeye başladılar. Halihazırda Suriye muhalefetinin bu ülkeler tarafından tamamen yalnız bırakıldığı genel kabul gören bir husustur. Hatta muhalefet saflarında yaşanan bölünmelerin büyük oranda bu ülkelerin ortaya koyduğu bu tutumdan kaynaklandığı ifade edilmektedir.

Arap Baharının en önemli sonuçlarından biri İhvan-ı Müslimin düşüncesini kendi iktidarları için tehlike olarak gören ülkelerin bu tehlike! karşısında kenetlenmeleri oldu. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Ürdün, Cezayir, Fas ve Moritanya gibi Arap ülkeleri bu gelişmeyi kendi varlıkları için bir tehlike olarak değerlendirdiler. Bu tehlikenin! daha fazla büyümemesi için tedbirler almaya başladılar. Mısır’da iktidara gelen İhvancı Mürsî’nin başarısız olması için alttan alta hesaplar yaptılar. Libya’da, Suriye’de İhvan’a yakın grupların etkisini azaltmak için her türlü çabayı sarfettiler. Bu ülkelerde yaşanan isyanların çıkmaza sürüklenmesinde Arap ülkelerinin ortaya koyduğu bu tutumun payı yadsınamaz. Bu ikircikli tutum sebebiyle Libya, Suriye ve Yemen tam bir kaosa sürüklenmiş bulunmaktadır.

Suriye’de gelinen aşamada Rusya’nın müdahalesinden ötürü Esed’siz bir çözümün imkan dahilinde olmadığını gören körfez ülkeleri bu gelişmeye uygun olarak Suriye’deki pozisyonlarını güçlendirmenin hesabını yapmaya başladılar. Esed iktidarda kalacağına göre onu markaja alarak mümkün mertebe İran etkisinden uzak tutmak kendileri açısından makul bir tutum olarak görülmeye başladı. Bunun için Arap Birliğindeki üyeliği dondurulan Suriye rejiminin yeniden Birliğe dahil edilmesi yönünde adımlar atılmaya başlandı. Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük, bu süreç içerisinde Esed rejimiyle ilişkilerini sürdürmeye devam eden Mısır’a bir ziyarette bulunarak Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil ile görüştü. Görüşmede Suriye’ye yönelik izolasyonun sonlandırılması ve BAE ile Suudi Arabistan’la yeniden işbirliğine gidilmesi konuları ele alındı.

Birleşik Arap Emirliklerinin Şam’da büyükelçiliğini yeniden açması, ardından Bahreyn’in de bu konuda adım atması bu çabanın bir ürünü olarak değerlendirilmelidir. Bu ülkelerin Suudî Arabistan’dan bağımsız olarak bu adımları attıklarına ihtimal verilmemektedir. İran’la yürütülmekte olan soğuk savaşın baş aktörü olan Suudi Arabistan şimdilik izahı zor olan bu girişimin öncüsü olarak görülmek istememektedir. Uygun ortamın oluşması durumunda Suudî Arabistan’ın da bu konudaki tutumunu net olarak ortaya koyacağından şüphe edilmemektedir. Onun bu konuda ortaya koyacağı tutum diğer bazı Arap ülkeleri için de örnek teşkil edecektir.

Arap ülkelerinin peyderpey bu tutuma yöneleceklerinin işaretleri de ortaya çıkmış bulunmaktadır. Arap Parlamentosu 11 Aralık 2018 tarihinde Suriye’nin Arap Birliğindeki üyeliğinin yeniden aktifleştirilmesi için çağrıda bulundu. Olayların başladığı 2011 yılından bu yana ilk defa Arap Birliğine üye bir ülke olan Sudan’ın cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir sürpriz bir ziyaretle Suriye’ye giderek sorunun çözümü için Arap inisiyatifinden bahsetti. Beşir’in ziyareti, Esed’e ve rejimine meşruiyet kazandırma girişiminin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Beşir’in zor durumda bulunan ekonomisi için yardım beklentisi içerisinde bulunduğu Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin isteği üzerine bu adımı attığı düşünülmektedir. Seyahatin Rusya uçağı ve güvenlik önlemleri eşliğinde gerçekleştirilmiş olması da bu seyahatin çok taraflı bir çabanın ürünü olduğuna işaret ediyor.

Körfez ülkelerinin bu tutum değişikliğinin diğer bir sebebi ise olası bir çözümün ardından Suriye’nin yeniden imarı için ortaya çıkacak olan pastadan pay kapma hevesidir. Bunun için rejimle ilişkinin şimdiden kurulmuş olması önem arzetmektedir. İran bir yandan fiilen Esed rejiminin yanında yer alarak öbür yandan Rusya ve Türkiye ile birlikte geliştirdiği barış girişimi ile Suriye probleminde güçlü ve etkin bir pozisyon elde etmiş bulunmaktadır. Körfez ülkeleri ise bu iki yüzlü tutumları sebebiyle Suriye sorununda neredeyse tamamen etkisiz hale gelmişlerdir. Dolayısıyla bu konuda yeniden söz sahibi olmak için süratle bu tutum değişikliğine ihtiyaç duyulmuştur. Bu konuda yaşanacak gecikme İran’ın bu pozisyonunu daha da güçlendirmesine ve Arap ülkelerinin daha fazla dışarıda kalmasına yarayacaktır.

Suriye’deki hamlelerde Türkiye- Katar ekseni ile Suudi Arabistan ile BAE’nin önderlik ettiği, Mısır’ın destek verdiği Körfez ekseni arasındaki gerginliğin yansımalarını da gözardı etmemek gerekiyor. Bu ülkeler, kendileri için tehlike olarak gördükleri İhvan ekseninin Türkiye ve Katar tarafından desteklendiğini iddia etmektedirler. Bu ülkelerin medyasında sürekli bu yönde yayınlar yapılmaktadır. Körfez ülkeleri arasında patlak veren Katar krizinin gerçek sebebinin bu olduğu, el-Cezire televizyonunun bu yüzden kapatılmak istendiği söylenebilir. Amerika’nın Suriye’nin kuzey bölgesinden çekileceğini ilan etmesi üzerine Türkiye’nin Suriye sorununda daha da güçleneceğini düşünen Körfez ülkeleri, bunun önüne geçmek için bu tutum değişikliğine gitmeyi gerekli görmüşlerdir. Türkiye’yi etkisiz kılma adına katliamcı Suriye rejimine destek sağlamakta bir beis görmemişlerdir.

Sonuç olarak Körfez ülkeleri bu tutum değişikliğiyle bir yandan İhvan alternatifini ortadan kaldırmayı öbür yandan da Esed’i yeniden Arap Birliğine dahil ederek İran’ın etki alanından uzak tutmayı hesaplamaktadırlar. Gelinen aşamada yeniden 2011 öncesine dönülmesine rıza gösteriliyor.  Bir milyona varan insan kaybının, 7 milyon olarak tahmin edilen insan göçünün, kadim İslam medeniyetlerinin beşiği olan Halep ve Şam’ın neredeyse tamamen tahribata uğratılmış olmasının bir hesabının yapılmamasını öngören bu U dönüşü insanlığın vicdanını derinden kanatmaya devam edecektir.

 

Doç. Dr. Enver ARPA

ASBÜ (Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi) / Doğu ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Müdürü

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye