Kemalist-Dindar Müslüman Karşıtlığında Yeni 28 Şubat Provokasyonu

01.01.2019

2019 yılının zorlu geçeceği, içe dönük hesaplaşmaların ağırlık kazanacağı bir ortama sürükleniyoruz.

Kulislerde, Cumhurbaşkanlığına kayyum mu atandı, ironisi yapılıyor.

Kemalist kimi çevreler, ülkeye yeniden hâkim olma motivasyonuyla ayağa kalkıyorlar. Provokasyon tecrübelerini sahaya yansıtma iradelerini güçlendirmeye çalışıyorlar. Peygamberimize , dinimize hakareti özgürlük kapsamında gören kışkırtıcı söylemleri, Müslümanları “dinci” yaftalamasıyla aşağılamaları, zaman zaman Müslüman şahsiyetleri ve gurupları üzerlerine gidilmesi gereken zararlı unsurlar olarak hedef göstermeleri, ordu içindeki kimi kanallardan haberler alıp kullanmaları, askerî vesayet sisteminin yeniden tesisi için provokatif yayınlarda bulunmaları gündemi belirler hâle geldi.

Mustafa Öztürk’ün Kutlu Kitabımızla ilgili açıklamaları üzerinden yürütülen karşı beyanların, duygusal tepkiler içeren, haddini ve bağlamını aşan sözlerin yeni ve tehlikeli provokasyon sürecine katkı sunduğu da gözlerden kaçmamaktadır.

İnsanlara, topluma, dünyaya söyleyecek ikna edici mesajları olmayan elitist, Kemalist yazarlardan birinin “kanla yazılan yazılar” kotarması, sistematik bir mühendisliğin ayak sesleri gibi.

Kemalistlerin ihtiyacı olduğu kadar Müslüman yazar, münevver ve kanaat önderlerinin de düşünce, tavır, bakışaçısı ile eylemlerini gözden geçirme gerekliliği var.

Önce Kemalistlere söyleyecek sözlerimiz var:

Yıllarca ülkemizin gerçek sahibi olarak kendinizi gördünüz. Bugün varlığımızı tehdit eden Batının ideolojik, ahlakî, sosyo-kültürel tüm verilerini ülkemiz insanlarına dayattınız. İnsanlarımıza, beyaz efendinin “zencileri” gibi baktınız: Sizin için savaşta ölecek, ayak işlerinizi yapacak, sesi hiç çıkmayacak… Azıcık başını kaldırsa sırtından sopayı eksik etmediniz.

Birazcık bile solcu olamadınız. Öyle göründünüz. “6. Filoyu biz protesto ettik, gericiler secde etti” bile dediniz. Yıllarca Cumhuriyet gazetesi okuyan biri olarak, domuz eti sever malum bir yazarın değerlerimizi aşağılayan söylemi içimi acıtmıştı, okumayı bırakmıştım.

Batı mamulü Marksizm’e, Batının vicdanı gözüyle baktık. Amerika’nın ikiyüzlülüğüne karşın “halkların kardeşliği, eşitlik, özgürlük, adâlet” diyen sosyalizme Müslümanlar olarak kendimizi yakın hissettik. Coğrafyamızda örgütlerin devlet olamayacağını, ne ki, sol-sağ örgütlerin de Amerika’nın nüfuz alanında olduğunu öğrendik.

Aklı başında hiçbir Müslüman, insan olarak sizi yok saymadı. Doğrularınız yanında yanlışlarınızı, eksiklerinizi, maalesef halka reva gördüğünüz zulümleri görmenizi bekliyoruz. Beklemeye devam edeceğiz. Kitap ve hikmetle şekillendiğimiz, Anadolu irfanıyla yoğrulduğumuz için “ölü sevici” olmadık, Allah’ın izniyle olmayacağız.

Kin, nefret ve hırsla yeni kurbanlar yeni Uğur Mumcu’lar istiyorsunuz. Dün olduğu gibi, içimizden birileri “durumdan vazife çıkarmıştır” bile. Hâlâ o soruları soramadınız: “Uğur Mumcu, Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Abdi İpekçi ve diğer kurbanları kim öldürdü?” Ontolojik boşluklarınızı, epistemolojik kuraklıklarınızı aşmanızı bekliyoruz. Kimse ölülerinizi yakmıyor. Dikey gelmediğiniz camilerimize yatay da olsa geliyorsunuz.

Birbirimize düşman, emperyalist sevici nasıl olabildik? Tüm gücünüzle yürüttüğünüz psikolojik savaşın galibi siz mi olacaksınız? Yeni 28 Şubat, kimin ekmeğine yağ sürecek: Yoksulların mı, küresel efendilerin içimizdeki uşaklarının mı?

Gelelim Müslümanlara:

“Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” (Kehf, 18/29) diyen Kutlu Kitaba iman etmiş Müslümanlar, fikir hürriyetinin de arkasında durmak zorundadır.

Sapkınlık ve hakaret karşısında onurlu duruş sergilenir ve bu doğal bir haktır. İnanç, fikir, yorum farklılığına kendi delilleriyle karşılık vermek varken; şiddet, susturma, yok etme, ötekileştirme, sürgün etme hezeyanı taşımak, özgüven yoksunu zavallıların işidir.

Yüce Yaratıcı; inananları olduğu kadar, ehl-i kitap, müşrik, putperest, inançsız her türlü insanı muhatap kabul edip, tartışırken; Müslümanlar, susturucu takılmış silâhların tetikçisi olamazlar.

İnsanların inançlarına, düşüncelerine karşı olabiliriz ama fikir hürriyetinin, can-mal-nesil emniyetinin yanında olmak ahlâkî ödevimizdir.

Kemalistler ideolojileriyle dindar Müslümanlar kutsal değerlerine yapılan bilinçli saldırılarla motive olurken, asıl güç odaklarının bir taşla birçok kuşu vurdukları bir bataklığa çekiliyoruz. Bu filmi defalarca görmemize rağmen…

Muhtemel darbenin taşları böyle döşenir:

Laik Kemalist tanınmış şahsiyetlere, yazarlara, ilahiyatçılara suikast düzenlenir. Tetikçi operasyon yapılacak Müslüman gurubun içinden birileridir. Bütün guruplar “davalarına” hizmet ettiğine inandırılır.

Kendisine “Amerikan İşbirlikçisi” diyen birinin ifadesiyle, “Alevî Kızılbaşlarla”- “Sünnî Kızılbaşların” operasyonunda Alevîlerle Sünnîler piyon olarak sahaya sürülür. FETÖ bahanesiyle bütün dindar Müslümanların tasfiyesini meşru kılacak medyatik/psikolojik mizansenler sahnelenir.

Henüz kapanmamış yaralarımızın yanına yenileri açılır. Müslüman Anadolu halkının çocukları birbirinin yüzüne hiç bakamasın diye. İsrail’in güvenliğinin, “vadedilmiş toprakların” tek kutsal olduğu coğrafyamızda Türkiye’nin istikrarsızlaştırılması ana hedeftir.

“Coğrafya kaderdir” der İbn-i Haldun. Bizim kaderimiz ayrı düşmüş çocuklarımızın eve/aslına dönmesi mücadelesi olmalıdır. Lütfen bu oyuna gelmeyelim…

 

02.01.2019, Kardelen/Ankara

Mehmet Yavuz AY

Yorum Ekle
Yorumlar
Mahmut Ay

08.01.2019

Katılmadığım bölüm de olmasına rağmen güzel..
Hidayet ÇELİK

05.01.2019

-Evet, geniş perspektiften bakılan, nesnel bir yazı olmuş. Kemalistler gibi Müslümanların da eleştirilecek yönleri "cuk" oturmuş. Tebrik eder, kolaylıklar dilerim
Mustafa Tozlu

04.01.2019

Çok Guzel yazılarınız var yerinde tesbitleriniz var
Sami ÖZ

02.01.2019

Inşallah taraflar yapılan bu objektif değerlendirmeden, kendilerine düşen dersleri alır ve coğrafyamız üzerinde hazırlanan ve devam eden hain projeler gerekli olan karşılığını bulur. Eline sağlık Üstadım.
Metin Artut

02.01.2019

Teşekkürler.Allah ve Resul'ü razı olsun.
Selahattin ince

02.01.2019

Yüreğine sağlık
Hüseyin Çolak

02.01.2019

Çok sesliliği,birlikteliği ve beraberliği güzel anlatmışsınız darısı diğer yazarların başına
Mehmet Sılay

02.01.2019

Mükemmel bir analiz Amman ha kardeşler uyanık olalım ve oyuna gelmeyelim. 28 şubat senaryosu kapıda.
Ali DIlsiz

02.01.2019

Birbirini hiç tanımayan fakat bağımsız düşünen ve sorgulayan akıl aynı sunaca ulaşıyor
Hüseyin Yüzen

02.01.2019

Çok çok çok Teşekkür ediyorum
Aydın Yalcın

02.01.2019

Tebrikler
Erhan Aydoslu

02.01.2019

Her zaman olduğu gibi tesbitler çok doğru. Müslümanlar uyanık olmak zorunda, çünkü düşman her daim iş başında...
Bestami Cancan

02.01.2019

2019 çok kritik gözüküyor okuduğum yazılardan dinlediğim olaylardan 2015 temmuzdan sanki bir şeylerin provası yapılıyor bir şeylerin alt yapısı hazırlanıyor sanki kullanılıyor gibi hissediyorum yada öyle düşünmeye başladım 15 temmuzda sokak tay dim ölseydim demokrasi şehidi mi olacak tim ben demokrasi için mi sokak a çıktım yada sokağa niye çıktım Sizin gibi bütün yazarlardan da bu kardeşliği birlik beraberliği bu tur oyunları yazmanızı medyayı çok daha iyi kullanmanızı rica ediyorum Çok güzel konulara değiniyor sunuz Allah yar ve yardımcınız olsun Daha aydınlık daha kardeşlik kimsenin kimseye dayatmadigi bir türkiye herkes hür hür iradesini de ifade etmek dayatmadan anlatmak dileğiyle Elinize kaleminize sağlık
Hanefi Terzi

02.01.2019

Elinize,yüreğinize sağlık. Birleştirici,uyarıcı,oyun bozucu bir yazı tesbitlerinize katılmamak mümkün değil.
Cüneyt Tıkız

02.01.2019

Güzel bir yazı olmuş.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye