İlma'nın Yazarı Abdüsselam Durmaz: Cezaevi bir laboratuvar gibidir

29.06.2018

Abdusselam Durmaz..  Hayali örgüt suçlamasıyla birlikte

(İslamî Hareket davasından bir kumpas sonucu) gözaltına alınmış ve yaklaşık çeyrek asırdır ( 25 yıldır) cezaevinde bulunuyor…

Birçok Müslüman gibi O da  laik-kemalist , fetö yargı ve basını el birliğiyle mahkum ettirilip ağır cezalara çarptırdığı insanlardan birisi…

1994 yılında İzmir'de yakalanmış..  Jet hızı ile 1995 yılında idam cezası  verilmiş. İdam olmadığı için hüküm müebbet hapse dönüştürülmüş.  15 gün boyunca , en ağır işkenceleri görmüş.

İşkence altında konuşmaması, savcı tarafından  örgüt üyesi olduğu şeklinde değerlendirilmiş.   

4 şahit olmasına rağmen  hâkim onları mahkemeye davet etmemiş. 12 kardeşler ... En küçükleri Abdüsselam … İçeri girdiğinde 18 yaşında idi…

Abdusselam 25 yıldır cezaevinde… Cezaevini Kendisine Medrese edinenlerden bir mütefekkir ve yazar

Abdüsselam Durmaz, siyasî iradeden af istemiyor; yeniden âdil bir şekilde yargılanmak istiyor...

Abdüsselam Durmaz, İslamî camianın ve  basının 28 Şubat Mahkumlarına olan ilgisizliğinden şikayetçi…

Cezaevini gerçek manada kendisine medrese edinmiş bir genç..

Annesini cezaevindeyken kaybetti.. Yaşlı babası  fani dünyadan ayrılmadan önce evladına özgür bir şekilde sarılmak ve hasret gidermek istiyor…

Cezaevinde Üniversite bitirip .. Kitap yazan ve Düşünen bir İsim..

Abdüsselam Durmaz Aynı Zamanda Kısıtlı İmkanlarına Rağmen Hertaraf Haber Sitemizde Aylık Olarak Yazılar yazmakta…

Cezaevinde iken Yazdığı Kitaplar Şöyle:

1)Evrenin Kitabı İlma - Son Nişanlı

2) Evrenin Kitabi İlma - Lanetli Duvar 

3)Evrenin Kitabı İLMA Dunah'ın Terazisi 

4)Evrenin Kitabı İlma -Son Savaş

Kendisi ile Cezaevindeki Süreci ve Kitapları Üzerine Konuştuk…

Tez Zamanda Abdusselam ve Diğer 28 Şubat Mağduru Mahkumların Özgürlüklerine Kavuşması Temennisi İle…

Hertaraf Haber  (Fuat Taşcı)

İçeri ilk girdiğiniz dönemden bahseder misiniz?

Uzun süre insan içeride olunca yani çeyrek asra yakın bir süreden bahsediyoruz. Dolayısıyla cezaevine insan ilk girdiğinde, ne hissediyorsun gibi bir soru çeyrek asır önce ne oldu der gibi bir şey… Dolayısıyla insan o anı çok fazla hatırlayamıyor. Hatırladığım şey o anki canlı duygularımızdı. Bizim için hiçbir zaman cezaevine girmişiz gibi bir duygu söz konusu değildi. O da bizim önümüzde bir yol gibiydi. O hususta hiç sorun edilmemişti. O zaman öyle kısmet olmuştu. Fakat dediğim gibi insanın o zamanki duyguları o hissiyat, dediğim gibi çeyrek asra yakın bir zaman geçti, o anı çok net hatırlayamıyorum. Benim hatırlayabildiğim şey dediğim gibi hiç o hali umursamamıştım. Fakat içerde tabi insanın ruh hali değişebiliyor. İnsan içeride kaldıkça, hayata bakışı da diğer var olan her şeye bakışı da değişiyor. Başlarda belki cezaevi biraz kabullenilmiyor. Farklı bir ortam, farklı bir tarz olduğu için insana garip geliyor. Onun için insan ne kadar çabuk alışırsa o kadar rahat adapte oluyor ve daha faydalı oluyor. İçeride zaman geçtikçe insanın halet-i ruhiyesi de değişiyor. Ondan sonra hani içerde ne yapabiliriz arayışına giriyorsunuz. Çünkü nerede olursak olalım her zaman benim belki de mektuplaştığım arkadaşlara da yazdığım bir şey vardı; ben iki D formülü diyorum: yani derin bir nefes ve derin bir şükür... Bir sıkıntı veya bir zorluk karşısında çok derin bir nefes almak ve sonra derin bir şükürde bulunmak. Çünkü ben hep şuna inanıyorum; insanın içinde bulunduğu hal her zaman en iyi haldir. O halin üstüne çıkabilirseniz zaten çıkarsınız. Çıkamıyorsanız onu en iyi hal bilip, değerlendirmek gerekiyor, istifade etmek gerekiyor. Bir de şöyle bir düşüncem vardı, yani Allah’ın bir hesabı var bizimle ilgili. Bu hesaba biz hazırlıklı olalım; iyi şeyler, hayırlı şeyler yapmaya çalışalım mümkün mertebe. Yani aynı şeyler değil de daha farklı alanları doldurmaya dönük hayırlı şeyler faydalı olabilecek şeyler yapmaya çalışalım. İçeride de hani bunu yaptık. tabi insan özgürlükten biraz yoksun kaldığı için özgürlüğe dair birçok şeyi özlüyor. Yani insan dışarıyı özlüyor, insanları ve farklı ortamları özlüyor.Ama bir süre sonra bu da flulaşıyor. Hani dışarı da flulaşıyor, insan sanki hep buradaymış gibi, cezaevinde doğmuş gibi doğal bir yaşam şekli oluyor bir süre sonra. Bizim hep muhabbet kuşları aklıma gelir. Bizim muhabbet kuşları var içerde onlar da içerde doğuyor, hiç orman falan görmüyorlar. Orayı hep kendi evleri, kendi yurtları görüyorlar. Mesela onları serbest bırakırsan geri döner veyahut ölürler muhtemelen. Yaşama şansı olmuyor çünkü hep orayı görmüş. Onun için, bizler için de biraz öyle oldu. Böyle de olması gerekiyor. Çünkü kabullenilmediği zaman ortam daha sıkıntılı olabiliyor. Cezaevinde insanların birçok kavrama bakışı da değişiyor. Hani dostluktur, vefadır, özellikle vefa çok daha ön plana çıkıyor. Cezaevinde aslında dostluk demek vefa demektir. Hani dost dediğin zaman belki de ilk akla gelen vefadır. Cezaevinde de belki biraz ön plana çıkan şey odur. Hani vefa unsuru çok daha önemli çok daha kıymetli hale geliyor. O açıdan cezaevi insandan belki dışarıdaki insanlara göre bazı şeyleri eksiltirken, bazı şeyleri de katıyor. Bize kattığı şeyi de okuma, düşünme, tefekkür etme olayı… ben hep şunu düşünüyorum; cezaevinde insan bir kere daha iman ediyor. Yani o tutuklanma sürecine kadar çok fazla bir şeyiniz yok. Bir akışın içinde sürükleniyorsunuz. Kendi düşüncelerinizle de değil biraz var olan düşüncelerle sürükleniyorsunuz. Ama cezaevinde kendiniz bu defa düşünmeye başlıyorsunuz. Kendi doğrularınız, kendi yanlışlarınız, kendi gördüklerinizle amel etmeye başlıyorsunuz ki bu çok daha aslında kıymetli, değerli bir şey… O açıdan okumak, yazmak cezaevinde yapılabilecek en hayırlı şeylerden bir tanesidir. Yani aslında orada cezaevi insanı, yazmaya ve okumaya zorluyor. Çünkü çok da yapacak farklı bir alternatifiniz yok. Okuma yazma bu açıdan insan için ciddi anlamda bir şey… ki ben de uzun süre günlük tuttum. Bana çok faydası oldu. Beni geliştirdi. Her yeni gelene de mutlaka tavsiye ederim. Mutlaka günlük tutmalarını öneririm. Ne yazacağız falan işte her gün aynı şeyler diyorlar. Ben de diyorum ki önemli değil yediğiniz yemeği yazın, işte bugün şu yemeği yedik, şunu yaptık gibi… çünkü o hem düşünme melekenizi geliştiriyor hem de bir süre sonra yazıyla bir muhabbet kurmuş oluyorsunuz ve o açıdan benim için de çok eğitici olmuştur. Eski günlüklerim özellikle ta Bandırma günlerinde tuttuğum günlükler kendi kendimi eğitme açısından kendi kendime düşünme açısından çok kıymeti olmuştur. Gelenlere de sık sık tavsiye ederim. Çünkü bir arkadaş da oluyor aynı zamanda yazınca sanki bir arkadaşınızla konuşuyormuşsunuz gibi onunla konuşuyormuşsunuz gibi bir his de oluyor. Ve sizi de eğitiyor yani, çok önemli. Özellikle gece yazabiliyorsanız çok daha kıymetli yatmadan önce var olan ortamı insanları, çünkü cezaevi de bir laboratuvar gibidir biraz. Çok farklı insanlar var. Ve düşünürseniz ilişkileri, tarzları,karakterleri birçok insan eğitici olabiliyor sizin için, onlardan çok dersler çıkarılabiliyor. O açıdan okumak ve yazmak çok çok önemli. Ki benim içerideki bu yazdığım mesela İlma kitabı, biraz da onun eseri. Aslında günlüklerden gelme bir alışkanlık, onun sağladığı bir teşvik… Yani içeri giren insan içerde kaldı, bitti falan gibi bir düşünce doğru değil. Dışarıda da insan öyle olabilir. İçerde de öyle olabilir. Ne yaptığınıza bağlı… Betonda da gerçekten bir şeyler yapabiliyorsanız yani dertliyseniz bir şeyler yapabilme gayretiniz varsa, betonun içerisinde de yeşerirsiniz, bir şeyler yaparsınız. Bir şeyler yazarsınız ama tersi ise çok verimli ve bereketli bir toprakta bile olsanız yeşermeyebilirsiniz. Önemli olan insanın burada biraz dertli olması biraz gerçekten hayırlı bir şeyler yazabilme derdinde olması ve biraz iman mefhumu da söz konusu tabi. Genelde bizim imanımız biraz şey olmuş, alışılmışın tesirinde bir hale gelmiş. Çünkü iman dediğin aslında coşkun bir şeydir yani verimlidir bereketlidir. İnsanları meyve vermeye iter. İnsanları bereketli olmaya iter. Burada biraz uyuşmuşluğun, alışmışlığın vermiş olduğu bir şey var. Dolayısıyla bence burada mekanlar çok da etkilidir, mekanlar mutlaka önemli ama esas önemli olan yine de öncelikle insanın orada bir dert sahibi olması. O dert sahibi ise ben diyorum ki her yerde olumlu anlamda gerçekten neticeler verir.

Dört duvarın İlma gibi o geniş havsalayla; o geniş dünyanın dört duvarla ilişkisini hep anlamaya çalıştım. Dışarısının flulaştığını ifade ettin. İşte o flulaşmanın başladığı yerde tam olarak bu hayal dünyasının gücü mü doğuyor? Mesela böyle bir potansiyelinin olduğunu biliyor olamazdın herhalde. Özetle dört duvarın bu büyük havsalaya katkısı nedir?

Şöyle bir katkısı var cezaevinin; Cezaevi sizi birçok şeyden soyutluyor. Hatırlıyorum ben yazıp yayınevine gönderdiğimde kitabı, abim demişti ki biraz kitap gönderin falan A.Selam’a bu alanla ilgili okusun biraz. Yayıncı da abime demiş ki sen ne yapıyorsun sakın kitap falan göndermeyin! Yani yayıncı şunun için söyledi bunu; oradan buradan esinlenmesin, zihnini dağıtmasın… Bazen insan kendini de tanımıyor. Öyle bir şey de var. Bazen bazı yeteneklerimiz giriştiğimiz alanla birlikte doğuyor kendini geliştiriyor. Bazı insanlar çok zeki değillerdir çok akıllı değillerdir yetenekleri yoktur ama çok azimlidirler. O azmi açığını kapatıyor. Ona birçok şeyi getiriyor. Bazı insanlar ise tam tersi… Allah herkese göre bir şey vermiştir ama onu kullanmak önemli… Azim yetisi vermişse azmettiğin zaman Allah sana bir şey veriyor mutlaka. Ya da akıllıysan biraz düşündüğün zaman çok da azmetmene gerek kalmadan bazı şeyleri de yapabiliyorsun. Dolayısıyla insan kendindeki o melekeleri, o hayır üzere, iyilik üzere yetilerini değerlendirebildiği zaman… Yani içinde yaşadığımız an ve imkânlar da okumamız gereken bir Kur’an, bu önemli bir şey. Bunu okuyabilirsek değerlendirebilirsek,hayır üzere birçok şey elde edebiliriz.

Tabi cezaevi insana birçok şey katıyor. Çünkü seni çok etkileyen uyaran yok. Yani dış faktörlerden uyaran ya da etkileyen çok şey yok. Dolayısıyla düşünmek ve yazmak bu anlamda dışarı açılan bir kapı da oluyor bizim için. Bazı insanlar kaynak ararlar mesela, benim öyle yararlanabildiğim bir kaynak da yok. Fantastik alan yazdığın zaman bir kaynağın olmaz. Bir kalem, bir defter, bir de küçük taburem var. Özel masam diye… Yani onunla böyle neresi müsait ise sağda solda oturup bir imkân oluyor hem yer darlığında da hareket etme kabiliyeti sağlıyor.

 

İlma’yı yazarken, temelinde iskeletinde Kur’an bunun neresinde duruyor ?

Aslında Kur’an bunun temelinde. Çünkü ben Bakara suresinin 62.ayetini esas alarak aslında bu eseri yazdım. Bakara 62 ve insan suresi veya cin suresi 1. Ayetlerini dikkate alarak… Belki de şuan karıştırıyorumdur. Temelde Bakara suresi 62. Ayetinde diyor ki hani Sabiileri de sayıyor, müminleri de sayıyor, ehl-i kitabı da sayıyor… “sizden her kim, Allah’a, ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa kurtuluşa ulaşmıştır” diyor. Şimdi benim kitabımda dikkat ederseniz üç tane yol işareti var; bir Allaha iman, yani iman meselesi; iki hesap meselesi ahirete iman; üç de güzel ameller, salih ameller meselesi. Yani bunlara ulaştığınız zaman hem bu dünya hem de ahiret kurtuluşuna vesile olan esaslar. İlma’daki kahraman da bu esaslarla ilgili bir mücadele içerisinde. Temelde aslında bunun üstüne oturuyor. Zaten onu da kitapta geçiyor anlatıyorum. Bunu da ışıklarla temsil ediyorum; yani yol ışığı, yol işareti dediğimiz o işaretlerle ki o da üç temel renktir. Yani bütün renkler onlardan doğar bu üç temel renk üzerine onu ifade ediyorum. Surede İnsan ya da Cin suresindeki ilk ayette de diyor ya, hani henüz insanın adının anılmaya değer görülmediği bir zamandan bahsediliyor. O zamanda, benim kitap orada geçiyor yani insanın henüz adının anılmaya değer görülmediği zamanda geçiyor. İnsanın halife olduğu zamana kadar gidiyor. O şekilde oraya bir kurgu oluşturtmuşuz. O kurgunun içine ordan insanın halife olmasına giden bir süreci anlatıyorum. Bunun içinde işte Kur’an’ın mesajlarını öğütlerini ara ara kitapta serpiştirdim. Kur’an’ın 4 temel konusu geçiyor. Tabi o döneme inmiş gibi hani biraz o havayı vererek “siz develere bakmaz mısınız”, ayetinden ilhamla ben orada dev çekirgelere bakmaz mısınız gibi o ortama uygun hale getirdim. Yani o şekilde kurgumda oraya uygun, atmosferine uygun bir havaya uyarlamaya çalıştım. Ama temelde Kur’an var yani, o duvar da oradan gelir mesela. Lanetli duvardan bahsediyorum ya… Kur’an-ı kerim’de geçen Zülkarneyn meselesinde iki dağın arasında bir set örüyor Zülkarneyn. O duvar bu kıssadan esinlenmedir. Yani tamamen bizim değerlerimizden neş’et eden bir şeydir.Gerisi de araya kurgu yapmak, işte karakterler seçmek falan kalıyor. Ama temelde dediğim gibi buradan geliyor.

İlma serisinin 4.cildi geçen haftalarda çıktı. Bunun üzerine ne söylemek istersiniz?

İlma’nın 4.cildi ve serinin son romanı hamdolsun geçen ay okuyucuları buluştu. Okuyuculardan seriye ilişkin yorumlar bekliyorum.

 

İLMA’nın başka bir dile çevrilmesi ve sinemaya uyarlanması bir hayal midir?

Hayal değil, benim hedefim de oydu. Yazarken aslında bir yabancı okur kitlesi ve sinema hedefim vardı. Çünkü bizde çok popüler bir alan değil fantastik roman. Yabancı ülkelerde daha popüler ben biraz da onlara mesaj olsun onlar da istifade etsin diye onları da esas alarak yazdım. Film hedefini esas alarak yazdım. Çok rahat sinemaya uyarlanabilecek bir kurgusu var. İnşallah da çevrilecektir, ben görür müyüm bilemem ama ondan şüphem yok. İnşallah Rabbim görmeyi nasip eder.

 

Dostoyevski’nin ifadesiyle içerisi gerçekten “ölüler evi” midir?

Yok ben az evvel onu söyledim. Ben öyle düşünmüyorum. Tabi bu kime göre değil yani? Bazıları için öyledir, ama bazıları için de tam tersi. Geçmişe baktığımızda birçok peygamberin birçok değerli insanın hayatlarında cezaevi süreçleri olmuştur ya da benzer sıkıntılar olmuştur. Hz. Eyyüb hastalığa düçar olmuştur, o da bir hapishanedir. Hapishane sadece tutulduğun bir yer değil, hasta olduğun zaman da bir hapishanede gibisin çünkü bir yere kımıldayamıyorsun. İnsanın hamlığının pişirildiği dönemler vardır. Hamlığının geçirildiği dönemler vardır. Cezaevi de öyledir. Dolayısıyla o ifade kısmen doğrudur, kısmen de doğru değildir bence.

Klasik bir soru ile devam edelim; En çok neyi özledin?

Valla en çok insan özgürlüğü özlüyor. Özgürlüğe dair, söylemiştim ya, insan özgürlüğe dair her şeyi özlüyor.

Göğün maviliklerinde uçuşan kırlangıçlara özendiğin doğru mu?

Evet, doğrudur. Bazen insan istiyor.

 

En son hangi kitabı okudun?

En son, Muhammed İkbal’i okudum. Muhammed İkbal’in kitabı çıktı Timaş’tan. Esrar ve Rumuz.

Zaman içeride durur mu?

Zaman içerde durmuyor tam tersine bize göre hızlı akıyor. Yani onu belirteyim. Her zaman o noktada yavaşlatmaya çalışıyoruz. Hem çalışmalarımız açısından hem de birçok açıdan öyle yani. İnsanlar şaşırıyor bazen ama doğru biraz yani. Bizim yaşadığımız bir şey bu.

Çıktığında ilk ne yapmak istersin?

Annemin mezarına gitmek isterim. Yani Allah kısmet ederse…

Sorularımıza vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. Hertaraf Haber Sitesi’ne Ayrıca Teşekkür

Yorum Ekle
Yorumlar
Muammer Aydın

29.06.2018

Ya rabbim, sen bu güzel kardeşime ve mazlum, mağdur tüm mahkumlara yardım eyle. Bu haksızlığı yapanları ise kahr eyle. Tahliyelerini tez eyle Allah'ım.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye