16 Eylül 2019 Pazartesi •

Filistin İslami Cihat Hareketi Dış ilişkiler Sorumlusu Ali Ebu Şahin: Asrın Anlaşması ile Kudüs'ün Tamamen Yahudileştirilmesi Hedefleniyor

25.08.2019

Güney Lübnan’daki ofislerinde Filistin İslami Cihat Hareketi Dış ilişkiler Sorumlusu Ali Ebu Şahin ile bir ropörtaj  yaptık.

Ropörtaj istediğimizi birlikte Lübnan'a gittiğimiz Muhammet Ziya Afifi kardeşe söylediğimde çok iyi olacağını ifade etti. Arefe günü saat 14:00'te yetimlerin giydirileceği mağazadaki programdan sonra kalan vaktimizde ropörtaj için gidebileceğimizi ifade etti. Dışarıda herhangi bir tabela afiş ve benzeri hiçbir şeyin olmadığı bir binaya giriyoruz.Sıradan bir bina,ancak garaj girişinin demir kapısı sadece içeriden açılıyor.Çok sade bir ofis. 6-7 kişinin oturabileceği mütevazi bir odada raportajımıza röportajımızı yaptık.

İslami cihat hareketi Hamas gibi köklerini İhvani muslimin hareketinden alan Sünni-devrimci bir hareket.

Merkezi Gazze'de. Hamas ile birlikte hareket etmelerine rağmen demokratik seçimlere katılma ve kimi siyasi konularda Hamas’dan ayrılıyorlar. Seçimlere katılmama konusunda Hamasa çok ısrar etmişler önceki yıllarda. 

Filistin'in kurtuluşunun demokrasi seçim ve batılı yöntemlerle değil sadece mukavemet-direniş ve İslami mücadele ile mümkün olacağını  söylüyorlar. Seçim döneminde gerek Hamas’dan gerekse El Fetih'den gelen işbirliği tekliflerini hep reddetmişler,iş birliği karşılığında bakanlık vesair teklif edilmiş.

Filistin'in kurtuluşu için İslami cihat örgütü özellikle İsrail'e karşı yapılan intihar-iftihar eylemlerinde askeri hedeflere yaptığı saldırılarla adını duyurmuştu. Demokratik yöntemlere karşı olmaları sebebiyle Hamas kadar halk tabanında yaygın olmasa da ciddi bir sempati kitlesi var. Kamplarda etkili bir hareket. Halka yönelik kültürel çalışmaların yanısıra yardım faaliyetlerini de yürütüyorlar.

Ali Ebu Şahin'e röportaj yapmak istediğimizi ve bunu www.hertaraf.com haber sitesinde yayımlayacağımızı söylediğimizde Muhammet kardeşimize şöyle bir soru sordu "arkadaşlar direnişin dostumu.?"  Muhammet kardeş evet diye cevaplarken ben tebessüm etmekle yetindim. 

40 yaşlarında zayıf mütevazi biri Ebu Şahin ancak sorularımıza verdiği düzeyli  cevaplar zeka ve kapasitesini ele veriyor.

Talip Özçelik / Hertaraf Haber - Lübnan

Talip Özçelik- Mülteci olmak, mülteciler,mülteci kampları konusunda neler söylemek istersiniz?

Ali Ebu Şahin-Biz 1948'den bu yana burada olan insanlarız,buna rağmen yeni gelen mültecilerle aynı uygulamaya tabiyiz. Biz burada mülteciyiz,yabancı değiliz. Biz buraya kendi irademizle gelmedik. Kendi vatanımızdan zorla göç ettirildik. Mecburi olarak geldik. Biz üç nesildir buradayız. Biz Lübnan Hükümetine ve kanunlarına saygılı insanlarız. Filistin halkının bir temsilcisi olarak şunu söylemek isterim ki;bizler her Filistinli gibi burada kalmaya niyetli değiliz,hepimizin isteği vatanımıza - Filistin'e geri dönmek. Bizim dünya devletlerinden beklentimiz,mülteciler için kabul edilen insani ekonomik hukuki ve siyasi haklarımızın gözetilmesidir. İnsani ,dini, medeni haklarımızın verilmesini istiyoruz. 70 yıldan beri buradayız ama ev alamıyoruz pek çok meslekte çalışamıyoruz-73 kadar meslek Filistinli mültecilere yasak burada-siyasi bir dernek olarak bile faaliyet yapamıyorsunuz. Müslüman bir halk olarak bunlardan mahrumuz. Kampları zaten gördünüz; bir yaşam alanından ziyade bir esir kampına dönüşmüş durumda...

Mültecilerle ilgili uluslararası yasalarda olmamasına rağmen Filistinlilere dönük aleyhte olan yönetmelikler çıktı. Mesela şu an mülteci kamplarına inşaat malzemesinin girmesi yasaktır,altyapı hizmetlerinden mahrumuz, çok yetersiz. Bu kamplar Birleşmiş Milletlerin  mülteci statüsünü  Kabul ettiği kamplar olmasına rağmen kamplarda gereken iyileşmeler yapılmıyor. Onlarca yıldır iş hakkımızı almaya çalışıyoruz ama hiçbir karşılığı yok. Bir Filistinli işe gireceği zaman mutlaka çalışma ruhsatı alması gerekiyor bu şu anlama geliyor:"sen bir yabancısın,misafirsin, bir yabancı hangi işleme tabi ise sen de o işleme tabisin."Basit bir izin bile ilgili memurun keyfine bağlı ya da oradaki mercinin...Bunların tabi olduğu harç damga ve benzeri resmi işlemler büyük bir sıkıntı. Bu zorlaştırılan uygulamaların  ABD'nin açıkladığı proje ile aynı zamana denk gelmesi manidar. Lübnan hükümeti bu olaya sadece kanuni açıdan bakıyor, meselenin sosyal-insani yönünü görmüyor. Asıl konu siyasidir. Tüm bunların "Asrın Anlaşması" ile eşgüdüm halinde uygulandığına dikkat dikkat edilmesi gerekiyor. Asıl hedef Kudüs'ün Yahudileştirilmesi, sürgün edilen Filistinlilerin bulundukları yeri vatan edilmeleri ya da bulundukları yerden Avrupa veya  başka yerlere dağıtılmaları amaçlanmaktadır.. Şunu diyorlar sen burada ekmeğini kazanamayacaksın en iyisi sen buradan başka yere git. Bu çerçevede Kanada hükümeti mülteci kabul edip bunun kolaylaştırdığını açıklamıştı,önceki yıllarda…Normalde gösterilere izin vermeyen Lübnan Hükümeti  Filistinli mültecilerin bu çerçevede yaptıkları  gösterilere destek verdi,oldukça manidar. Filistinlilerin gitmesi için önceki yıllarda yurtdışına vatandaş götüren paravan şirketler bile kuruldu..

Asrın anlaşmasının asıl amacı Filistinli mültecilerin varlığını görmezden gelerek vatanlarına geri dönmelerini engellemektir. Lübnan da bunu yapmaya çalışıyor .Şu an İsrail'in en büyük sorunu Filistinli mülteciler sorunudur ve bunların vatanlarına geri dönüş sorunudur.

Soru-Öyleyse şu denebilir mi: "mülteci kamplarında ki insani durumlarının iyileştirilmesi, daha insani şartlar sağlanması İsrail'in de istediği bir şeydir ki daha iyi şartlara kavuşsunlar ve vatanlarına dönmesinler."

Cevap- İsrail'in istediği vatanlarından sürgün edilen Filistinlilere farklı ülkeler vatandaşlık versin ki mülteci sorunu ortadan kalksın. Filistinliler hangi ülkede olurlarsa olsunlar vatanlarına dönmesinler ve sınıra yakın bir yerde kalmasınlar. Çünkü yarın bir savaş çıkarsa gelip bize karşı savaşırlar. Onun için başka ülkelere dağıtılsınlar. Ayrıca büyük topluluklar halinde kalmasınlar, farklı ülkelerde dağınık olsunlar ve orada azınlıklar halinde yaşasınlar. Burada kamplarda mülteciler var oldukça İsrail'e şu mesaj veriliyor,"bak biz buradayız ve varız."

Soru- Bölgedeki olaylar şüphesiz İsrail sorunundan, Siyonist yayılmacılıktan İsrail'in hedeflerinden bağımsız değil. Bu bağlamda Suriye'de devam eden olayları-savaşı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap- Biz hem Suriye'deki hem de tüm dünyadaki Müslüman halkların insani ve islami haklarını almasından yanayız,bunu kimse inkar edemez. Ancak buradaki olaylar  haklarını isteme veya Arap Baharı mıdır,yoksa Suriye'yi yıkım projesimidir? Burada amaç Suriye'yi hedef alıp yıkmaktır ve direniş gruplarını ablukaya alıp-özellikle ekonomik ablukaya- bitirmektir. Suriye'nin ablukaya alınması ,Gazze'deki İsrail ablukasının aynısıdır. Hepsi bir tek amaca yöneliktir, İsrail'e yapılan direnişin bitirilmesi. Suriye Direniş Ekseni içindedir bu eksenin bir parçasıdır.

İki açıdan bu olaya bakmak gerekir

1.Suriye  halkının sıkıntıları ve yaşadıkları eziyetler işkenceler.

2. Batının ve İsrail'in amacı. Burada amaç direniş ekseni içindeki ana parçayı gövdeden ayırmaktır.(çünkü direnişin tüm lojistik desteği Suriye üzerinden sağlanmaktadır.)

Aslında tarih tekerrür ediyor aynı şekilde önümüze ısıtıp ısıtıp konuluyor. Osmanlı döneminde kimi yanlış uygulamalar sebebiyle İngiltere de bazı Müslüman Arap kabilelerini Osmanlı'ya karşı ayaklandırıp osmanlıyı parçaladı. Biz bu olayın da aynı olduğunu düşünüyoruz. İngiltere Şerif Hüseyin'e bağımsızlık hürriyet ve birlik vadetti ama hiçbiri verilmedi. Suriye halkına özgürlük ve refahı mı verilecekti.? Hani ne verildi? Halkın önüne bazı güzel vaatler konuyor,başkaldırının sağlanması için, ülkenin yıkımından sonra ise hiçbir vaatleri yapılmıyor. Suriye, Türkiye'nin bir kapısıdır. Özgürlük adı altında Türkiye'de de bazı kesimlerin kışkırtıldığı gibi Suriye'de de kışkırtılmıştır. İnşallah sizde başarılı olamazlar, biz asla böyle bir şey istemeyiz..

Soru- İran İsrail'e karşı Savaşan bütün direniş örgütlerini destekliyor. Hizbullah, Hamas, İslami cihad, El fetih... Hepsini. Bazı kişiler şöyle bir eleştiride bulunuyorlar "İran bunları yaparken aslında mezhebini  yaymak istiyor"bu konuda ne söylemek istersinz.?

Cevap- Bu bir kanıdır. Sen bir örgütü destekliyorsan kendi düşünceni de göndermiş oluyorsun, vermeye çalışıyorsun bu sol Marksist  akımlarda  olmuştur. 1960-1970 lerde Marksist ülkeler Filistinli grupları desteklediği gibi onlar da Marksizmi  destekledi,Marksizme sempatiyle bakıyorlardı. Latin Amerika'da olduğu Che Gueverada olduğu gibi. Filistin'deki Marksist gruplarda olduğu gibi. Askeri desteğin yanında fikri destek veya fikir empoze  etme çalışmaları olmuştur. El Kaide de aynı şekildedir.Onlar da Afganistan'da iken Irak'taki insanlara maddi destek yanında kendi fikirlerini de empoze ediyordu.Ben bu konuda sorumlu ve yetkili bir sözcü olarak şunu söyleyebilirim ki, iran'ın bize desteği hiçbir zaman şartlı olmamıştır. Ben yıllardan beri bunu yaşayan biri olarak söylüyorum.

Bakın şu an direnişin ana simgesi merkezi  Gazze'de bulunuyor ve hiçbir şeyleri yok Gazze’de.. Mesela gelip bir cami açmadılar, "Şii gruplar oluşturun biz onları destekleyelim"demediler ve benzeri hiçbir girişim, çalışma olmamıştır.

Bizim manifestomuzda "İslami cihat hareketi,bağımsız,Sünni bir direniş hareketidir"cümlesi yer alır.

Ben şunu söyleyebilirim bize olan destek, Filistinle alakalı destek hiçbir zaman şartlı olmadı hiçbir şey talep edilmemiştir. Aynı şeyi Hamas için de söyleyebilirim. Hamas da İslami Cihat da ehli-sünnet akidesine sahiptir ve ehli-sünnet vel cemaatin dört mezhebinin  fıkhıyla amel ederler. Aynı akide ve aynı fıkha  bağlıdırlar.  Ne İmamiye inancı ne de Cafer'i fıkhının etkisi söz konusu değildir ne diğer yerlerde ne Gazze'de bize bir etki söz konusu değildir. Bizim inancımıza da fıkhımıza da saygı duyarlar.

Bu durum sadece bizim için yani Sünni direniş grupları için değil,Şii bir grup olan Hizbullah için de böyledir o da desteklenen bir gruptur.

Soru- Rahmetli İmam Humeyni,Peygamber aleyhisselamın doğduğu haftayı "İslami vahdet haftası” ilan etmişti. Ama İmam Humeyni'nin ölümünden sonra İran'ın bu konuya daha önce gösterdiği hassasiyeti göstermediği, müslümanların  vahdeti  için çok dikkat etmediği eleştirileri yapıldı. bu konuda düşünceniz nedir?

Cevap- Vahdet haftası hala kutlanıyor,eski yoğunlukta olmayabilir ama devam ediyor. Bizleri birleştiren unsurlar bizi ayıran unsurlardan kat kat fazladır. Allah,kitap,peygamberler İslami ibadetler,oruç, namaz hep aynıdır-birdir. Bunları görmeyip ayırdedici unsurları öne çıkarmaya ne gerek var? Bunların öne çıkması kimin faydasınadır? Müslümanları birleştiren bir siyasi unsur var,Kudüs… İsrail ortak düşmanımız, Filistin ve mescidi aksa'nın özgürleştirilmesi tüm müslümanların ortak davasıdır. Bütün Müslümanları buluşturan Kudüs'tür. Sadece İran’ın değil tüm Müslüman ülkelerin bu siyasi duruşta buluşmalarını istiyoruz.

Soru- Kudüs'ün özgürlüğü şüphesiz çok önemli. İşgalci Siyonist rejimin Filistin'de yaptığı zülmün bir benzeri yok,bu apaçık ortada. Ancak bizim namazda yöneldiğimiz kıblemiz de işgal altında,hem Amerika hem İngiliz işgali altında bu konuda ne düşünüyorsunuz.?

Cevap- Müslümanlar olarak bizim iki kıblemiz vardır birincisi dini- manevi kıblemiz olan Mekke ve Kabedir, ikincisi ise siyasi kıblemiz olan Kudüs ve Mescidi Aksadır.

Ancak şu an Amerika yeni bir eksen-kıble oluşturmakta, suud ve körfez ülkeleri ile İran'ı yok etmek istiyor.Suni bir düşmanlık oluşturup bunu yapmak istiyorlar İrana karşı...

Soru- Türkiye'de mezhebi olarak aşırı olan Şii ve Sünni gruplarla konuşurken şu cümleyi kullanmıştım, bu benim devamlı tekrarladığın bir cümledir:"Şiiler de sunniler de  İran İslam inkılâbını  anlamadılar,ama Amerika ve İsrail çok iyi anladı.” Bu konuda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz.

Cevap-Doğru. İslam inkılâbı mezhebi  bir ayaklanma,bir inkılap değildir. Bu zulme ve emperyalizme karşı bir ayaklanma-devrimdir bu kıyamın sır kelimesi,şifresi Kudüs'tür. Kudüs, siyasi birliktelik ve müslümanların  batıya bağımlıktan kurtulmaları ve siyasi vahdet için bir imkandır. Ekonomik kültürel siyasi özgürlüğü kazanmak için bir imkandır.     

İmam Humeyni de devletini ve halkını batının her türlü hegemonyasından- işgalinden kurtarmak için savaşan bir liderdi. Batı'nın hegemonyasından kurtulduktan sonra 1979'dan bugüne kadar İsrail ve Amerika'ya karşı  direnişe her türlü desteği sağlamaya devam ediyor, bu hususta hiçbir sapma olmadı. Amerika'nın pazarlamaya çalıştığı ve Arap toplumunun maalesef inandığı bir yalan var;"İranın sizin toprağınızda gözü var,sizi işgal etmek istiyor" yalanı. Amerika hiçbir zaman güçlü bir İslam ülkesi olmasını istemez,sadece tüketici bir toplum ister. Silah gücü olmayan kendi üretmeyen ve her zaman himayeye muhtaç bir toplum ister. Türkiye'nin de böyle zayıf olmasını istiyor, kendi ayakları üzerinde duran bir ülke olmasını istemiyor.

Soru-Mısır'a  geçmek istiyorum Gazze'nin dünyaya açılan kapısı Mısır....Merhum Muhammed Mursin’in Mısır'da seçimi kazanmasından sonra neler hissettiniz.?

Cevap- Biz Filistin İslami cihat hareketi olarak desteklemiştik. Mısır halkının her zaman iyi olmasını ve bunun devamını istemiştik. Mursi işbaşında olduğu dönemde büyük bir rahatlık sağladı. Gazze'ye yapılan ablukanın azaltılması ve kaldırılması konusunda çok büyük faydaları oldu. Mursi’nin işbaşında olduğu dönemde ekonomik olarak rahatlama ve hareket özgürlüğü , Gazze'ye yapılan ablukanın azaltılması ve kaldırılması konusunda çok büyük faydaları oldu. Mursi’nin işbaşında olduğu dönemde ekonomik olarak rahatlama ve hareket özgürlüğü söz konusu oldu. Biz herkesin tersine ölümünde baş sağlığı mesajı yayınladık ve hayırla yâd ediyoruz.

Soru- Bahsettiğim hertaraf.com sitesinde merhum Muhammet Mursi  ile ilgili bir yazı yazmıştım.Ana fikri şöyle,"Merhum Mursi Amerika ve İsrail ile uzlaşsa ve onlara boyun eğseydi cezaevinde şehit olmaz,Mısır'ın başına cumhurbaşkanı olurdu" bu düşünceye katılır mısınız? Veya şöyle bir soru da sorabiliriz; emperyalizm ile uzlaşarak İslam'a ve Müslümanlara hizmet edilemez mi?

Cevap- Ben bu konuda,ne Mursi ,ne de ihvan hakkında bir şey söyleyemem. Ancak kendi adıma şunu söyleyebilirim Amerika'yla kısmi yumuşaklık gösterilerek bir yere varılamaz. Ya hep ya hiçtir. Ya her konuda berabersiniz ya değilsiniz. Mısır halkı kendi seçimini yapmıştır kendi faydası için uygun gördüğünü yapmıştır. Bu tercihlerine saygı duymak gerekir, kendi iç sorunlarıdır.

Soru-Türkiye'de İslami camianın yakından tanıdığı bilge mütefekkir muhalif bir yazar var Atasoy Müftüoğlu. Atasoy müftüoğlu'nun şöyle bir cümlesi var:"İran İslam devrimi,nasıl devrim yapılacağı konusunda müslümanlara güzel bir örnek oldu.Ama nasıl bir İslam Devleti olunacağı konusunda örnek olamadı".Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Cevap- Bunu dışardan gözleyerek değil bizzat oraya gidip değerlendirmek lazım. Orada adalet sisteminin işlediğini, devletin kurumsal kimliği olduğunu görürsünüz. İnsanlar özgürlük içinde yaşıyor,seçimler yapılıyor,kurumlar işliyor,halk arasında ayrımcılık yapılmıyor,kadına toplumda hak ettiği değer veriliyor. Siyasi karar mekanizmasında yer alan kadın sayısı dünya ortalamasından fazladır. Üniversiteleri büyük oranda başarılıdır ve üniversitelerin işleyiş sistemi diğer ülkelerle aşağı yukarı aynıdır halkın tamamı sağlık sigortası ve sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor. Siyasi olarak bakarsanız siyasi hakimiyeti orada değiştiğini görebiliyorsunuz. İnsanlar arasında sınıfsal ayrımlar yoktur.

Bence bu konuda olumlu bir örnek olmuştur .Ancak batılı basından olayları takip ederseniz çok farklı görürsünüz,ama bizzat yerinde görüp yaşarsanız gerçeği anlarsınız. Bunca yıldır uygulanan ambargo ve ablukaya rağmen hala halkın orada yaşaması ve başka bir yere göç etmemiş olması, başka ülkelere sığınmamış olması bu devletin ne kadar güçlü olduğunu ve halkın desteğini göstermektedir.

Talip Özçelik: Bize vakit ayırıp sorularımızı cevapladınız için çok teşekkür ederiz.

Yorum Ekle
Yorumlar
y karakan

28.08.2019

talha sende oluver.
talha

26.08.2019

Açıkça yalan söylemiş. iran her zaman insanlara şii olun diye baskı yaptı.
Dürümiye / Lezzete Davetiye