Doç.Dr Enver Arpa:Afrika'da bazı yönetimlerin dini grupları sistemin dışında tutmaya çalışması,toplumu radikalleştiriyor.
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Doç.Dr Enver Arpa:Afrika'da bazı yönetimlerin dini grupları sistemin dışında tutmaya çalışması,toplumu radikalleştiriyor.

20.04.2017

Doç.Dr Enver Arpa:Afrika'da bazı yönetimlerin dini grupları sistemin dışında tutmaya çalışması,toplumu radikalleştiriyor.

Doç.Dr Enver Arpa:

 

Afrika'da bazı yönetimlerin dini grupları sistemin dışında tutmaya çalışması,toplumu radikalleştiriyor

 

Kara kıtada terör örgütlerinin kontrol ettiği alanlar hızla artıyor. Afrika'nın sesi (VoA) redaktörü Engin Özer,Sahra altı Afrika'sında tekfirci-selefi terör örgütlerinin hızlı yükselişini,bölgeye etkilerini,çözüm önerilerini,bununla beraber ,Türkiye'nin bölgedeki eğitim ve  yardım faaliyetlerini,

 

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi öğretim görevlisi Doç. Dr  Enver Arpa ile görüştü..

 

Söyleyişiyi Hertaraf.com okurları için iktibas ediyoruz.

 

VoA-Sayın Arpa,Afrika kıtası ile ilgili çeşitli faaliyetlerinizin olduğunu biliyoruz, öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? Afrika'ya olan ilginizden bahsedermisiniz?

 

Şu anda Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Öğretim üyeliği görevimden önce kamu kurumlarında Afrika kıtasıyla ilgili idarecilik ve danışmanlık görevlerinde bulundum. Sudan’da üç yıl temsilci olarak görev yaptım. İdarecilik görevim sırasında Kıta’ya pek çok seyahatte bulundum. Sudan’da bulunduğum süre içerisinde bölünme dahil ülkede yaşanan gelişmeleri ve izlenimlerimi "Afrika Satrancında Sudan” ismiyle kitap olarak yayınladım. Seyahatlerim sırasında Kıtanın diğer ülkelerinde edindiğim izlenimlerimi ise "Afrika Seyahatnamesi” ismiyle yayınladım. Bu kitap 2015 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından gezi dalında "Yılın Kitabı Ödülü”ne layık görüldü. Bu çalışmalarımın yanısıra dergi, sempozyum, panel vb. çeşitli etkinliklerde sunduğum makale, tebliğ, vb. çalışmalarım bulunmaktadır. Kıtaya yönelik incelemelerimi hala sürdürmekteyim.

 

Türkiye’nin Afrika’daki yardım faaliyetlerinden bahseder misiniz? Bu yardımlar ‘Afrika açılımı’ programı dahilinde mi yapılıyor?

 

-1.Dünya Savaşından sonra yeniden şekillenen dünyada yeni bir ülke olarak varlığını sürdürmeye başlayan Türkiye Cumhuriyeti’nin Afrika ile olan ilişkilerinde çeşitli siyasi ve ekonomik sebeplerden ötürü bir duraksama dönemi yaşadığı malumdur. Bu duraksama döneminin bazı kuzey Afrika ülkeleri hariç tutulursa yakın zamana kadar devam ettiği söylenebilir. Son yıllarda elde ettiği ekonomik başarılar ve uluslararası etkinlikle birlikte Türkiye, Afrika kıtasına daha yoğun bir ilgi duymaya başlamıştır.

 

1998 yılında başlayan Türkiye’nin Afrika’ya Açılım Politikası sürecinin ardından, 2005 yılının Afrika yılı ilan edilmesinden sonra Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında farklı alanlarda ilişkilerin geliştirilmesi süreci hız kazanmıştır. Türkiye’nin kalkınma işbirliği faaliyetleri, projelerin niteliğiyle uyumlu ihtisasa sahip farklı devlet ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK) tarafından gerçekleştirilmektedir. Türkiye’nin kalkınma yardımlarını koordine etmekle görevli kurumu olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), kalkınma işbirliği faaliyetlerinde, ihtisas alanlarına göre farklı kamu kurumlarıyla birlikte çalışmaktadır. Genelkurmay Başkanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı, Toplu Konut İdaresi, Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş, Türk Kızılayı, Yükseköğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu, Yunus Emre Vakfı ve Maarif Vakfı Türkiye adına uluslararası kalkınma işbirliği faaliyetlerinde yer alan kurumlardan bazılarıdır.

 

Türkiye’nin Afrika’daki kalkınma işbirliği faaliyetlerinde Türk STK’ların payı da her geçen gün artmaktadır. İnsan Hak ve Hürriyetleri (IHH), Yeryüzü Doktorları, Gönüllüler Deneği, Cansuyu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, İnsani Yardım Vakfı, Yardım Eli Derneği, RİDA Derneği, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Beşir Derneği gibi dernek ve vakıflar kalkınma işbirliğinde öne çıkan STK’lardır.

 

 Yapılan yardımların niteliğine gelirsek şunu söylemek mümkündür. Afrika ülkelerinin öncelikleri ve ihtiyaçları farklılık arz ediyor. Kuzey Afrika ülkelerini Sahra altı ülkelerden ayrı tutmak lazım. Çünkü hem kültürel hem de sosyo ekonomik durumları farklıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin Kıtaya yönelik yardımlarının farklılık arz ettiğini görüyoruz. Kuzey Afrika ülkelerinde kurumsal kapasitelerin arttırılması, insan kaynaklarının eğitimi, kültürel işbirlikleri, tarihi mirasın korunması gibi hususların öne çıktığını görüyoruz. Sahra altı ülkelerde ise bazı istisnaları bulunmakla birlikte tarım ve hayvancılık, sağlık, mesleki ve teknik eğitim, idari yapıların güçlendirilmesi, su ve sanitasyon alanlarının ağırlık kazandığını görüyoruz.

 

 Türkiye’nin kıtaya olan desteğinde tarım ve hayvancılık alanının önemli bir yer aldığını söyleyebiliriz. Çünkü kıtanın tarım ve hayvancılık alanında büyük bir potansiyeli bulunmaktadır. Bu potansiyelin harekete geçirilmesi durumunda bunun kıta kalkınmasının lokomotifi olabileceği öngörülmektedir. Sadece tarıma elverişli arazisi uygun bir şekilde ekilip biçebilirse kıtanın önemli bir kalkınma ivmesi kazanacağını söyleyebiliriz. Hatta bir ülkedeki mesela Sudandaki ekilebilir arazi tek başına bütün Afrika kıtasını besleyebilecek bir potansiyele sahiptir. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı kıta ülkeleri bu potansiyelden yararlanamıyorlar. Türkiye bu yüzden kıtanın sahip olduğu bu potansiyeli harekete geçirecek projelere ağırlık vermektedir. Afrika’nın farklı ülkelerini kapsayan tarımsal projeler uygulandığını, Afrika kıtasından pek çok tarım uzmanı ve veteriner hekimin Türkiye’de eğitime alındığını biliyoruz. Bazı ülkelerde örnek çiftlikler kurulduğu, ihtiyaç bulunan bazı ülkelere tohum desteği sağlandığı da bilinmektedir.

 

 Türkiye’nin Afrika’ya yönelik faaliyetlerinde dikkat çeken diğer bir alan ise sağlık sektörüdür. Sudan, Somali, Nijer gibi acil ihtiyaç bulunan bazı ülkelerde hastaneler inşa eden Türkiye Kıta’da önemli sağlık projeleri yürütmektedir. Pek çok ülkeden doktor, hemşire, ebe gibi sağlık çalışanları Türkiye’ye getirilip hastanelerde ve üniversitelerde eğitime alınmaktadır.

 

Kıta’nın önemli sorunlarından biri de mesleki ve teknik eğitim sorunudur. Türkiye, bu açığı gidermek amacıyla Afrika’nın çeşitli ülkelerinde mesleki eğitim merkezleri kurmuş bulunmaktadır. Bazı ülkelere ekipman ve malzeme desteği sağlayarak, bu alanda destek sağlamaya çalışmaktadır.Afrika kıtasında önemli sorunlardan biri de içme suyu sorunudur. İnsanların büyük kesimi, içme suyu konusunda sıkıntı yaşamaktadır.

 

 Türkiye su temini için çeşitli ekipler kurarak bölgeye göndermekte ve bu yolla bu sorunun çözümüne katkı sağlamaya çalışmaktadır. Bilebildiğim kadarıyla şu ana kadar Nijer, Mali, Moritanya, Sudan, Etiyopya, Somali, Senegal gibi ülkelerde 600 civarında su kuyusu açılmış bulunmaktadır.

 

TİKA’nın bölgedeki  faaliyetlerini  anlatır mısınız? Ajans kaç ülkede ne tür faaliyetler yürütüyor?

 

-TİKA da, bu politika açılımı paralelinde kendi sorumluluk alanı ile ilgili çalışmalara başlamıştır. 2005 yılında Addis Ababa’da (Etiyopya) ilk çalışma ofisini açarak Afrika’daki faaliyetlerine başlayan TİKA,  2006 yılında Hartum (Sudan) ve 2007 yılında Dakar’da (Senegal) ofisler açmıştır. Ardından Libya, Somali, Mısır, Tunus, Nijer, Kenya, Kamerun, Namibya, Cezayir, Cibuti, Çad, Gine ve Tanzanya’da ofisler açılmıştır. Güney Sudan, Komorlar Birliği, Mozambik, Nijerya ve Uganda’da ise ofis açma hazırlıkları sürmektedir. TİKA, ofisi bulunmayan ülkelerde ise Büyükelçilikler ve Dışişleri Bakanlığı ile STK’lar aracılığıyla faaliyetler yürütmektedir. TİKA’nın halihazırda hemen hemen tüm Afrika ülkeleriyle işbirliği imkanı bulduğu ve ortak projeler yürüttüğü zaman zaman yetkililer tarafından ifade edilmiştir.

 

TİKA’nın, Afrika kıtasında henüz yeni bir aktör olmasına karşın oldukça yoğun faaliyetlerde bulunduğu, etkili proje ve programlar yürüttüğü gözlemlenmektedir. 2016 yılı bütçesinin % 44,51’nin Orta Doğu ve Afrika Dairesi Başkanlığı tarafından harcandığını yıllık faaliyet raporundan öğreniyoruz. Yine bir raporundan hatırladığım kadarıyla TİKA 2013 yılında bu bölgede 670 projeye imza atmıştı. Yürütülen bu proje ve faaliyetlerin doğrudan Kıta’nın ihtiyaçlarını gidermeye, halkın refah seviyesini yükseltmeye yönelik olduğunu söyleyebiliriz.Yürütülen bu projelerin -özellikle tarım proje ve programlarının- Afrika’da önemli bir sorun olan açlık ve fakirlikle mücadele kapsamında dikkat çekici olduğunu söyleyebiliriz.Bu amaçla, tarım potansiyeli yüksek olan Sudan, Senegal, Somali, Benin, Kongo, Togo gibi ülkelerle ikili tarım projeleri uygulanmış; ilgili ülkelerden tarım uzmanları Türkiye’de eğitime alınmış veya Türk uzmanlarınca yerinde eğitimler verilmiştir.

 

TİKA, Devlet Su İşleri gibi kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla Afrika’da başta Sudan, Nijer, Mali, Somali, Senegal, Burkina Faso ve Etiyopya gibi ülkeler olmak üzere pek çok ülkede su kuyuları açmakta ve su hijyeni konusunda çeşitli projeler yürütmektedir.

 

 Bazı kuzey Afrika ülkelerinde kurumsal kapasitelerin arttırılması, altyapının güçlendirilmesi, uzman eğitimi vb. projelerin uygulandığını biliyoruz. Örneğin Arap Baharı diye isimlendirilen sürecin ardından Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’e önemli miktarda makina ve ekipman desteği sağlanmıştır. Ortak kültürel mirasın korunması TİKA’nın önem verdiği hususlardan biri olarak görülmektedir. Sudan, Etiyopya, Cezayir, Tunus gibi ülkelerde çeşitli restorasyon projelerinin yürütülmekte olduğunu biliyoruz.

 

Bir önceki sorunuza cevap verirken bahsettiğimiz Türkiye’nin Afrika’ya yönelik yardımlarının hemen tamamına yakını TİKA öncülüğünde veya işbirliğinde yapılmaktadır.

 

FETÖ’nün bölgede çok derin ve köklü ilişkileri olduğunu biliyoruz. 15 Temmuz sonrası özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuyu bizzat ele aldığı ve bu önemli  sorunu Afrika liderlerine birebir anlattığı hepimizin malumu. Bu çabalar sonuç veriyor mu? FETÖ bu bölgede gerçekten çözülüyor mu?

 

15 Temmuz başarısız darbe girişimi Türk halkı nezdinde dehşetle karşılandığı gibi Afrika kıtasında da büyük bir endişeye sebep olmuştur. Ziyaretlerimde bizzat şahit oldum. Ülkelerin yöneticileri bunu anlamakta zorluk çekiyorlar. Kendi halkına silah doğrultan, kendi meclisini bombalayan bir yapıdan büyük bir endişe duyduklarına bizzat tanık oldum. Bu yapıya bağlı okullar Afrika ülkelerinde her geçen gün bir güvenlik sorununa dönüşmektedir.

 

Türkiye Cumhurbaşkanı kıtaya yaptığı ziyaretlerinde bu okulların ya devri ya da kapatılması hususunda görüşmeler yapmaktadır, Gidemediği ülkelere ise özel temsilciler göndererek durumu mevkidaşlarına anlatmaktadır. Bu çabaların sonuç vermeye başladığını görüyoruz. Şu ana kadar yaklaşık 12 Afrika ülkesiyle bu okulların devriyle ilgili anlaşmalar yapıldı. 10 ülkeden bu konuda gelen talepler var. Bazı ülkelerde devralınan okullarda eğitime fiilen başlanmış bulunmaktadır. Vakfın Mütevelli Heyetinin başkanı, yıl sonuna doğru Kıta’da bu sorunun büyük oranda çözüme kavuşmuş olacağını ve kendilerinin Afrika’nın yaklaşık yarısında fiilen eğitim öğretim faaliyetlerine başlayabileceğini ifade etmiş bulunmaktadır.

 

Öte yandan Afrika ülkelerindeki bu okullar şimdiye kadar büyük oranda Türkiye Cumhuriyetine ait okullar olarak görülüyordu. Zira bu okulların idarecileri binalarına Türk bayrağı asarak bu algıyı oluşturuyordu. Şimdi bu okullarda artık Türk bayraklarını asma imkanları kalmamıştır. Bunların Türkiye devletine ait olmadığının anlaşılması onların tasfiyesinde önemli bir etken olmaktadır.

 

Türkiye Maarif Vakfı (TMV) sadece  FETÖ’den devraldığı okullarda eğitimin sürdürülmesini mi sağlayacak, yoksa  vakfın, kendi bünyesinde bölgede yeni okullar açma gibi bir planı var mı?

 

-Aslında tüm bu sorulara bir akademisyen ve dışarıdan biri olarak cevap veriyorum. Bu soruya vereceğim cevap da ilgililerden duyduğum bilgilere dayalı olacaktır. Kuruluş kanununda Maarif Vakfı’nın yurt dışında her türlü eğitim faaliyetinde bulunması, okul devralması, yeni okullar ve üniversiteler açması mümkün kılınmıştır. Vakfın gerek mütevelli heyeti ve gerekse yönetim kurulu, yurt dışında hem mevcut okulları devralarak eğitim faaliyetlerini sürdüreceklerini hem de ihtiyaç duyulması halinde yeni okullar, yurtlar ve öğrenci evleri açacaklarını ifade etmektedirler. Cibuti’de Maarif Vakfı’nın, Türkiye’ye tahsis edilen bir alanda yeni bir okul yaptırmaya başladığı basına yansımış bulunmaktadır.

 

-Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son dönemlerde özellikle Sahraaltı Afrika’da etkinliğini arttırdığını biliyoruz. Bu faaliyetlerden bahseder misiniz?

 

-Türkiye’nin kıtada giderek artan bu etkinliği din hizmetleri alanında da yoğun bir işbirliği talebi doğurmaktadır. Türkiye gerek din hizmetleri, gerek din eğitimi ve gerekse hac ve umre gibi hizmetler konusunda İslam dünyasının takdirini kazanmış bir ülkedir. Birçok Afrika ülkesinden Türkiye’nin bu alanlarda elde ettiği tecrübeden yararlanma konusunda talepler bulunmaktadır. Kıtadaki ülkelerde azınlık durumunda olan Müslüman topluluklar din görevlisi yetiştirme konusunda Türkiye’den talepte bulunmaktadırlar. Bu topluluklardan cami, Kur’an Kursu vb. hususları içeren yoğun talepler de gelmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı imkanlar ölçüsünde bu taleplere cevap vermeye çalışmaktadır. Şu anda Diyanet Vakfı aracılığıyla 22 Afrika ülkesinde cami, Kuran eğitim merkezi gibi yapıları içeren projeler yürütülmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, halihazırda 10 Afrika ülkesinde bu hizmetleri koordine etmek üzere din hizmetleri müşaviri görevlendirmiş bulunmaktadır.

 

 Pek çok Afrika ülkesinden din görevlileri Türkiye’ye gelerek Diyanet İşleri Başkanlığının tecrübesine muttali olmaktadırlar. Bazı ülkelerden öğrenciler, Türkiye Diyanet Vakfının bursuyla Türkiye’de dini eğitim görmektedirler. Bazı ülkeler Ramazan ayında din görevlisi talebinde bulunmaktadırlar ve imkanlar ölçüsünde bu talepler karşılanmaktadır.

 

Türkiye Diyanet Vakfı’nın insani yardım konusunda da Afrika kıtasına yönelik çeşitli faaliyetler yürüttüğünü görüyoruz. Tabii afetler, kıtlık vb. olağanüstü durumlarda bölgeye hemen ekipler gönderilerek bu afetlerden etkilenen insanlara yardım ulaştırıldığını biliyoruz. Bu meyanda Vakfın Somali’deki çalışmalarına işaret etmekte yarar vardır. Vakıf, orada yaşanan kuraklık ve açlık sorununun ardından hemen bölgeye intikal ederek kamplar kurmuş ve insanlara yardım elini uzatmıştır. Başkent Mogadişu’da açtığı okulda ücretsiz eğitim vererek bu alanda da destek sunmaya çalışmaktadır. Vakıf, öte yandan pek çok Afrika ülkesinden öğrenciye karşılıksız burslar vermekte ve Türkiye’de eğitim almalarına fırsat sunmaktadır.

 

 Burada Vakfın kurban kampanyalarına da işaret etmekte yarar vardır. Vakıf, her yıl Türkiye’de ve yurt dışında yaşamakta olan bağışçılardan aldığı bağışlarla pek çok ülkede onbinlerce kurban keserek ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktadır.

 

Özellikle SAHEL ülkelerinde tekfirci-selefi örgütlerin ciddi taban oluşturduğunu ve güç kazanmayı sürdürdüklerini görüyoruz. Bu yükselişi neye bağlıyorsunuz?

 

Doğrusu biraz geriye doğru uzanıp dikkatli bir gözlemde bulunduğumuzda tekfirci grupların daha çok İslam coğrafyasında yaşanan işgallerden sonra güç kazandığını görüyoruz. 1979 yılında Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesiyle başlayan bu süreç zamanla tekfirci selefi grupların burada güçlü bir zemin bulması sonucunu doğurmuştur. Tekfirci anlayışın bu bölgeden diğer coğrafyalara da taşındığını söylememiz pek de sıkıntılı olmayacaktır. En ünlü tekfirci grup olan el-Kaide ve türevlerinin bu işgallerin ardından güç kazandığını biliyoruz.

 

 Yıllardır sürmekte olan Filistin işgalinin, Irak işgallerinin, Suriye’de sürmekte olan dolaylı işgalin, Libya müdahalesinin; DAİŞ, Nusra gibi tekfirci gruplara önemli oranda gerekçe sunduğu genel kabul gören bir husustur. Şiddet ortamında gelişen bu gruplar giderek kendileri de şiddete bulaşmış ve halihazırda başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere pek çok bölgede önemli sorunlar yaratmaktadırlar.

 

 Libya’da önemli bir tabana sahip olan selefi grupların; Libya ve Mali işgallerinin ardından SAHEL bölgesinde bu müdahaleleri öne sürerek çeşitli söylemler geliştirdikleri bilinmektedir. Libya ve Mali’ye yapılan bu müdahaleler benim kanaatime göre bu hareketlilikte önemli payı olan bir husustur. İşgale maruz kalan, çeşitli eziyetlere uğrayan, yerinden yurdundan edilen insanlar bu çaresizlik içerisinde bu tür gruplara yönelmektedir.Diğer bir sebep ise bu bölgede hüküm sürmekte olan anti demokratik yönetim tarzlarıdır. SAHEL bölgesinde bulunan yönetimlerin çoğu anti demokratik icraatlara imza atmakta, yasaklar koymakta, özellikle dini grupları sistemin dışında tutmaya çalışmaktadır. Bu uygulamaların, şiddet yanlısı gruplara önemli bir teveccüh yarattığı kanaatindeyim.

 

Tekfirci anlayışın bu bölgede -ve diğer bölgelerde- yayılmasının sebepleri arasında elbette dini gerekçeler de bulunmaktadır. Dini nassları bağlamından kopararak yanlış bir dini anlayış ortaya koymaya başlayan bu gruplar kendileri dışında kalan veya kendilerine destek vermeyen hemen her kesimi dinin dışına koyarak kendi zeminlerini güçlendirmeye çalışmaktadırlar. Doğrusu onların bu tutumu; bütün öğretilerinde barışı, güvenliği, mal ve can emniyetini korumayı taahhüt altına alan İslam dinine büyük bir zarar vermektedir.

 

Bu ülkelerde ciddi dini eğitim kurumlarının olmadığı hepimizin malumu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu ülkelerde, DAİŞ gibi örgütlerin radikal eğilimlerine  karşı dini eğitim vermesi çözüm olabilir mi? Ya da bölgeden Türkiye’ye  daha fazla ilahiyat öğrencisi kabul edilmesi çözüme yardımcı olabilir mi?

 

Tekfircilik, ayrımcılık, ötekileştirme vb. yanlış anlayışların büyük oranda cehaletten kaynaklandığı hususu izahtan varestedir. Bu yanlış anlayış ve kanaatlerin etkisinin azaltılması elbette sadece bilimsel çalışmalarla mümkün olabilecektir. Diyanet İşleri Başkanlığı şiddet içeren, cana ve mala kasteden, barış ve toplumsal yaşamı tehlikeye sokan tüm gruplara karşı etkin bir fikirsel mücadele içerisinde bulunmaktadır. Bu amaçla zaman zaman ulusal ve uluslararası kongre, panel, toplantı vb. ilmi etkinlikler düzenleyerek bu konuya dikkat çekmektedir.

 

Başkanlık bu konuda kendisine ulaşan tüm yardım taleplerine imkanları ölçüsünde cevap vermeye çalışmaktadır. Az önce işaret ettiğim gibi pek çok ülkeden öğrenciye dini eğitim alması için burs, barınma vb. imkanlar sunmaktadır. Bu bölgeden gelen din görevlilerine Türkiye’nin hoşgörü esasına dayalı dini tecrübesi aktarılmaktadır.

 

Öte yandan gözden kaçırmamamız gerekiyor: Diyanet İşleri Başkanlığı, Afrika kıtasında henüz çok yeni bir aktördür. Ancak buna rağmen buradaki halklara yardım elini uzatma hususunda son derece özverili bir çaba sarfetmektedir. Mali’de Diyanet Vakfı aracılığıyla inşa edilen büyük bir dini kompleks bulunmaktadır. Burada din hizmetlerinin yanısıra dini eğitim faaliyetleri de yürütülmektedir. Bölgenin şartları, istikrarsızlık vb. nedenler buralarda hizmet vermeyi zorlaştırmaktadır. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığının önümüzdeki yıllarda bu konuda daha büyük bir çaba sarfetmeye azimli olduğunu gözlemliyorum.

 

Türkiye sahraaltı Afrika’da ne kadar tanınıyor?Sahraaltında Türkiye hakkında genel kanı nedir?

 

Afrika ülkelerini gelişmişlik düzeylerine göre incelediğimizde Sahraaltı ülkelerinin çoğunun en az gelişmiş ülke kategorisinde olduğunu görüyoruz. Türkiye görebildiğim kadarıyla "en az gelişmiş ülkelere en çok yardım”da bulunmayı ilke edinmiş bulunmaktadır. 2011 yılında İstanbul’da gerçekleşen En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansında, Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı en az gelişmiş ülkelere 5 yıl boyunca her sene 200 milyon dolar yardımda bulunmayı taahhüt etmiştir.

 

Bu yardımlar başta TİKA olmak üzere Türk kamu kurumları ve STK’ları aracılığıyla yerine getirilmektedir ve bu durum bölge halkı nezdinde büyük bir sempati yaratmaktadır.

 

 2011 yılında Somali’de yaşanan kıtlığın ardından bu bölgeye bir ziyarette bulunan ve tüm dünyanın dikkatini buraya çeken Türkiye Başbakanı bu tutumuyla tüm Afrika ülkelerinin takdirini kazanmış ve Türkiye’nin daha yakından tanınmasına zemin hazırlamıştır.

 

 Uluslararası meselelerin çoğunda Türkiye ile Afrika ülkeleri birbirlerine yakın bir tutum içerisinde bulunmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki görünürlüğünün artmasına olanak sağlamaktadır.

 

 Türkiye’nin bölgede sömürgeci bir geçmişinin bulunmaması da kendisine önemli bir sempati yaratmaktadır. Batılı sömürgeci ülkelerin bölgede yarattığı tahribatın izleri henüz silinebilmiş değil. Bölge insanının bilinç altında sömürgeci olarak kabul ettiği "beyaz” insana karşı bir antipati söz konusudur. Bu antipatinin beslenmediği nadir ülkelerden biri de Türkiye’dir. Türkiye’nin bölgeye yönelik gizli bir ajandasının bulunmadığı genel kabul gören bir husustur.

 

Özetle söylemeye çalışırsak Sahraaltı ülkelerde de Türkiye’ye bir sempati ve yakınlık duyulmaktadır ve bu durumu her düzeyde görmek mümkündür. Nitekim 2010 ve 2014 yılında yapılan BMGK geçici üye seçimi oylamalarında bölge ülkelerinin tamamına yakını Türkiye lehine oy kullanmıştır. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle hem ticari hem de siyasi ilişkilerinde büyük bir gelişme kaydedilmektedir. Türkiye bu ülkelerin çoğunda elçilik açmış bulunmaktadır. SAHEL ülkeleri dahil bölge ülkelerinin önemli bir bölümü de Türkiye’de elçilik açmış bulunmaktadır.

19.04.2017-Ankara 

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05