DENEMELER "Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü" - Francis Bacon

05.09.2018

Yazarımız ve Yayın Koordinatörümüz Mehmet Yavuz AY Francis Bacon'un Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından yayımlanan   

DENEMELER  "Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü" isimli kitabını Hertaraf Haber Okuyucuları için derledi.

Hertaraf Kültür Sanat Servisi

KİTAP ÖZETİ

Sunuş

(…) 9 Nisan 1626 günü vefat etti, geride özellikle şu sözünü doğrularcasına yaşamaya devam eden yapıtlarını bıraktı: “Canımı Tanrı’ya, gövdemi mezara, adımı gelecek çağlara ve yabancı uluslara bırakıyorum.” (s. XII)

Hakikat Üzerine

(…) İnsanı yalancı ve kaypak görülmekten daha utançla saran başka bir kötülük yoktur. (s. 5)

Ölüm Üzerine

(…) Ölümün yaygarası daha korkutucudur ölümün kendisinden. (Seneca, s. 7)

(…) Ayrıca ölümün, iyi bir ünün kapısını açan ve kıskançlığı ortadan kaldıran bir niteliği de vardır: Ölen, sevilecektir de. (Horatius, s. 9)

(…) “İnsanın öfkesi, Tanrı’nın adâletini yerine getirmez.” (Yeni Ahit, Yakup’un Mektubu 1.20, s.17)

İntikam Üzerine

İnsan doğasına yavaş yavaş sızan intikam, çok kesin yasalarla tümden yok edilmesi gereken vahşi bir adâlettir.

(…) Hatırladığım kadarıyla Süleyman şöyle demiştir:” Kusurları bağışlamak insanın şanındandır.” (Eski Ahit, Özdeyişler 19.11)

(…) Geçmiş gitmiş işlerle meşgul olanlar, kendilerini beyhude hırpalarlar. (s. 19)

(…) Gerçekten de, intikamcı kimseler başkalarının sonunu hazırlayabilen, ancak en nihayetinde kendileri de, çoğu kere aynı uğursuz akıbete uğrayan cadılar gibi yaşarlar. (s. 20)

 Talihsizlikler Üzerine

(…) Zira talih insanlara, bilhassa hayırlar yoluyla kötülükler, talihsizlikler yoluyla da erdemler verir. (s. 22)

Yapmacıklık ve İkiyüzlülük Üzerine

İkiyüzlülük, hilekâr insanların kazanç kapısı ve çürük yanıdır. (s. 23)

(…) Sırlar sessizlere muhtaçtır. Dahası, gerçeği söylememiz gerekirse, çıplaklık beden için olduğu kadar, ruh için de ilgi çekici olmayan kötü bir şeydir. (…) O halde, hiç kuşku yok ki, ağzı sıkı tutma alışkanlığının siyasî ve ahlâkî bir erdem olduğu aklın bir köşesine yazılmalı. (s. 25)

Kıskançlık Üzerine

Erdem yoksunu olan, başkasının erdemini kıskanır. İnsan zihni ya kendisinin iyiliğiyle ya da başkasının kötülüğüyle beslenir ve tatmin  olur. (…) Kıskançlık gerçekten de başıboş dolaşan ve sokaklarda sürten bir tutkudur, eve kapanmaz: Kötü niyetli olmayan, meraklı da olmaz.  (s. 36)

(…) Kıskançlık günlerce yorulmak bilmez(Roma atasözü) (…) Kıskançlık duyguların en bayağı ve en aşağılık olanıdır, bu nedenle en çok şeytana yakıştırılan bir niteliktir, denir ki onun hakkında, geceleyin buğdaylar arasına ayrıkotu ekmiştir kıskanç insan. (Yeni Ahit, Matta 13.25)

Yüksek Makamlar ve Rütbeler Üzerine

(…) Hiç kuşku yok ki, yetki sahibi olan güçlü kişiler, kendilerine yabancıdırlar.

Ağır gelir ölüm,

Herkese tanıdık olup da,

Kendini tanıyamadan ölene. (Eski Ahit, Tekvin 1.31, s. 46)

(…) Görevinin kurallarını istikrarla gözet, buna bağlı olarak kararınla ilgili tartışmaya girmekte acele etme, bunu yaparsan da, mevcut durum ve dolayısıyla uygulamalarınla ilgili soruları hiddetle karşılayıp tepki göstermektense, haklarını iyi bil ve sessizce uygula. Daha düşük rütbelerde bulunanların, altında çalışanların haklarını da gözet, görmezden gelme. Her işe karışmaktansa, tüm görevlerin başındaki adam olarak yüce bir onura sahip ol. Görevini yürütebilmek için, sana yardım ve bilgi  sunacak olanları kucakla, yanına çek, bu amaçla kendi işlerini sana savunan kişileri, burunlarını sokuyorlar diye uzaklaştırma, aksine onları sevgiyle karşıla ve kabul et.   

Yönetimdeyken işleme konup uygulanabilecek dört temel kusur vardır: Aşırı geciktirme, rüşvet, kabalık ve yumuşaklık. (s. 47)

(…) Mevkii insanı afişe eder. (Roma atasözü, s. 48)

(…) İş arkadaşlarına dostça davran, kendilerine danışılacağını sandıkları andan ziyade, hiç beklemedikleri anda onları çağır. Özel bir konuşmada veya günlük sohbetlerde konumunu fazla hatırlatma ve yapacakların üzerinde çok durma, senden şöyle bahsedilmesi daha iyidir: Oturup da işinin başına geçince, bambaşka bir adam olur. (s. 49)

Ataklık Üzerine

(…) Ayrıca atağın her daim kör olduğuna da dikkat etmek gerekir. Ne tehlikeleri ne de karşısına çıkan engelleri görür, dolayısıyla kendisine danışıldığında zarar verir, eyleme geçildiğinde yarar sağlar. O halde ataklardan güvenli bir şekilde yararlanmak istersen, onları yönetimin en üst kademesine getirmemelisin; alt kademede düşünülmeli ve başkaları tarafından yönetilmeliler. Zira karar alırken tehlikelerin göz önünde olması iyidir, eylem halindeyken gözün karartılması gerekir, tabii büyük tehlikeler yoksa. (s. 53)

İyilik ve İyi Yaratılış Üzerine

(…) O halde en iyisi, tatsızlığı ve tehlikeyi en aza indirmek için, tıpkı patikada zikzak çizerek yürüyenlerin gözümüze takılması gibi, iyi niyetin doğurabileceği kimi yanılgıların da farkında olmamızdır. Bu yüzden başkalarının iyiliği için çalış, onların gülen yüzlerine veya isteklerine hemen prim verme. (…) Bu konuyla ilgili olarak Tanrı’nın şu örneği senin için ilke yerine geçsin: O adil olanları da, adil olmayanları da yağmuruyla ıslatır, güneşiyle aydınlatır. (Yeni Ahit, Matta 5.45.) Ama o zenginliği herkese eşit ölçüde yağdırmaz ya da herkesi onurların ve erdemlerin parıltısıyla aydınlatmaz. (s. 57)

(…) Bir kişi kederlilerle birlikte ağlayabiliyor, kederli insanların yaralarına yüreğiyle derman olabiliyorsa, o aslında yarasıyla başkalarına ilâç olan soylu pelesenk ağacına benziyordur. Kolayca başkalarını bağışlayabiliyor, kusurları unutabiliyorsa, bu onun yüreğinin kolayca yaralanamayacağını, hatta çok sağlam olduğunu göstermektedir. Ölçülü lütuflar karşısında kendisini borçlu sayabiliyorsa, bu durumda armağan yığınlarından ziyade insanların kalplerine önem veriyor demektir. (s. 58)

Başkaldırılar ve Karışıklıklar Üzerine

(…) Korkunun, çekilen sıkıntıdan daha çok olduğu durumda, kötü düşünceler en tehlikeli hale gelir: “Acının bir sınırı varsa da, korkunun yoktur.” (Plinius, Epistulae VIII.17.6). Sabrı tüketen büyük zulümler bilhassa zihinleri yıpratır. Hiçbir kral ya da devlet, zihinlerdeki huzursuzluğu ve gittikçe büyüyen çekememezliği  görmezden gelmemeli, zira uzun zamandan beri insanların öfkesi sürekli kabardığından devlet felâkete uğramayabilir, başka deyişle her kalkan toz bir fırtınaya sebep olmayabilir, ancak şu rahatlıkla söylenebilir ki, değişik zamanlarda kalkan tozlar bir araya gelip güçlenerek bir fırtınaya sebep olabilir. Bu konuda bir İspanyol atasözü şöyle der: “Gergin bir ip, çok hafif bir çekmeyle kopar.” (s. 67)

(…) Zira çok harcayıp az üreten daha küçük bir toplum, devlete, büyük ölçüde tutumlu davranıp parasını biriktiren çok daha büyük bir toplumdan daha çok zarar verir. Söz sahibi olan soylu kişilerin sayısını halka kıyasla fazla tutmak, ülkeyi hızla fakirleştirir.  Din adamı sayısı için de aynı şey geçerlidir. Onların da devletin zenginliğine hiçbir katkısı yoktur. Ülkede eğitim görenlerin sayısı da, ihtiyaç duyulandan fazla olmamalıdır. (s. 68)

Yönetim Üzerine

(…) Kutsal Kitap’ın krallarla ilgili söylediği başka bir sonuç çıkar: “Kralın yüreği esrarlıdır.” (Eski Ahit, Özdeyişler 25.3, s. 85)

(…) Son olarak, askerlere gelirsek, ordu ve muhafızlar tek vücut halindeyse ve armağanlara alışmışsa, kapıda çok büyük bir tehlike var demektir. Yeniçeriler ve koruma muhafızları bu durumun en seçkin örneğidir. (s. 90)

Krallar gökcisimlerine benzer, hareketleriyle mutluluk veya mutsuzluk verirler, pek derinden saygı görürler belki, ama bir türlü rahata kavuşamazlar. (s. 91)

(…) Öğüdünü aldığımız kişiye her şeyimizi emanet ederiz. Öğüt verenlerin payına düşense, tümüyle dürüst ve temiz olmalarıdır. (…) Nitekim Süleyman’ın da şöyle bir sözü vardır: “Sağlamlık öğüttedir.” (Eski Ahit, Özdeyişler 20.18: “Düşünceler öğütlerle sağlamlaşır.”

(…) Kralın en büyük erdemi yanındaki kişileri tanıyabilmesidir. (Martialis, Epigrammata 8.15.8, s. 96)

(...) Sıradan yaradılışlı olanlarla, rahatça danışabilmelerini sağlamak adına, baş başa, yüce ruhlu olanlarla ise, daha ölçülü bir tavır takınabilmeleri adına, topluluk içinde görüşülmelidir.

(…) “En iyi danışman ölülerdir.” (Aragonlu Alphonso’nun bir deyişi). Danışmanların dalkavukluğa saplanmaya başladığı yerde, hakikate zarar vermeyecek olan, kitaplardır. (s. 97)

Gecikme Üzerine

Talih alışveriş yapılan çarşıya benzer, elbette ki (insan biraz sabredebilirse) fiyat düşecektir. (…) Hiç kuşku yok ki, işleri öngörülen zamanlarda yapmaktan ve ilkelere göre belirlemekten daha büyük bir bilgelik yoktur. (s. 99)

Kurnazlık Üzerine

(…) Süleyman şöyle demiştir: “Bilge kendi adımlarına göre yol alırken aptal olan yalana dolana sapar.” (Yakın ifadeler için bkz. Eski Ahit, Özdeyişler 14.15-16; 15.21) (s. 105)

Yenilikler Üzerine

Yeni doğmuş yavruların görünüşleri gibi, zamanın doğurduğu yenilikler de biçimsizdir. (…) Çünkü zaman en büyük yenilikçidir. (s. 109)

(…)Yenilik, doğal olarak ters ve aksi niteliğiyle geleneği rahatsız edeceğinden, eskiye aşırı  batıl şekilde değer verenleri, yeni kuşaklara alay konusu eder. (…) Çünkü     zaman büyük ölçüde ama sessizce, adım adım ve hissettirmeden yeniler. (…) Yenilik tümüyle küçümsenmese bile, yine de şüpheyle karşılanabilmelidir. Kutsal Kitap’ın öğütlerinden biri şöyledir: “Eski yollara gelince durmalı, çevremizi kolaçan ederek doğru ve iyi olan yolu görüp  oradan yürümeliyiz.” (Eski Ahit, Yeremya 6.16) (s. 110)

İşleri Tamamlama Üzerine

Aşırı acelecilik ve şartlanma çoğu kez işleri bozar.

(…) Bazıları da kısa sürede birçok işi halletmiş gibi görünmekten, çok becerikli insanmış izlenimi vermek adına yaptığı işlerle ilgili yanlış tarihler vermekten kendini alamaz. Oysa işi zamana bölerek tamamlamak başka, keserek kısaltmak başkadır. Böyle ele alınan işlerde, kuşkusuz çoğu toplantıda, büyük bir tutarsızlık sergilenir, mesele ne ilerler ne de geriler. Bilge bir adam tanırdım, ne zaman aşırı (s. 111) koşuşturan birini görse, “İşi daha hızlı tamamlayabilmemiz için biraz bekle”, derdi.(s. 112)

(…) Zamanı sağduyuyla belirlemek, fazlasıyla zaman kazandırır, buna karşın zamansız bir girişim havayı kamçılamaktan ve mevcut zamanı heder etmekten başka bir şey değildir. İşler üç bölüme ayrılır : Ön hazırlık, müzakere ya da inceleme ve sonuçlandırma.(İşlerin bir an önce görüşülmesi isteniyorsa). Orta bölümde daha çok, ilk ve sonuncu bölümde ise daha az kişinin görevlendirilmesi gerekir. Ana ilkeleri yazılı olarak belirtilmiş işlerde, ilerleme çoğu kere daha hızlı olur.(s. 113)

Göstermelik Bilgelik Üzerine

(…) Bir havarinin inanç üzerine söylediği gibi, “İnanç görüntüsüne sahipler ancak onun erdemini reddediyorlar.” (Yeni Ahit, Timotheus’a  Mektup 2.3.5.) Bunun gibi, bilgelikten yoksun olduğu halde bol bol gevezelik eden çok kişi bulunur: “Saçma sapan şeylerle bir hayli uğraşarak.” (Terentius, Hecyra 4.1.621)(s. 115)

Dostluk Üzerine

(…) asıl acı veren, saf ve sefil yalnızlık, kendileri olmadan dünyanın herhangi bir anlamının olmayacağı hakiki dostların yitirilmesinden doğar. (…) yüreğindeki katılığa sadık bir dost dışında işe yarar bir ilâç bulamazsın. Onunla kederlerini, sevinçlerini, korkularını, umutlarını, şüphelerini, kaygılarını, öğütlerini ve yüreğini sıkıştıran ne varsa her şeyi, sanki papaza günah çıkartır gibi, paylaşabilirsin. (s. 118)

(…) Pythagoras’ın şu deyimi müphem ama en iyidir: “Yüreğini kemirme.” Kesin bir ad koymak gerekirse, düşüncelerini ve kaygılarını rahatça paylaşabileceği dostları olmayan kişiler, kendi yüreklerini kemiren yamyamlardır. (…) Dostluk sevinçleri iki katına çıkarırken, kederleri yarıya indirir.

Dostluğun ikinci yararı akıl sağlığınadır, tıpkı ilk yararın duygulara dönük olması gibi. Gerçekten de dostluk duygularımızdaki fırtınaları ve kasırgaları dindirip havayı açar, zihindeki düşünce karmaşasından oluşan geceyi sonlandırır ve ışık saçar. (s. 121)

(…) Themistocles tarafından Perslerin kralına pek doğru söylenmiştir: “Konuşmalar tüm desenleri açıkça seçilebilecek ölçüde gerilmiş halılara, düşünceler ise her yanı sıkıca bağlı ve kapalı bohçalara benzer.

(…) İnsanın en zararlı dalkavuğu yine kendisidir, yine kişinin kendisine yaptığı dalkavukluğa, dostun içtenliğinden daha sağlam bir çare yoktur. (s. 122)

(…) Bazı adamların (özellikle de büyük olanların) öğüt verecek dostları olmadığından, büyük ve oldukça saçma hatalar yapması, gerçekten de şaşırtıcıdır Dolayısıyla ünlerine ve talihlerine büyük zarar verirler. Böyleleri (Yakup peygamberin dediği gibi) “Kendilerini aynada gören, ancak görüntülerini anında unutan insanlara benzer.” (s. 123)

(…) Dostluğun bu iki yüce yararından (demem o ki, duygularda sağladığı huzur ve karar vermedeki yol göstericiliği) sonra, nar taneleri gibi çok yönlü olan son yararına gelelim, bu da yaşamın her alanındaki ve her eylemdeki yardımı ve katkısıdır. (…) “Dost, kişinin öteki kendisidir.” (Aristoteles) (…) İnsan bedeniyle, hatta bulunduğu yerle sınırlıdır, ancak ortada (s. 124) bir dostluk varsa, o yaşamın bütün işlerini hem kendisi hem de dostunun gayretiyle gerçekleştirebilir. (…) Bizatihi koyduğum kural şu: Kişi kendi hikâyesinde kendi karakterini ortaya koyamıyorsa ve bir dostu yoksa, bu, sahneden çekilmesi için yeterli bir nedendir. (s. 125)

İmparatorluğun Sınırlarını Genişletmek Üzerine

(…) Surlarla çevrili kentler, dolu cephanelikler, iyi cins atlar, savaş arabaları, filler, savaş teçhizatı, her türlü savaş topu ve benzeri şeyler, hiç kuşku yok ki, bunların hepsine sahip olup da, kitlesi ve anlayışı yiğit ve savaşçı olmayan ülke, aslan postuna bürünmüş koyundan başka bir şeye benzemez. Askerlerin uysal ve uyuşuk olduğu yerde, birliklerin sayısının hiçbir önemi yoktur. Vergilius’un doğru biçimde söylediği gibi, “Kurt sürüdeki hayvanların sayısını önemsemez.”(s. 131)

(…) Denize hâkim olanın, süren savaşta istediği her şeyi yapabilecek ölçüde büyük bir özgürlük kazandığı da şüphe götürmez. Buna karşılık kara birlikleriyle galip gelen, çoğunlukla darboğaza düşer. (s. 139)

(…) Öğütlerimizi şöyle bitirelim: (Kutsal Kitap’ın dediği gibi) “Kimse kaygılanarak boyunu bir dirsek boyu kadar bile uzatamaz.” (Yeni Ahit, Matta 6.27 ve Luka 12.25: Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir an uzatabilir?” (s. 140)

Sağlığın Korunması Üzerine

(…) Çünkü kişi, gençliğinin enerjisiyle sergilediği birçok aşırılığı, yaşlandığında borç öder gibi elinden çıkarır. Yılların geçip gittiğini unutma, her şeyin hep böyle süreceğini sanma, zira yaşlılığa savaş açılamaz. (s. 143)

(…) Tutkulara ve ruhsal etkinliklere gelirsek, kıskançlıktan, korkudan veya kaygılardan, içe çöreklenen öfkeden, ince ve karmaşık sorgulamalardan, aşırı keyif ve hazdan, esir alan derin kederden ve iletişimsizlikten kaçın. Neşeden ziyade mutluluğa, doygunluktan ziyade beğeni çeşitliliğine, takdir duygusuna ve dolayısıyla yeniliklere, zihni olağanüstü ve görkemli gayelerle dolduran çalışmalara, tarihlere, öykülere ve doğa gözlemlerine sarılma ümidin olsun.

(…) Celsus, hekimliğinin yanında bir bilge de olmasaydı şu öğüdü asla vermezdi: ”Sağlıklı olmanın ve daha uzun yaşamanın yollarından biri de karşıt şeyleri sürekli birbirleriyle değiştirmek ve en nihayetinde daha yararlı olan neyse ona yönelmektir. Örneğin beslenmede hem aç kal, hem karnını doyur, sonuçta doymuş olacaksın; hem uyanık kal, hem uyu, sonuçta yeteri kadar uyumuş olacaksın; hem hareketsiz, hem hareketli ol ya da talim yap, sonuçta hareket etmiş olacaksın ve benzer uygulamalar.” (s. 144)

Öğüt Dolu Konuşma Üzerine

Kuşkusuz, yergi damarı tutan, zekâsıyla başkalarını rahatsız eden kişi, başkalarının hafızasından aynı ölçüde korkmalıdır. Çok sorgulayan kişi çok şey öğrenir ve çok şeyden keyif alır, özellikle sorduğu sorular karşısındakinin iyi bildiği ve hâkim olduğu konularla ilgiliyse, bu durumda kendi bilgisini gösterme fırsatını da yakalar, devamlı yeni bilgiler edinir. (…) İnsan kendisinden nadiren ve adil bir biçimde bahsetmelidir. (s. 150) (…) İnsanın kendisini övmesinde ancak bir tane makul neden görebiliyorum: Başkasının erdemini övüyorsa, biliyorum ki aslında onun kendisinde de olduğunu sanmaktadır. Başkalarıyla alay eden ve onları iğneleyen bir konuşma yapmaktan kaçın, zira içten konuşmalar insanların rahatlıkla yayılabildiği açık kırları andırmalıdır, evin önünden geçen saray yolunu değil. (s. 151)

Zenginlik Üzerine

Erdemin yükü olarak adlandırdığım zenginliğin daha uygun bir adla çağrılabileceğini sanmıyorum. Gerçekten de, bir ordu için yük neyse, erdem için de zenginlik odur. (…) Süleyman da aynısını söyler: “Zenginlik ne kadar büyük olursa, onu yiyip tüketmek isteyenler de o kadar çok olacaktır ve o halde mal sahibinin, servetini bitireceklerini gözleriyle görmekten başka ne işi var?” (Eski Ahit, Vaiz 5.10) (s. 157). (…) Adil bir biçimde kazanmayıp makul ölçüde harcamayacaksan ve ılımlı karşılamayıp özgürce sağa sola dağıtmayacaksan, büyük bir servet peşinde koşmamalısın. (…) Süleyman’ın sözüne kulak ver, çabucak zengin olmaya çalışma: “Zenginlik için acele eden, masum kalmayacaktır.” (Eski Ahit, Özdeyişler 27.20) (s. 158)

(…) İnsanların başkalarının zorunlu koşullarından ve darboğaza düşmesinden faydalanması, yabancı köleleri ve çalışanları efendilerinin kötülüğü için ayartması, daha yüksek bir para ödeyecek olan alıcıları yalan dolanla uzaklaştırması ya da bunlar gibi başka sahtekârlıklar yapması, tümüyle lanetlenmeyi hak eden davranışlardır. (…) Faiz en kesin kazanç türlerinden biri olmakla birlikte, aynı zamanda en soysuz olanlardandır. (s. 159)

(…) Zenginliği hor görenlere pek kulak asmamalısın, zira onlar servete kavuşma ümitlerini yitirmiştir, zenginleşmeye başladıklarında, nasıl da mallarına düşkün olacaklarını göreceksin. Para canlısı olmamalısın, zenginliğin kanatları vardır ve bazen uçar, bazen de daha fazla getirmesi için salınması gerekir. İnsanlar malvarlığını ya topluma ya da çocuklarına, akrabalarına ve arkadaşlarına bırakır, her iki durum için de en iyisi malı bırakırken ölçülü olmaktır. (…) Benzer şekilde, halkın yararına sunulmuş olan göz kamaştırıcı büyük armağanlar da akıl yoksunu kurbanlara ve dışı boyanmış olmasına rağmen içi çürümüş ve kokmuş bir mezara benzer. (Yeni Ahit, Matta 23.27) (…) Merhamet dolu işlerini ölümüne dek erteleme, zira insan dikkatli düşünürse, kişinin aslında kendi malı konusunda değil, başkasının malı konusunda eli açık olduğunu anlar. (s. 161)

Hırs Üzerine

Hırs safraya benzer, bir engelle karşılaşmadıkça, insanı canlı, diri, hareketli ve ateşli, kılan salgı türü gibidir. Ancak engelle karşılaşırsa, yani istediği gibi hareket edemezse, yakıcı, dolayısıyla kötü ve acı olur.  Benzer şekilde hırslı insanlar da, hırslarına ve isteklerine ulaşamazsa, ilerleme esnasında, tehlikeliden ziyade işgüzar olur. İsteklerinde ısrarcı olup hilelere başvururlar, içlerini kötülük ve kıskançlık kaplar, olayları ve insanları düzgün bir gözle göremez, bir şeyler ters gidince içten içe sevinirler. Haliyle böyleleri, bir kralın ya da bir devletin hizmetinde bulunacak birine göre en olumsuz niteliklere sahiptir. (s. 163)

(…) Hırslı insanları dizginlemede, aynı ölçüde hırslı ve cüretkâr insanlardan yararlanmak hiç de kötü bir yöntem değildir, ancak guruplar birbirine girmesin diye orta yolu bulup itidalli olacak başka danışmanlara da gerek vardır, zira doğrultucu unsur olmazsa, gemi aşırı yalpalar.

(…) Gerçekten de yöneticiler yükselme hırsından ziyade, sorumluluk duygusuyla hareket eden kişileri tercih etmelidir. (…) Yine krallar, kendilerini tam anlamıyla işe veren, eli açık insanlar ile gösterişe hazır insanlar arasında ayrım yapabilmelidir. (s. 165)

Gençlik ve Yaşlılık Üzerine

(...) Gençler yargıdan ziyade keşfe, güvenilir öğüt veren mekanizmadan ziyade iş yaptırılmaya ve bildik işi yürütmekten ziyade çığır açmaya daha uygundur. Öyle ki, yaşlıların tecrübesi, o tecrübenin kapsadığı işleri yönetebilirse de, yeni işlerde yanıltıcı olur. Çoğu kere gençlerin yanılgıları işleri altüst eder. Buna karşılık, hiç kuşku yok ki, yaşlıların yanılgıları bazen işlerin daha hızlı ve tümüyle halledilmesini engelleyebilir. Gençler, (…) yanlışlarını kabul etmeye ya da anlamaya yanaşmadıkları için, ne durmayı ne  de dönmeyi kabul eden dikbaşlı atlara benzerler. Yaşlılar ise fazlasıyla şikayetçidir, bazen zamanlarını gereğinden fazla düşünerek harcarlar, tehlikelerle yüzleşmekten bilhassa çekinirler, kendilerini hemen pişmanlığa kaptırırlar, işleri nadiren de olsa tam zamanında bitirirler ve ortalama düzeyde bir ilerleme kaydetmekle yetinirler. Hiç kuşku yok ki, iş esnasında yaşlılardan ve gençlerden onları karıştırarak yararlanmak iyidir, zira iki çağın da birbirinin eksik yönlerini örten nitelikleri olduğu için, bu yöntem yararlı olacaktır.(…) Hahamlardan biri Kutsal Kitap’ta bunu dile getirir (Gençlerimiz görüntüler görecek, yaşlılarımız ise düşler) (Eski Ahit, Yoel 2.28), yani gençler Tanrı’ya (s. 186) yaklaşmaya yaşlılardan daha uygundur, zira görüntüdeki ilham, rüyadan daha açık ve nettir. (s. 187)

Güzellik Üzerine   

Erdem değerli bir taş gibidir, en iyisi de süssüz olanıdır. (s. 189)

(…) Güzelliğin başlıca ilkesinin davranış inceliği olduğu gerçekse, o halde ileri yaştaki kişilerin daha sevimli görünmelerine de şaşmamak gerekir: Euripides bunu şöyle dile getirir: Güzellerin güzel sonbaharı. (…) Güzellik çarçabuk çürüyen bir yaz meyvesi gibidir, uzun süre dayanmaz. Güzellik insanı gençliğinde darmaduman ederken, yaşlılığında pişmanlığa sürükler: Bununla birlikte insanın güzelliği erdemlerini parlatırken kusurlarını örter. (s. 190)   

Çirkinlik Üzerine

(…) Kişiliğinde hor görülmesine neden olacak bir niteliği bulunan insan, her daim, kendisini hor görülmekten kurtaracak bir gücün peşindedir. Bu yüzden çirkinler her daim fazlasıyla ataktır.(s. 191)

Yapılar Üzerine

Evler içlerinde yaşayalım diye inşa edilir, onları seyredelim diye değil. (…) Güzel bir evi kötü bir çevreye inşa etmiş kişi, kendisini hapse tıkmış gibi olur.(s. 193)

Yandaşlar, Yoldaşlar ve Dostlar Üzerine

İnsan, kuyruğundaki tüyleri artırayım derken, kanatlarındaki tüylerden de olmamak için masraflı yandaşlardan biraz uzak durmalıdır. Masraflılardan anladığım da, sadece keseye dokunanlar değil, aynı zamanda istekleriyle bunaltan, kaba yaradılışlı insanlardır. (…) Yine uzak durulması gereken hizipçi yandaşlar ve dostlar, kendilerini başkalarına adamaz, tek yaptıkları, kendilerine düşkün olup yine kendilerine çalışmak ya da başka birine öfkelenmektir. (s. 211)

(…) Gerçek dostluğa yeryüzünde nadiren rastlanır ve pek azı atalarımızın övdüğü türden, eşit kişiler arasında yaşanır. Gerçekte olansa, talihleri tarafından birbirine bağlanabilmiş, yüksek ve alçak mevkideki insanların dostluğudur. (s. 213)

Öğrenim ve Kitap Okuma Üzerine

Öğrenim ve kitap okuma, düşüncelere dalmaktan haz duymayı, dil inceliğini ve kişinin işleri yoluna koymasını sağlar. (…) İlim, karakteri tamamlar, bunun yanında ilmin kendisi de deneyim sayesinde tamamlanır. Öyle k, doğal (s. 219) nitelikler, budanmamış, makaslanmamış, kendi başına bitmiş otlara benzer, buna karşılık ilim deneyimle pekiştirilmezse verdiği öğütler fazlasıyla genel olur. Kurnaz insanlar ilmi küçümser, sıradan insanlar ona hayrandır, bilgeler ise onun nimetlerinden olabildiğince yararlanır; kuşkusuz ilim kendisinden nasıl doğru yararlanılacağını hakkıyla öğretmez, aksine bunu sağlayan, ilmi aşan ve onun ötesine geçen bilgeliğin kendisidir, ki o da büyük ölçüde gözlemden meydana gelir. Ne karşı çıkmak, ne tartışma savaşlarında şiddetle bir şeyler iddia edebilmek, ne öne sürülen her şeyi kabul etmek, ne yazarın sözcükleri üzerine yemin etmek, ne de en nihayetinde konuşmalarda kendinle övünebilmek için kitap okumalısın; aksine bilgini pekiştirmek, derinleştirmek ve yargını belli bir derecede kullanabilmek için okumalısın. Tadımlık kitaplar vardır; kimi kitapların da tekrar tekrar okunarak yutulması gerekir. Demem o ki, bazı kitaplar vardır, kısım kısım göz atılır; başka bazı kitaplar vardır,  baştan aşağı okunur, sayfaları bir çırpıda çevrilirken; çok az kitap vardır ki, sayfaları dikkatle çevrilir ve her sayfasına özenle göz atılır. (…) Okuma, insanı olgun ve tam teşekküllü, tartışma ve konuşmalar ise kıvrak zekâlı ve hazırcevap kılar; yazma ve bilgilerin derlenmesi okunanları zihne kazır ve derinlemesine yerleştirir. (…) Tarih okumak insanı bilge, şiir okumak zeki, matematik ilmini okumak ise ağırbaşlı kılar; doğa felsefesi yargıyı derinleştirir, ahlâk felsefesi ise davranışlara ağırlık katar, diyalektik ve retorik dikbaşlılık ve tartışmada kıvraklık kazandırır: (Birinin söylediği gibi) “Öğrenim davranışlara nüfuz eder.” (Ovidius, Heroides 15.83.) (s. 221)

Partiler Üzerine

Kuşkusuz, birçok kişi, kralın devletini yönetirken ya da büyük bir adamın eylemlerini kontrol ederken, güçlenmiş partileri bilhassa gözetmesi gerektiğini, hatta bunun bilgeliğin temel bir ilkesi olduğuna dair hiç de sağlıklı olmayan bir görüşü savunur. Oysa en büyük bilgelik, ayrım gözetmeksizin herkesi ilgilendiren ve farklı partilerdeki insanları bir araya getiren meseleleri yoluna koymak, bireyleri tatlı dille ikna edip birleştirmek ve uzlaştırmaktır. (s. 223)

(…) Gerçekten de çoğu kimse asıl muhalefetteyken güçlüdür, buna gerek kalmayınca da, çok geçmeden faydasız oluverirler. Sıkça meydana geldiği gözlemlenen bir başka şey de, çok sayıda insanın, oy toplayıp, kuşattığı konuma yerleşince, rakip partiye de yanaşmasıdır; belki de böyleleri mevcut partinin kendisine olan bağlılığının ve desteğinin kesin olduğunu, bu yüzden kendisini yeni dostlar arasına katması gerektiğini düşünür. Partiler arasındaki kaypak biri, çoğun kazançlı çıkar, zira terazinin kefeleri çok uzun süre hareketsiz kaldıktan sonra, nihayet sadece bir kişinin diğer kefeye geçmesi zaferi getirir ve herkes ona şükran borçlu olur. Saflar arasında tarafsız hareket etmek, hiçbir yöne eğilim göstermemek, her daim ölçülü bir arzudan kaynaklanmaz, kurnaz bir düşünceden de kaynaklanır: Sadece kendi çıkarını gözeten biri olmakla birlikte iki karşıt partiden de yarar sağlayabileceğini umut eder. (s. 224)

Görgü Kuralları ve İncelik Üzerine

(…) küçük erdemler daima işe yaradığı için büyük övgüler toplar, insanların gözüne takılır. Buna karşılık büyük bir erdemi hayata geçirme fırsatı kesinlikle nadiren doğar. Bu yüzden böyle bir erdemin, kişinin şanına ve saygınlığına büyük katkısı olur ve (Kastilya Kraliçesi Isabella’nın hep söylediği gibi) insan incelik ve görgü kurallarına uyuyorsa, âdeta asla değerini yitirmeyen tavsiye mektuplarına sahip sayılabilir. (s. 227)

(…) Görgü kurallarına uygun davranışları başkalarından esirgemek, onlara aynı kuralları senden esirgemelerini öğretmek gibidir, bu anlaşma gereğince sen de kendini değersizleştirmiş olursun. (…) Yakın akranlarınız arasındayken kendinizi biraz geri çekmenizde ve saygıyı ihmal etmemenizde, buna karşılık sizden aşağıda olan kişiler arasındayken resmiyetin devam etmesinde herhangi bir sorun olmasa gerek, böyle insanlar arasındayken kibar davranmanız  ve bir yakınlık kurmanız da sakıncalı değildir. Bir konuşmada ya da bir meselede insanları bıktıracak kadar aşırıya kaçan biri, kendi değerini düşürür. Kendinizi başkalarına adamanız iyi bir şeydir; öyle yapın ki bunun uysallığınızdan değil, dostluğunuzdan ve nezaketinizden ileri geldiği düşünülsün. Küçümsenmemesi gereken bir ilke de şudur: Başkasının görüşüne katıldığınızda her daim kendi fikrinizden de bir şey ekleyin. (s. 228) (…) İnsan kaidelere aşırı takılırsa ya da fırsatı ve zamanı seçmeye  fazla meraklıysa, bu durum işlerine zarar verir. Süleyman der ki: “Rüzgârı gözeten ekemez, bulutlara bakan asla biçemez.” (Eski Ahit, Vaiz XI.4) Bilge bulduğundan daha çok fırsat yaratacaktır. İnsanların dış dünyadaki davranışları, aşırı muntazam ve vücudunu sıkan değil, aksine rahat çalışmasını ve istediği hareketi yapabilmesini sağlayan kıyafetlere benzemelidir. (s. 229)

Övgü Üzerine

Övgü erdemin yansımasıdır, aynalarda olduğu gibi, cismin doğasından yansıtacağı şeyi gösterir. Övgü avamdan geliyorsa, yansıma büyük ölçüde bozuk ve kusurlu olur, dahası gerçek erdeme sahip olanlardan ziyade boş ve şişirilmiş kişilere eşlik eder. (…) Hiç kuşku yok ki ün, hafif ve şişkin şeyleri üstünde taşıyan, ağır ve sert şeyleri ise dibine çeken bir ırmağa benzer. Muhakeme gücü ve itibarı yerinde olan insanlar, avamla uzlaşırsa, Kutsal Kitap’ın bahsettiği durum oluşur: “İyi bir isim güzel kokan bir merheme benzer.” (Eski Ahit, Vaiz VII.2) (s. 231)

(…) Bazı övgüler de saygıyla karışık iyi niyetten doğar; kuşkusuz bu tarz övgüler, krallar ve ziyadesiyle saygın insanlar için bir gerekliliktir: Överek eğitmek. (Plinius, Epistulae 3.18) (…) Bazen kötü niyetle, kıskançlık uyandırsın ve nefrete yol açsın diye, övgülerle şişirilmiş insanlar da vardır, “en kötü düşman türü övenlerdir.” (Tacitus, Agricola 41). (…) Ancak yerinde, ölçülü ve kaba olmayan övgülerin onur ve yücelik kattığı doğrudur. Süleyman’ın sözüdür: ”Gece kalkıp, yakınını yüksek sesle öven, beddua edene benzeyecektir.”(Eski Ahit, Özdeyişler XXVII.14). (s. 232)

Yargıcın Yükümlülüğü Üzerine

(…) Gerçekten de, haksız bir karar, birçok haksızlık örneğinden daha çok zarar verir, zira haksızlık örnekleri en çok küçük ırmakları, haksız karar ise kaynakları etkiler. Süleyman şöyle der: ”Kötünün önünde davasından vazgeçen adil (s. 243) insan suyu bulanmış pınar veya kirlenmiş kuyu gibidir.” (Eski Ahit, ÖzdeyişlerXXV.26) (…) zira yasaların işkencesinden daha kötü bir işkence yoktur. (s. 244)

(…) Nitekim (Kutsal Kitap’ın dediği gibi) “Çalılardan üzüm toplanmaz” (Yeni Ahit, Matta VII.16) adâlet de açgözlü ve kazanç peşinde koşan yazmanların ve memurların sık çalıları ve dikenleri arasında tatlı meyvelerini veremez. (s. 246)

(…) Yargıçların her şeyden önce Romalıların On İki Levha’sının şu son satırını akla kazıması gerekir: “En temel yasa toplumun esenliğidir.” (…) Nitekim havarinin insanî yasalardan daha üstün olan yasayla ilgili şu deyişi, yüreğinde hissedebilsin: “Biliyoruz ki, yasa ancak doğru kullanıldığında iyidir.” (Yeni Ahit, Timotheus’a Mektup I.1.8.)

Öfke Üzerine

(…) “Öfkeleniyorsunuz, ama günah işlemeyin, öfkenizin üzerine Güneş batmasın.” (Yeni Ahit, Efeslilere Mektuplar IV.26)

(…) Güzel söyler Seneca: “Öfke bir şeyin üzerine düşerken kendisini de parçalayıp un ufak eden göçüğe benzer.” (Yeni Ahit, Luka XX.18.) (s. 249) (…) Kutsal Kitap cesaretlendirir: “Yaşamımızı sabırda kazanalım.” (Yeni Ahit, Luka XXI. 19)

(…) Zira kimse kendisinin zarar gördüğünü hissetmedikçe öfkeye kapılmaz, dolayısıyla zayıf yaradılışlı ve hassas kimselerin hemen öfkeye kapılması kaçınılmazdır, sert mizaçlı insanların pek umursamadığı birçok şey böyle insanlara üzüntü verir. (…) Gerçekten de, küçümsenme düşüncesi öfkeyi körükler, hakaret ise keskin hale getirir. (…) En nihayetinde aşağılanma düşüncesi ya da gerçekten de insan onurunun lekelenmesi ve kötülenmesi öfkeyi körükler ve katlar. (…) Ancak öfkenin bütün kötü yanlarına en iyi gelen şey, zamana bırakmak ve insanın kendisini, eline daha büyük bir fırsat geçecekmiş gibi intikam vaktinin henüz gelmediğine ikna etmesi, dahası bu sayede yüreğindeki hareketliliği dindirerek öfkesini başka bir zamana saklamasıdır. (s. 251)

Nesnelerin Değişimi Üzerine

Süleyman der ki, “Yeryüzünde yeni hiçbir şey yok.” (Eski Ahit, Vaiz I.10). Nasıl ki Platon tüm bilginin anımsamadan başka bir şey olmadığını düşünmüşse, Süleyman da “Her yeniliğin aslında unutmadan başka bir şey olmadığını” (Eski Ahit, Vaiz I.11) söylemiştir. (s. 253)

(…) Nitekim Romalıların, Türklerin, İspanyolların ve diğerlerinin imparatorluklarında da görüldüğü gibi, bir devlet çok büyük bir güce erişti mi, çok geçmeden, sele neden olan, taşmış bir nehre benzer.

(…) Bir devletin gençliğinde ordusu, orta yaşında eğitimi ve daha sonra bir gecikmeyle, çöküş çağında iki unsuru gelişir: teknik yetenekleri ve ticareti. Eğitimin de bebeklik dönemi vardır, daha hafif ve çocuksu olduğu bir dönem. Bunu gençlik izler, taşkınlık yaptığı ve her türlü diriliği tattığı dönem. Ardından olgunluk çağı gelir, daha sağlam ve daha keskin olduğu dönem. En sonunda ise kuruduğu ve tükendiği yaşlılığı bastırır, bununla birlikte gevezeliğiyle kalır. Kuşkusuz buradan çıkan sonuç şudur: Baş dönmesinden mustarip olmamak için, bu değişim tekerleğine uzun süre göz gezdirmemeliyiz. (s. 260)

Derleyen: Mehmet Yavuz AY -  Hertaraf Haber Kültür Sanat 

05.09.2018 

DENEMELER / Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü

Francis Bacon - Türkiye İş Bankası Yayınları, Ekim 2017, İstanbul

Yorum Ekle
Yorumlar
Erdoğan Dönmez

06.09.2018

Yönetimdeyken işleme konup uygulanabilecek dört temel kusur vardır: Aşırı geciktirme, rüşvet, kabalık ve yumuşaklık. (s. 47) 500 yıldır problemimiz ayni demekki.
Mahmut AY

06.09.2018

Toplumun içinde yer alan ve her an karşılaştığımız bire bir yaşadığımız olgu ve olaylarda yer alan veya alacak konuları bir anekdot güzelliğinde yazmışsın teşekkür ederim. Faydalı oluyorsun, faydalanıyorum.
İlhami Büyükbaş

05.09.2018

Bize ait değerleri kendi insanımızda aktarma yerine ki geleneğimiz dolu bu insanlarla erdemin batıdan geldiği savını destekler bir aktarım. Medeniyet tektir o da batı medeniyetidir tezine destek mi? Sözleri yatsımıyorum elbette
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye