19 Ekim 2019 Cumartesi •

Cahit Sıtkı’dan 84 yıllık hikayeler

10.07.2019

Cahit Sıtkı Tarancı’nın gazete sayfalarında kalmış, ‘Gün Eksilmesin Penceremden’ adlı kitabına dahil edilmemiş 39 öyküsü ilk kez kitaplaştırıldı. Necati Tonga, arşivde yaptığı titiz bir çalışmayla Tarancı’nın 1935-1947 yılları arasında gazetelerde yayımlanan bu öykülerini ‘Yağmurdan Sonra Güneş’ isimli kitapta topladı. Tonga, hikayelerinde genelde hayatı, aşkı, aile ilişkilerini işleyen Tarancı’nın tarzını Çehov’a benzetiyor. Tonga ile Tarancı’nın hikayeciliğini konuştuk...  

Cahit Sıtkı Tarancı’nın öykülerini bir araya getirme fikri nasıl ortaya çıktı? Daha önce 43 öyküsü bir araya getirilmişti. Bu kitapla sayı 82’ye çıktı. Nasıl bir hazırlık ve araştırma süreci geçirdiniz? 

Uzunca bir zamandır eksik isim ve metinlerle sağlam bir edebiyat tarihi yazılamayacağını düşünüyorum. Bu yüzden de meçhul şairlerin, yazarların ve metinlerin peşinde araştırmalar yapıyorum. Kütüphanelerin süreli yayınlar bölümlerinde epeyce dergi-gazete taradım, taramaya da devam ediyorum. Edebiyat tarihimiz meçhul şairlerle ve yazarlarla dolu bir mezarlık gibi. Ünlü ediplerimizin külliyatlarına girmemiş metinleri de süreli yayınlardaki derin kuyularında araştırmacıları bekliyorlar. Bu minvalde Nâzım Hikmet, Yusuf Atılgan, Nurullah Ataç, Behçet Necatigil, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Orhan Veli’nin unutulmuş metinlerinden bazılarını yayımladım. Abdülhak Hamid Tarhan, Ahmet Haşim, Sabahattin Ali, Ahmet Muhip Dıranas, Arif Nihat Asya, Ahmed Arif, Ziya Osman Saba, Turgut Uyar ve Edip Cansever’le ilgili metinler de bilgisayarımın sarı klasörlerinde sabırsızlıkla yazılacakları günü bekliyorlar. Bu çalışma sürüyor, şimdilik bitecek gibi de görünmüyor.

Periyodik taramalarım esnasında Cahit Sıtkı’nın kitaplarına girmemiş metinleriyle karşılaşmıştım. Yalnızca hikâyeleri değil; romanı, tercümeleri, yazıları ve mektuplarıyla da… Bulduğum metinleri 2018’in başlarında Can Yayınları’na sundum ve bu proje büyük bir heyecanla karşılandı. Önce romanıyla başladım, Hafta mecmuasından derlediğim ‘Korkuyorum’, 2018’de hikâye kitabına eklenerek yayımlandı. Tarancı’nın bazı hikâyelerinin kitaplarında yer almadığını görmüştüm. Bu hikâyelerin sayısı; önce çok azken taramalarım devam ettikçe kitap çapında bir yekûna ulaştı. Sonra Ramazan Korkmaz ve Şaban Sağlık hocalarımın şair üzerine hazırladıkları kitaplarda Tarancı’nın hikâyelerinin birer listesini sunduklarını fark ettim. Aylar süren taramalarıma devam ettim, kitabı hazırlarken bu listeleri de sağlama yapmak amacıyla daima göz önünde bulundurdum. Hikâyelerin büyük çoğunluğu Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı, bununla yetinmedim ve şairin hayatta olduğu dönemdeki bütün dergi ve gazeteleri incelemeye çalıştım. Ve neticede ‘Yağmurdan Sonra Güneş’ doğmuş oldu. 

Cahit Sıtkı Tarancı şiirlerinde yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer verirken öykülerinde daha çok hangi konuları işlemiş? Şairliği ve öykücülüğünü karşılaştırdığınızda neler söylersiniz? 

Tarancı’nın öyküleri, tematik anlamda oldukça renkli bir görünüm sergilemekte. Elbette ölüm ve yaşama sevinci, Tarancı’nın şiirlerinin olduğu gibi hikâyelerinin de merkezinde yer alan temalar. Ölümü ve öte dünyayı sorgulayan, fakat hayata sımsıkı bağlı olan Cahit Sıtkı; hikâyelerde de karşımıza çıkmakta. Şair ‘ben’in kendini kuvvetle hissettirdiği, okuru kendine çeken şiirli metinler... Bununla birlikte hikâyelerdeki temaların daha bir çeşitlilik kazandığı görülmekte. Şiirlerinden farklı olarak aşkı, aile ilişkilerini, insanı ve hayatı daha geniş bir perspektiften ele alan; ‘usta bir şairin hikâyeleri’ olmaktan çok daha değerli metinlerle karşı karşıyayız. Tarancı’nın hikâyelerinin şairliğinin gölgesinde kaldığı meselesi tekrarlana gelen yanlış bir yorum bence. Gerek ‘Gün Eksilmesin Pencerem’deki gerekse ‘Yağmurdan Sonra Güneş’teki metinler, Tarancı’nın hikâye üzerine düşünen bir kalem ve usta bir hikâyeci olduğunu açıkça göstermekte. 

Tarancı’nın daha çok Çehov tarzı öyküler kaleme aldığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz? 

Cahit Sıtkı’nın çoğunlukla olayı ön plana çıkaran, serim-düğüm-çözüm bölümleri olan Mauppassant tarzı olay hikâyeleri yazmadığı görülmekte. Bazı hikâyeler olay eksenli ilerlese de daha çok ‘an’ı yansıtan, merak ve heyecandan çok bir ‘durum’a yoğunlaşan metinlerle karşı karşıyayız. Bu bakımdan onun hikâyelerini Çehov tarzı hikâyeler olarak nitelemek yanlış olmayacaktır kanaatindeyim. 

Kitabın adı neden ‘Yağmurdan Sonra Güneş’? 

Ayrım yapmak zor fakat ‘Yağmurdan Sonra Güneş’, kitaptaki en güzel hikâyelerden biri. Bu metin, aynı zamanda Tarancı’nın hikâye anlayışını net bir şekilde yansıtmakta. Kitaptaki hikâyeler, umarım yağmurdan sonraki güneş gibi okuyanların içlerini ısıtıp, edebiyat sevgilerini artırır. 

POPÜLER HİKAYELERİNDE CEVAD SADIK İSMİNİ KULLANMIŞ

Tarancı, bazı hikâyelerinde müstear isim kullanmış. Neden bazı öykülerinde müstear isim var bazılarında yok? Bu konuda dikkatinizi çeken bir ayrıntı oldu mu? Mesela Cevad Sadık ismi nereden geliyor?

Kitapta toplam 39 hikâye var. Tarancı bu kitaptaki hikâyelerinin 13’ünü Cevad Sadık müstear ismiyle, geriye kalan 26’sını ise Cahit Sıtkı Tarancı imzasıyla yayımlamış. Şairin bazı tercümelerinde İrfan Kudret ve romanında Cemil Sıtkı imzalarını kullandığını biliyoruz. Cevad Sadık müstearıyla yayımlanan hikâyelerle diğerleri arasında şu farkı gözlemledim: Tarancı, bugün adına gazete hikâyesi diyebileceğimiz popüler metinlerde Cevad Sadık müstearını; sanat yönü ağır basan, kimliğini gizlemekten sakınmadığı, daha şiirli hikâyelerinde ise bizzat kendi imzasını kullanmakta. Cevad Sadık müstearına gelince… Biliyorsunuz Cahit Sıtkı, Mülkiye mezunu bir şair… Mülkiye dergisini tararken 30’lu yıllarda Cevad Sadık imzalı üç-dört yazıyla ve bazı çevirilerle karşılaşmıştım, lakin bu metinler uluslararası ilişkilere ve siyasete eğilen teorik yazılardı. Fakat tam da Tarancı’nın Mülkiye’de öğrenci olduğu dönemde kaleme alınmışlardı. Bir soru işareti koyarak Cevad Sadık’ın Tarancı’nın Mülkiye’den tanıdığı biri olduğunu, bu isimle aşinalığından dolayı şairin bu müstearı seçmiş olabileceğini düşünüyorum

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Dürümiye / Lezzete Davetiye