Birder Genç Hareketi  “Islahat Önderleri” Paneli düzenledi.
Balgat Çözüm Akademi Okulları / Akademi Temel Lisesi

Birder Genç Hareketi “Islahat Önderleri” Paneli düzenledi.

10.04.2017

Birder Genç Hareketi  “Islahat Önderleri” Paneli düzenledi.

Birder Genç Hareketi  “Islahat Önderleri” Paneli düzenledi.

 

Ankara’da faaliyet gösteren Bilgi ve İrfan Derneği (BİRDER) Gençlik Hareketi, “Islahat Önderleri” Paneli düzenledi. Birder konferans salonunda gerçekleşen panele katılım yoğun oldu.

 

Panel de, Islahat Önderlerinden; Mevdudi, Seyyid Kutup ve Roger Garaudy ele alındı.

 

Panalisler , Gençlik Hareketi Mensuplarından Muhammed Sefa Güzel’in oturum başkanlığında; Ömer Budak, H. İbrahim Medet, Ömer Ekinci’nin panelist olarak katılması ile başladı.

 

Muhammed Safa Güzel yönetiminde gerçekleştirilen panel Hafız Yusuf Dalaz’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

 

Panelde Seyyid Kutub'u, H. İbrahim Medet, Mevdudi'yi, Ömer Budak, Roger Garaudy'i, Ömer Ekinci anlattılar.

 

BİR FİKİR ve EYLEM ADAMI : MEVDUDİ

 

Panalistlerden Ömer Budak; Mevdudi’nin Hayatı, Katıldığı Hareketler, Çalıştığı Basın yayın organları, İlim Tahsili, Hareketi Fikirleri ve İslam dünyasına etkileri üzerinde durdu.

 

Ömer Budak Mevdudi’nin Çeşitli dallarda ve değişik alimlerden ders aldığını ve genç yaşlardayken Arapça’ya iyi hakim olduğunu ve o yaşlarda El Mer’etü’l Cedide (Modern Kadın) kitabını Arapçadan Urducaya çevirdiğini belirtti.

 

Mevdudi’nin 1926 yılında Fatihpuri Camii İlahiyat Fakültesi tarafından alimlik icazeti aldığını, 1932 yılında “Tercumanu’l-Kur’an” dergisini devraldığını söyledi.

 

Dergide yayımlanan makalelerin çoğunu kendisini yazdığını, basım işlerinin tamamını o yürüttüğünü,  O dönemki bazı alimlerde dergide makaleler yazınca derginin Hindistan çapında prestiji arttığını,  ölene kadar bu derginin editörü olarak kaldığını belirtti.

 

Değişik yerlerde Paneller , Konferanslar ve eğitim çalışmaları verdiğini belirten Ömer Budak, Mevdudi’nin, 1940’ta kabul edilen Pakistan Karar Tasarısı’ndan sonra kendi dergisinde “Sağlam Bir Cemaate İhtiyaç başlığında bir yazı dizisi ele aldığını ve bunu benimseyen alimlerle beraber 1941 yılında “Cemaat-i İslamı” kurdu, yapılan uzun toplantılar sonucu liderlik için ise, yaşça en küçükleri olan Mevdudi’yi  seçtiklerini belirti.

 

Mevdudi’nin İslam devletinin kurulması için ülkeyi baştan başa dolaştığını söyleyen Budak, bu çabasının kitleleri harekete geçirdiğini ve durumun Muhammed Ali Cinnah’ın iktidarından sonraki iktidarı rahatsız ettiğini belirterek şunları kaydetti:” O’nu devlet düşmanlığı ile suçlamışlardı, Kendisini susturmak için mahkemeye dahi çıkarmadan 4 Ekim 1948’de tutukladılar. Mevdudi’nin “Keşmir’de özgürlük mücadelesi vermek cihad değildir” diye fetva verdiğini ilan ettiler. Ancak durumun böyle olmadığı o dönemde bazı siyasiler tarafından beyan edilmişti. 20 aylık bir tutuklanmanın ardından kamuoyunun büyük tepkisi yüzünden 28 Mayıs 1950’de serbest bırakıldı. Mevdudi hapiste olmasına rağmen burada birçok kitap yazdı ve Tefhimu’l Kur’an tefsirine burada başlamış oldu.”

 

İNSAN HAKLARI İLK ÖNCE VEDA HACCINDA TESPİT EDİLDİ

 

Mevdudiye göre,  İnsan hakları konusunun Batı’da ancak iki yüzyıllık bir mesele olduğunu buna karşılık hem Kur’an’da hem de Hz. Peygamber (sav) ‘in Veda Haccı’nda insan hakları prensiplerinin tespit edildiğini söyledi.

 

Onun verdiği yirmi maddelik haklar listesinde, batılılar tarafından açıklanan insan hakları beyannamesiyle örtüşen bazı noktalar olduğu gibi sadece İslam’a has olan maddeler de olduğunu, bunların;  “bireyin iyiliği destekleme, kötülüğe karşı koyma, günahtan sakınma, zalime boyun eğmeme” gibi haklar sayılabilir.

 

Mevdudi’nin;  ırka, dile ve coğrafyaya bağlı milliyetçiliğe karşı olduğunu; zira milliyetçiliğin Mevdudi için nazari değil pratik bir mesele olduğunu söyledi.

 

Mevdudi’nin en büyük gayesinin  Pakistan’ı dünyaya örnek teşkil edecek bir İslam devleti kurmak olduğunu belirten Ömer Buda , devamında ise;  Üstad Mevdudi bütün yazılarında Kuran ve Sünneti referans göstererek dinin kanun olduğunu, dinin ahiret olduğunu, dinin adalet  sistemi olduğunu söyledi.

 

Mevdudi’nin görüşlerinin  20. Yüzyıldaki İslami hareketlerin teşekkülünde etkili olduğunu; otuzu aşkın dile çevrilen eserleri, şahsi ilişkileri ve ziyaretleri sayesinde Avrupa, Kuzey Amerika, Afrika ve bütün Asya’ya ulaştığını, çok geniş bir coğrafyada Müslüman aydınlara ve siyasilere tesir ettiğini söyledi.

 

Daha Sonraki Panelist ise H. İbrahim Medet, Şehit Seyyid Kutub’u anlattı.

 

Seyyid Kutub’un genç yaşta hafızlığını bitirdiğini belirterek sözlerine başlayan H. İbrahim Medet, Hafızlığının yanında edebiyat alanında da kendisini geliştirdiğini, Üniversite yıllarında edebiyat halkaları oluşturmaya başladığını belirtti.

 

Kutub’un Gördüğü Amerika

 

Medet, konuşmasında Seyyid  Kutub’un Amerika da geçirdiği sürede batı toplumunun ilkel ve vahşi olduğu  kanaatine vardığını belirterek şöyle devam etti : “ Seyyid bu ilkel insanlar arasında sosyal adalet ve medeniyet sorgulamaları yapıyor ve her düşüncesi onu İslam’a doğru yönlendiriyordu. Kutub Amerika toplumunun aile hayatında, ilkel mimari, sanat ve gıda alanlarında zevkten yoksun sporda ise vahşi olduğunu arkadaşlarına yazdığı mektuplarda ve makalelerinde sıkça dile getirmişti.  Yaklaşık iki sene Amerika da kalan Seyyid Hasan El-Benna’nın şehit edilmesine karşı batılıların takındığı tavırla beraber cahiliye hayatıyla bugünü arasına aşılmaz engeller koymuştu.”

 

Mısır’a dönüş Ve İhvan:

 

Daha sonra Mısıra bu duygularla döndüğünü söyleyen H. İbrahim Medet;  Seyyid Kutub’un  hem içinde bulunduğu kuruma yönelik eleştirilerine devam ettiğini, hem de insanlığın tek kurtuluşunun İslam olduğunu haykırdığının altını çizdi.

 

Daha sonra ise  Seyyid Kutub’un; müfettişlik görevinden istifa ettiğini ve  üniversitede başlayan öğretim üyeliğiyle eş zamanlı olarak İhvanı Müslim’in bünyesine katıldığını söyledi.. Cemaate katılmasının  daha çok konjenktürel olsa da, artık cemaatin kaderi ile Seyyid Kutub’un kaderinin bağımsız düşünülemeyecek kadar aynileştiğini dinleyicilerine aktardı.

 

 İhvan’ın misyonunu şu şekilde özetleyen Medet; “Batıcılıkla dejenere olan Müslüman ahlakını yeniden diriltmek ve İslam medeniyetini yeniden inşa etme. Hayatının bu evresinde hem bir eğitimci hem de cemaat bünyesinde bir aksiyoner olarak karşımıza çıkıyordu.  Kutub’un aksiyoner kişiliği cemaate yeni bir ivme kazandırmış ve ihvanı siyasetin merkezine atmıştı.

 

El-Dava’da yayınladığı makaleler ile cemaatin ideoloğu haline gelen Kutub  her ne kadar cemaatin ideoloğu olsa da, kısa süreli yayın müdürlüğü haricinde ihvanın yönetim kademesinde hiçbir görev almamıştır.” Dedi

 

İlk hapis ve Şehadete Uzanan Yol

 

İhvan ve Nasır arasındaki mücadele sürerken bir  yandan da Kitap ve makaleler kaleme aldığını belirten H. İbrahim Medet, konuşmasını şöyle sürdürdü: “ Seyyid Kutub, firavunun tahtını iyice sarsıyordu. Düzmece bir suikast düzenleyen nasır hem yönetimini meşrulaştırmış hem de, İhvanı düşman olarak ilan etmişti. Kutub ve beraberindeki 10 bin cemaat üyesi böylece hapse düşmüştü. 12 sene hapisle yargılanan Seyyid Kutub’a akıl almaz işkenceler uygulanıyordu. Ama bu işkenceler Kutub’u sindiremiyordu, aksine tavizsiz kişiliğini iyice perçinliyor imanını ve davasına sadakatini artırıyordu. Bu ilk hapis sürecinde FiZİLAL-İl KUR’AN’ı  yazmaya başlamıştı. Seyyid Kutub’un hapisten çıkması firavunla hesaplaşmasına ivme kazandırmıştı Ve bir sene süren mücadelesini Yoldaki İşaretler kitabıyla taçlandıran Kutub yeniden hapse düşmüş, firavunun emir erlerinin işkencelerine yeniden maruz kalmaya başlamıştı. Seyyid Kutub’u mücadelesinden alıkoyamayan nasır ve yandaşları ona uzlaşma teklifinde bulunmuşsa da Seyyid Kutub bu teklifleri mertçe reddetmiş ve 16 yıl süren cihat’tan sonra şehadet makamına ulaştı. Tevhid ve adalet merkezli mücadelesini şehadetle taçlandıran Kutub’u anlamak inşallah bizleri de şehitlik makamına ulaştırır.” dedi.

 

Seyyid Kutub’un fikirlerine genel bir bakış

 

Seyyid Kutub’un  İslami olmayan her yönetim biçimini cahiliyye olarak tanımlamada net olduğunu söyleyen Medet, Seyyid Kutubİ Akide bağı- İnanç Kardeşiliği dışındaki bütün bağları basit bayağı ve geçici bağlar olarak gördüğünü belirtti  ve La ilahe illah’ı yürekten söyleyen herkesi kuşatan bütüncül bir İslam anlayışına sahip olduğunu söyledi.. Yoldaki işaretlerde de,  Müslümanın Milliyeti Akidesi olduğunu da söyledi.

 

Seyyid Kutub fikriyatının tem özelliklerinden biriside Kur-an vurgusu olduğunu söyleyen konuşmacı, Bu vurgu onun düşünsel ve eylemsel hayatında boş bir slogan değil, altı şehadetle doldurulmuş bir vurgu olduğunu belirtti.

 

H. Medet, Kutub’un cahiliyenin tümünün aslında kula kulluk esasına dayandığını söylediğini  ve Sosyal adaletin düzmece ilahlara kullukla değil yalnız İslam’la olacağının altını çizdiğini belirterek, Seyyid Kutub’a göre,  Tevhid’le ayrılması mümkün olmayan Adaleti hayatın merkezine aldığını; kul’un Rabbi ile ilişkisi olan Tevhid ve mahlukla ilişkisi olan Adaletin birbirinden ayrı düşünülmez olduğunu söyler bu söylem günümüz İslami hareketlerinin şekillenmesinde büyük rol oynadığı ifade etti.

 

Bir entelektüel olarak Kutub’un ‘ İlkeleri’ merkeze alarak olgular üzerinden eleştiriler de yaptığını belirten H. Medet; bu sayede cahiliyye’yi şirki somutlaştırır ve somut şirke karşı somut tavır aldığını söyledi.

 

Medet Konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

 

“Seyyid Kutub alim ve hakim olan Allah’ın insanları tevhid mücadelesinde yalnız ve biçare bırakmadığının altını çizer. Ona göre islami hareket rabbani metoda uygun olmak zorundadır.

 

Bu metot tarih boyunca bütün peygamberlerin izlediği metot’dur.  Ancak bu metoda uyanların dünya ve ahirette saadete ulaşabileceğini söyler. O tabiri caizse tarihin tekerrürden ibaret olduğunu söyler onun cahiliyeden maksadı bir tavır alıştır. Vahye ve ilahi gerçekliğe karşı alınan bu tavır hiçbir zaman diliminde değişmemiştir. Bu tavra maruz kalan dava erlerinin metodu kendinden önceki peygamberlerinki ile aynı olmalıdır.

Seyyid Kutub’un en ayırıcı özelliklerinden biri ise donuk fıkıh anlayışını aşmış olmasıdır. O üretken dinamik bir fıkıh anlayışındadır. “

 

GARAUDY: BEŞERİYETİN İNSANCA YAŞAMASI İÇİN ÇIRPINAN ADAM

 

Daha sonra Panelistlerden Ömer Ekinci Roger Garaudy’ı anlattı

 

Roger Garaudy’in , ateist bir babanın ve Hıristiyan bir annenin tek çocuğu olduğunu söyleyen Ömer Ekinci; . Garaudy’in 20 yaşındayken ve o dönemde Hitler Şansölye sıfatıyla iktidara geldiğinde, o bir felsefe doçenti olduğunu belirtti 

Ekinci; Garaudy’ın ; Haklı bir davaya inanmışsanız, bedeli ne olursa olsun, onun uğrunda sonuna kadar mücadele etmelisiniz ve bu arada her eyleminizin karşınıza çıkardığı her yeni durumu da göğüsleyebilmelisiniz dediğinin altını çizdi..

 

Münazaralar

Ömer Ekinci Üniversitelere davet edilen Fransız Komünist Partisinin bütün ileri gelenleri sus pus ettirildiğini ve salondan kaçmak zorunda bırakılırken, Garaudy, her gittiği üniversitede kendisine karşı çıkan öğrencileri bile şaşkına çevirdiğini söyledi.

Yepyeni bir hayran kitlesi oluşturduğunu ve hiçbir şeyi asla menfaat veya şöhret için değil, sadece inandığı için yaptığını söyledi..

Garaudy  Komünistti; ama yüreği Allah aşkı ve yoksul sevgisiyle dopdoluydu diyen Ekinci  sözlerine şöyle devam etti:  “Allah’a inancı o kadar sağlamdı ki “Ben, Allah vardır, demeyi dahi küfür addede gelmişimdir.” diye haykırıyordu. Çünkü Allah’ın varlığıyla bütün benliği dopdoluydu. Aynen şöyle diyordu: “Ortaya bir eser koyan hiç kimse, Allah’ı inkâr edemez; tam aksine, onun varlığını hisseder. Bunu söylemese bile... Çünkü Allah orada, karşısında hazır ve nazırdır.”

 

Susturma Siyaseti

 

Ömer Ekinci ; Garaudy’in , işçi partisinden ihraç edildikten sonra dünyanın çoğu yerine konferanslar vermek için gittiğini ve aynı zamanda dünyanın değişik yerlerinin hem tarihini hem de maneviyatını daha iyi incelemek için seyahatler yaptığını söyledi.

Ekici,  konuşmasında Rager’ın ; Her zamanki gibi  haksızlık karşısındaki isyanı ve hiçbir zaman susmayan vicdanı harekete geçince, zalimlerin aleyhinde bütün tezgâhları kurma çabasına giriştiğini, özellikle Siyonist İsrail’in o dönem Lübnan’ı işgali ve Filistinli liderleri Tunus’a kaçmak zorunda bırakmış olması, Batı Beyrut yani Lübnan’da Sabra ve Şatilla kamplarında masum sivilleri öldürmesine karşı İsrail’in bu zulmünü duyurma ihtiyacı doğduğunu belirtti. Bu amaçla da Roger Garaudyın Fransa’nın bütün dünyaca tanınan ve o zamanlar en entelektüel gazetesi olan Lö Mond (Le Monde) gazetesinde, ücreti kendisi ve arkadaşları tarafından ödenen tam sayfalık bir bildiri yayımladığını, bu bildiride, İsrail’in bu terörü, bu kanunsuzluğu, bu işgalciliği, bu kanlı istilası yerden yere vurduğunu söyledi ve  bu nedenle  aleyhinde davalar açıldığını, o  sırada tam dokuz kere ölüm tehdidi aldığını belirtti.

 

Garaudy Müslüman Oluşu (1982)

 

Onun hayat hikâyesini okurken insan zihninin yaş kaç olursa olsun diri kalabileceğini gördüğünü, Garaudy’ın  İslam’a girdiğinde yaşı 69 olduğunu belirten Ömer Ekici; sözlerine şöyle devam etti: “ Bizim ülkemizde bu yaşta insanlar elinde bastonla çökmüş bir halde olurlar ve köşelerinde ölümü beklerler. Oysa diri bir zihin ölümün zaten geleceğine iman ederek ölüm gelmeden bu dünyaya dair eksik bıraktığını düşündüğü ne varsa (imani anlamda ve eylemsellik anlamına) onu tamamlamanın telaşına düşer. İşte Roger Garaudy benim için böyle bir adamdır. Ölümü beklemeyen ve ona doğru büyük bir sorumlulukla yürüyen bir adamdır.

 

2 Temmuz 1982 yılında İslam’a giren Garaudy: “Ben İslam’a bir kolumun altında Kitabı Mukaddes diğer kolumun altında Marks’ın Kapital’i ile geldim ikisini de bırakmamaya kararlıyım” diyor. Müslüman olmasına en önemli etkenlerden biri Cezayir direnişinin milliyetçilikten kaynaklanmadığını Allah’a bağlılıktan kaynaklandığını görmesi ve İran devrimidir. Garaudy İran’a gider ve Şeriati’nin ne yapmalı kitabıyla orda tanışır. Sonra bir tercih yapmak durumunda hisseder kendini. Cenevre’de 2 Temmuz 1982’de, İmam Buzuzu’nun önünde İslam’a girişin anahtarı olan tevhid sözünü söyler. Kendini bu karara ve bu kararın tüm sorumluluğuna hazır hissederek Müslüman olur. Müslüman oluşunu şu tarihi sözlerle ifade eder: “Hz. Muhammed bir hadisinde, Müslüman olmanın, elinde kızgın koru tutmak gibi olacağı bir zaman geleceğini haber verir. Tıpkı yeterli gücü ve imkanı bulunmayan Hz. Peygamberin o dönemin iki süper gücü olan Bizans’ı ve Pers’i, Allah’ın hükümranlığının yegane kanununa göre yaşamaya davet ettiği zamandaki gibi. Bugünkü meydan okumanın da, büyüklükte ondan kalır yanı yok. Çünkü dünyanın öğretmeni, efendisi ve değer yargılarının tek yaratıcısı olduğundan böylesine emin olan şu Batı’ya, şöyle seslenerek meydan okumak gerekiyor:

 

İçinde Allah’ın bulunmadığı ekonominizin vahşi usul ve uygulamalarını istemiyoruz; içinde Allah’ın bulunmadığı siyasetlerinizi, milliyetçiliklerinizi, bloklarınızı, terör dengenizi de artık istemiyoruz; İçinde Allah’ın bulunmadığı, menşeimiz ve gayelerimizle ilgili sorulara cevap vermekten aciz, salt kudrete sahip olmaktan başka ihtirası olmayan, bilimin zıttı bilimciliğinizi de artık istemiyoruz. Bir Batılı için, kendisinin Müslüman olduğunu açıklaması demek, her şeyden önce, işte bu zihniyetten kopuş demektir.”

 

Batı Medeniyetini Tanımlaması

 

Panelist Ekici; Garaudy’ın , bütün insanlığın mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşaması için, Batı’nın gururunun kırılmasına ve böylece büyüklük kompleksinden uzaklaştırılması gerektiğine inandığını söylediğini ve eğer  burnu sürtülmezse  Batı’nın, sömürgeci tavrından asla vazgeçmeyeceğinin altını çizdi…

 

İnsanlığı Allah’a Çağırmak

 

 

Ömer Ekici ; Roger Garaudy’ın , dünya çapında ve herkesi kapsayan gerçek bir medeniyetin oluşturulabilmesi için, yeryüzünün istisnanız bütün insanlarını Allah’a çağırıyor ve şöyle dediğini aktardı:

 

“Allah demek, şu bahse tutuşmaktır: Hayatın bir anlamı var! Aksi takdirde her şey abes, her şey saçmadır ve de her şey mübahtır! Bizler, Allah’ın gözetim ve denetimi altında ‘şiirleşmiş bir hayat’ yaşayabiliriz. Sanattan siyasete, sanayi üretiminden imana kadar hayatın her türlü faaliyetini ve boyutunu şiirleştirebiliriz.

 

Olup bitene teslim olmak yerine, dünyanın ve hayatının sürekli gelişimine katkıda bulunabiliriz. Mademki ‘Allah her an yeni bir yaratıştadır.’ (Rahman, 55/29), biz de her an yeni bir faaliyetin içinde olmalıyız. Unutmayalım ki bizler, kaderin köleleri değiliz. Aksine kaderin elleriyiz. Dünyanın sürekli olarak iyiye ve güzele yönlendirilmesinden kişisel olarak sorumlu kimseleriz.”

 

 

Fani Dünyaya Veda

 

Ömer Ekici, Roger Garaudy’den bahsederken şunları ifade etti:

 

“Okudukça Kur’an yaklaşıyor bana. Sanki bugün yazılmış, doğrudan bana sesleniyor.” diyen bir adam geçti bu dünyadan. Zelzele Suresi’ni okurken toprağın ayaklarının altında homurdandığını hissettiğini söyleyen bu adam Roger Garaudy’den başkası değildi. Gerçekten bunu yürekten söylemiş olmalı ki Roger Garaudy, 13 Haziran 1912’de, Zilzal suresinin sıra numarası olan 99 yaşında Paris’te vefat etmiştir.

 

Garaudy'nin cenazesi daha sonra “vasiyeti üzerine” yakılırken, yine aynı mezarlıkta bir grup Müslüman ünlü düşünür için cenaze namazı kıldı.

 

Külleri ise Marsilya kıyılarından Akdeniz'e savruldu.

 

Panel daha sonra soru cevap ve Gençlerin Ezgi dinletisinden sonra bitti.

Yorum Ekle
Yorumlar
Furkan

13.04.2017

Allah razı olsun
Yaşar Özçelik

11.04.2017

Güzel bir panel oldu. Programı yapanlari, Sunum yapanları tebrik ederim. Diğer İslam Islahat önderlerininde sunulacağı panelleri bekliyorum.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
  • Dürümiye / Lezzete Davetiye
Kardelen Sigorta 0535 828 30 05