22 Temmuz 2019 Pazartesi •

BİR SUFİ, BİR SEYYAH, BİR ŞEHİD: MAHMUD ESAD COŞAN - Ahmet GÜRBÜZ

05.02.2019

Yazarımız Ahmet GÜRBÜZ Merhum Şehid Mahmut Esad COŞAN'ın Şehadet Yıldönümü vesilesiyle  Şehid'in Hayatını ve olaylara bakış açısını değerlendirdi...

Ahmet Gürbüz,Esad Hocayı anlatırken Onun Hakkında: "Zulme, haksızlığa ve tabasbusa rıza göstermezd i. “En büyük cihad zalim sultanın karşısında hakkı haykırmaktır”, “Kim bir zalime efendim derse arş ı ala titrer” hadislerini okurken celallenir, sesi yükselirdi." diyor...

Ahmet GÜRBÜZ'ün o yazısı ile sizleri başbaşa bırakıyoruz.... 

 

BİR SUFİ, BİR SEYYAH, BİR ŞEHİD: MAHMUD ESAD COŞAN

"Ey garip bülbül diyarın kandedir
Bir haber ver gül-i zarın kandedir
Sen bu ilde kimseye yar olmadın
Var senin elbette yârin kandedir” …

Niyazi Mısrî (rha)’in enfes güftesi, Ali Şirugani Dede’nin bestesi, o günlerde pek de meşhur olmayan bu güzel ilahiyi ilk onun sesinden dinlemiş ve mest olmuştum.

O; bir mutasavvıf, bir şair, bir yazar, bir edip, bir seyyah, bir lider, bir aktivist ve bir akademisyendi.

Ama bütün bunların yanında ince bir zevk sahibi, meşk ve gönül ehliydi.

Onu anlatmak hem çok zor, hem de çok kolay. Zor; çünkü deryayı bir bardağa, bir kaba sığdırmak mümkün değil. Kolay, çünkü özel hayatı yok diyecek kadar sosyal, her anı yazmakla, konuşmakla, sohbetle, seyahatle, halkla iç içe geçmiştir.

Onun Tasavvuf anlayışı, kuşe i uzletine çekilip müritlerinin gelmesini beklemek değil, dergâhı sırtına yüklenip; şehir şehir, ülke ülke, kıta kıta, orman kamplarından deniz kamplarına, çadırlardan beş yıldızlı otellere, mescitlerden kütüphanelere, amfilerden konferans salonlarına dolaşmaktır. Onun için ne dergâh dört duvardır, ne de hudut Türki’yedir. Ama Amerika’da önünde seyreden aracın camında
‘Kalbimi Türkiye de bıraktım’ yazısını görünce, gözleri yaşaracak kadar naif ve topraklarına bağlı biriydi.

Tebliğini ve irşadını daha geniş kitlelere ulaştırmak için sürekli seyir halini tercih etmişti. Türkiye’yi köşe bucak dolaşırken; Orta Asya’dan Balkanlar’a, Kuzey Avrupa’dan Güneydoğu Asya’ya, ABD’den Kanada’ya, Hicazdan Avustralya’ya ayak basmadığı kıta, vize almadığı ülke kalmamıştır. Türk siyasilerden birçok dostu ve seveninin yanında, şehid Dudayev’le iletişimini, Bilge Kral Aliya ile rifkatini bilirdik. Cidde hava limanında pasaport işlemlerini yaptırırken öğrendim, Bosna Hersek vatandaşı olduğunu.

Bir taraftan hizmet için dünyayı arşınlarken, diğer taraftan gidemediği yerlere derdini, davasını ulaştırmak için basın yayın organları kuruyor, vakıf ve dernekler tesis ediyor, sevenlerini, küçük sermayelerini birleştirerek, eğitim, sağlık ve turizm alanlarında yatırım yapmaya teşvik ediyordu.

Üniversite gençliğiyle ilgilenmek üzere kuruluşuna öncülük ettiği Hak Yol Eğitim Yardımlaşma ve Dostluk Vakfı, siyasi ve dini alanda bilinçlenmenin mektebi sayılacak İslam Dergisi, seksenlerde kurulan Hanımların Sesi Derneği ve Kadın ve Aile Dergileri onun hizmetlerinin bayraklaştığı müesseselerdir. Bu kuruluşlar sahasının ilkleri olmakla beraber, dindar kesime kimlik kazandırma ve öz güven aşılama konusunda çok büyük hizmetler deruhte etmiştir. Onun Halil Necatioğlu müstear adıyla yazmış olduğu makaleler ve dergilerin kapak konuları ülkede gündemi tayin ederdi.

Merhum Hoca efendinin dini, siyasi, sosyal ve ekonomik sahada o gün yapmış olduğu çalışmalar, peygamber efendimizin Medine’ye hicretten sonra başlattığı hareketten ilham almaktaydı. Bunun en anlaşılır örneği; Ankara, İstanbul, Konya ve Bursa’da açtığı Fıkıh ve Hadis enstitüleridir. Buralarda İlahiyat öğrencileri yatılı olarak kalır, yerli ve yabancı hocalardan Arapça ve dini ilimler tahsil ederlerdi.

Hoca efendi (Rha) Arapça ve Farsça dillerinin yanı sıra, İngilizce ve Almanca bilirlerdi. Elli’li yaşlarında Rusça öğrenmeye çalıştığını belirtmiş ve bize de tavsiye etmişti. Kuran hafızı idi. Ama derslerini Ramuz el Ehadis isimli Gümüşhanevi (Rha) in hadis kitabından yapardı. Sohbetleri ilim hazinesi gibiydi. Sesinde herkesi kuşatıcı bir letafet gizliydi. Ayet ve hadisleri anlatırken bolca farsça ve Türkçe şiir koşar, fakat günlük hayatta İngilizce ve uydurukça kelimelere asla müsamaha etmezdi.

Zulme, haksızlığa ve tabasbusa rıza göstermezdi. “En büyük cihad zalim sultanın karşısında hakkı haykırmaktır”, “Kim bir zalime efendim derse arş ı ala titrer” hadislerini okurken celallenir, sesi yükselirdi.

Doksan yılında Vahdet Gazetesi onunla bir röportaj yaptı. Belli yazılarının üzerine ‘Şura’yı sordu. Oda; “..olabilir değil, olmalıdır, şura Allah’ın emridir” demiş, ilgili ayet ve hadisleri zikretmişti. Bu konuyla ilgili somut adımlarda atmıştı. Bütün cemaat ve kanaat önderlerine ikişer kişilik ulaklar göndermişti. Tabi bu o gün içerde ve dışarda güç odaklarının hoşuna gitmemiş ve onların hışmına sebep olmuştu. Hatta o günkü tek dini gazetenin köşelerinden birinde; spor şurası, Milli Eğitim şurası derken şimdide İslam Şurası diye dalga geçilmişti.

O şartlarda herkesin kulağına küpe olacak, İslami hareketin manifestosu kabilinden bir sohbetinde kısaca: “İslam'da cemaatle beraber olunması tavsiye edilir. Cemaatle beraber olmak "hakla", "hakikatle" beraber olmaktır! Tek başına olsa bile, hakikatle beraber olan cemaattir. Hakikatten kopmuş olanlar, milyonlarca da olsa tefrikadadır.”

“Her birinize istiklâl tavsiye ediyorum. Hür olun, hizmeti kendiniz tespit edin, yapmaya çalışın!”

“Emperyalistlerin türlü oyunları var. İslâm, bir kimsenin hizmetiyle yürüyecek hâle gelirse, o kimseyi yok ederler, öldürürler, satın alırlar, tehdit ederler. Ne yapmak lâzım? Hizmeti yaygınlaştırmak lâzım, herkesin lider olması lâzım. "Tek lider, vazgeçilmez insan..." diye bir şey olmaz. Bakın, Filistinli çocuklarla niye başa çıkamıyorlar? Hepsi lider.”

Bir lidere, tek hocaya, tek ekibe bağladığı bir yığın insanı, böyle üzüm salkımını sapından tutar gibi, istediği yere götürüyor!”

“İslâm'a, Allah'ın emrine tabi olun! Allah'ın dinine hizmet edin! Tek başınıza olsanız da, hakla beraber olun! O zaman İslâm kalkınır; başka türlü kalkınamaz!”

Zor zamanda konuşmak onun için söylenmişti adeta.28 Şubatın darbeci, baskıcı, vesayetçi medya ve güç odaklarına karşı sivil hükümeti, İslam Dergisi Baş Yazılarıyla tek başına savunuyor; “Ben şehit torunuyum, gerekirse bende şehid olurum, milletin sabrını test etmesinler” diyerek adeta meydan okuyordu.

Doksanlı yıllar Türkiye’de siyasi, sosyal ve İslami hareketleri açısından çok tartışılması gereken, bana göre kırılma noktasıdır. İskenderpaşa’nın etrafında oluşan entelektüel birikim, bir huruç hareketiyle başka alanlara tahvil edildi. Siyasi ve kültürel etkinliği değişik vesilelerle tırpanlandı. Fetönün önü açıldı ve Esad Coşan Hoca efendinin yıllardır yazıp çizdiği konular FG’ye altın tepsi içerisinde sunuldu. Maalesef bu iş kardeşler arasında bir kavganın tozu dumanı arasında sessizce yapıldı. Misal zaman gazetesi, teferruatı ehlince malumdur.

Merhum hocamızın mücadelesinin en öne çıkan iki maddesini ben şöyle özetliyorum.

-Tasavvufu; tevhid dairesinde ilmi ve fiili olarak, hem ehlinin, hem muarızlarının verebileceği zarardan korumak için onu bidatlerden temizleyip asıl mecraına, Kuran ve sünnet eksenine oturtmak.

- Asr ı saadetten günümüze sağlam bir köprü kurmak. ’Zamane Müslümanlığı değil, sahabe Müslümanlığı’ derken o ruhu alıp, bu günü yorumlamak. Ya da günün sorunlarını Kuran ve sünnet potasında eritip, Kuran ı Kerimin anlaşılabilir, sünneti seniyyenin yaşanabilir olduğunu göstermek.

Hakkında daha fazla malumat ve yakından tanımak isteyenler için,

www.akradyo.net

www.iskenderpasa.com

www.mecmerkezi.org 

Yorum Ekle
Yorumlar
Harun Aktaş

08.02.2019

Ahmet bey kaleminize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş. Şehid hocamızı bu vesile ile rahmetle anıyoruz.
Ahmet Gürbüz

07.02.2019

Çok teşekkür ederim kıymetli dostlar, khayırla kalın.
Ahmet Turtanak

07.02.2019

Allah razi olsun.hocam bilgilendik.sag ve var olunuz.kaleminizden bal damlalari aksin.
Emrullah

07.02.2019

Allah rahmet eylesin. Rabbim sizin de Kaleminize güç versin.
Fatime

06.02.2019

Allah razı olsun
Mustafa topuz

06.02.2019

Merhaba Ahmet kardeşim, Allah razı olsun, diline ve kalemine sağlık.
M.Ali gercekcioglu

05.02.2019

Allah hocamız rahmet eylesin ahmet beyi tebrik ederim güzel bir yazı olmuş
Yahya ÖZTÜRK

05.02.2019

Tebrikler Ahmet kardeşim. Eline kalemine sağlık.
İLHAN YILDIZ

05.02.2019

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşaallah
Dürümiye / Lezzete Davetiye