AİLEYİ KİM YIKTI: BİZ Mİ, ONLAR MI? (3) - Ataerkil Aileden Modern Aileye Sorunlar ve Çözümler / Mehmet Yaşar Soyalan

10.03.2020

...

3. BÖLÜM

Kur’an’da Evlenme-Boşanma

Kur’an’da evlilik ve boşanma konuları Bakara, Nisa, Nur, Tahrim, Ahzab, Talak, Mumtehine surelerinde çok farklı boyutları ile yer almaktadır. Ayetlerdeki ifadeler kadının ve erkeğin nüzul dönemi gerçekliğindeki yerini, statüsünü detaylı bir şekilde ortaya koyar.

Öncelikle Kur’an’da kadın ve erkeğin rollerinin, görev ve sorumluluklarının nasıl tanımlandığına bakmamız gerekir. Kur’an’daki evlilikle ilgili ifadeler indiği dönemin kadın erkek ilişkilerini hem bireyler bazında hem de toplumsal hayattaki yansımaları bağlamında önemli ölçüde ortaya koymaktadır. Erkeklere yönelik ifadelerle kadınlara yönelik ifadeleri kıyasladığımızda, kadına, dönemin toplumsal gerçekliğinin bir tezahürü olarak erkek üzerinden hitap edilmektedir. Erkek belirleyici bir role, kadın belirlenen, edilgen bir role sahiptir. Erkek, kendisi için kadını seçen, onun için gerekli olanı tayin eden bir otorite konumundadır. Evlenmenin olmazsa olmazı olarak vaz edilen ve kadının hakkı olarak ifade edilen “mihr” konusunda da kadına her hangi bir söz hakkı tanınmamaktadır. Mihr miktarını “örf” ve erkeğin kendisi belirlemektedir. Hem ilgili ayetlerin ifade biçimi hem de ayetlerin içeriğinde, kadın, kocasının veya ailesinin/ babasının veya erkek kardeşinin vesayetinde reşit olma aşamasını henüz tamamlamamış bir şekilde tasvir edilmektedir. Yani erkek “reşit” bir birey, kadın ise başkasının kendi adına karar verdiği vesayet altındaki bir kişilik olarak (erkeği tamamlayan, onun yardımcı bir unsuru gibi) görünmektedir. Kadın çok istisnai olarak sadece birkaç ayette doğrudan muhatap alınmakta ve ona dolaysız olarak hitap edilmektedir. Bunlar da onun toplum içindeki konumundan çok Allah karşısındaki kulluk durumu ile ilgilidir.

Boşanma konusunda da erkek egemen bir yapının mevcudiyetini, temel belirleyicinin erkek olduğunu, Kur’an’ın yer yer yeni düzenlemeler getirdiğini, kadının mağduriyetin o dönem şartlarına göre büyük ölçüde giderildiğini, ancak Kur’an’ın düzenlemelerinin de erkek üzerinden yapıldığını, erkeğin bu konuda da belirleyici rolünün devam ettiğini görüyoruz. Dönem algısının bu konuda da kadını sorunun kaynağı olarak gördüğünü, bu konuların çözüme kavuşturulmasına yönelik bazı düzeltmelerin yapıldığına şahit oluyoruz. Ancak buralarda da erkeğin ayrıcalıklı halinin devam ettirildiğini, örneğin, karısının zina yaptığını iddia eden bir kocanın yeminle dört defa bu duruma şahit olduğunu söylemesi, hukuk önünde olayı gerçek kılabiliyor. (Kadının yemini cezayı askıya aldırsa da kadının zedelenen itibarını geri getiremiyor.) Veya baba hala çocuğun bütün velayet hakkını elinde tutabiliyor, anneyi çocuğunu emzirmekten bile men edebiliyor vs.1

Modern Dönem Etkisi

Ancak 19.yy ile birlikte hem zihinsel gerçeklik hem de toplumsal ve mekânsal gerçeklik değiştiği için temel dini metinlerin bağlayıcılığı da azaldı. Çünkü bu değişim hem toplumdaki kadın algısında hem de kadının toplumsal statüsü ve konumunda değişikliklere neden olmuştu. Toplum süreç içerisinde yeni bir hal aldı. Bir yandan nüfusun büyük bir kesimi şehirlerde yaşamaya başladı bir yandan da köyler, köy olmaktan çıkıp mahallelere dönüştü. Toplum daha karmaşık ve komplike bir hale geldi. Toplumsal ve sınıfsal yapı, hukuk ve kurumlar da bu yeni duruma göre şekillendi. Kadın, şehir hayatı içinde daha görünür oldu, neredeyse hayatın her aşamasında erkeğe ait ayrıcalıklara ortak olmaya başladı. Dolayısıyla kadının toplumda sahip olduğu bu yeni yer, statü ve işlev, ailedeki fonksiyonunu da değiştirdi. Kadın, artık erkeğe ait olduğu varsayılan iktidarın da ortağıydı: hem evdeki hem de ülkedeki iktidarın.

Bu durum klasik ailenin doğasını bozdu. Toplumdaki ekonomik, sosyal ve kültürel değişimlerin de etkisi ile klasik aile ne kadının ne diğer aile üyelerinin taleplerine cevap veremez hale geldi. Gelinen durumdan erkek de kadın da memnun değildi. Erkek iktidarını kaybettiği, kadın tüm çabasına rağmen istediğini elde edemediği için mutsuzdu. Çünkü toplumsal ve mekânsal gerçeklik değişmişti. Bu süreçte “büyük aile” dediğimiz klasik ve ataerkil yapı yeni bir şekle evirildi. “Mikro aile” veya “çekirdek aile” diye ifade edilen, sadece karı ve kocadan veya karı, koca ve çocuğundan/ çocuklarından ibaret anne, baba, kardeş ve yakın akrabaların olmadığı yeni aile modelleri ortaya çıktı.

Ekonomik olarak geri bırakılmış veya modernitenin daha az girdiği yerlerde toplumların ataerkillik özelliği bir ölçüde devam ettiği için aile de ataerkil yapısını o ölçüde sürdürdü. Ancak son yıllardaki teknolojik gelişmeler (okullar, TV, internet, sosyal medya vs) kırsalı da şehre yaklaştırdı. Kırsalda ataerkil olan ile modern olan birlikte yaşanmaya başlandı. Bu toplumlar aslında bir geçiş süreci yaşadıkları, modern duygular ve beklentiler içinde ataerkil olanı yaşamak durumunda kaldıkları için özellikle kadın ve çocuklar eskiye oranla daha farklı mağduriyetler yaşamaktadırlar. . Binyılların birikim ve deneyimi ile kendi denetim mekanizmalarını kuran geleneksel ailenin koruyucu ve denetleyici mekanizmalarının yok olması zayıf halka (kadın ve çocuklar) için hayatı daha da zorlaştırdı.

Kısacası ataerkil ailenin bu genel yapısı ve karakteri, genelde bireyi özelde kadını önemsememesi ve onu aile içinde bir özne olarak kabul etmemesi nedeniyle, 19. yy’dan itibaren beşerî ve aile hukuku kadın-erkek her bireyi eşit kabul ettiği ve toplumsal kurumlar da bu çerçevede şekillendiği için, ataerkil yapılarla modern durum/gerçeklik arasında çatışmalar başladı. Süreç içerisinde ataerkil aile yapısı buralarda ortadan kalktı ve yerini yeni bir aileye, daha doğrusu evlenme biçimine bıraktı. Bu evlenme biçiminde kadın ve erkeğin rolleri yeniden tanımlandı. Ancak bu tanımlar şeklen gerçekleşse de çok zaman kâğıt üstünde kaldı. Çünkü toplumsal kabul aynı hızda gerçekleşmedi ve şuuraltı özellikle de erkek şuuraltısı bunu kabullenmekte zorlandı. Şehirlerde klasik ile modern arasında arabesk bir durum ortaya çıktı. Güçsüz olanın mağduriyeti daha da arttı.

1. Bölüm:

Aileyi Kim Yıktı, Biz mi Onlar mı? - 1 -

Yazı Dizisinin İkinci Bölümü İçin Aşağıdaki Linki Tıklayınız:

2. Bölüm

1 Bknz. Mehmet Yaşar Soyalan, İlahi Vahyin Zamansal ve Toplumsal Gerçekliğe Tekabuliyeti, Yetkin Düşünce Dergisi, s.5, 2018, İstanbul. İlgili makalede konu, ilgili bütün ayetler ve ayetler ile ilgili farklı yorumlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir.

Not: Bu Makale, Yetkin Düşünce Dergisi'nin  (2020  Ocak - Mart ) 9. Sayısında Yayınlanmıştır

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş