15 Aralık 2019 Pazar •

Ahmet Şat: Allah tasavvurundaki sapma ahlaki çöküşü doğurur

19.11.2019

"Tevhidi bilinç, Müslümanın Allah’a mutlak olarak itaat etmesine yol açar. Böylelikle Müslüman Allah’ın her emrini yerine getirilmesi gereken bir ödev, her nehyini de sakınılması gereken bir unsur olarak görür. Onun için tevhid düşüncesi, Müslüman bireyin ahlaki davranmasının arkasındaki gerçek güçtür. Allah’ın olmadığı bir zaman ve mekân olmadığı için, Müslüman her daim ahlaki davranmakla kendini sorumlu hisseder. Böylelikle tevhid bilinci, Müslüman bireyde içkin bir otokontrol mekanizması oluşturur."

Bugün Müslümanların yaşadığı ahlaki sorunlar ve yarattığı tahribatlar bu dinin müntesiplerini çözüm bulmaya zorlamaktadır.  Bunun için -çözüm amaçlı- İslam ahlak felsefesinin hangi temeller üzerine inşa edilmesi gerektiği üzerine fikir birliğinin yakalanması gerekmektedir. İslam ahlakının temelini oluşturan birçok faktör olmasına karşın öncelikli olanın ıskalanması sanırım çözüm konusundaki çabalarımızı sonuçsuz bırakmaktadır.

Tıpkı İslam gibi ahlak felsefemizin de temeli batı felsefesinin aksine tevhid bilincine dayalıdır. Tevhid, insan ile Allah arasındaki ilişkide dengenin yakalanması ve hayatın tabii seyrinde akmasıdır. Yani tevhid; Allah’ın mutlak otoritesini kabul etmek, O’nu aklında ve kalbinde hâkim kılmak; Allah’ı O’nun istediği gibi tanımak/bilgisine vakıf olmak, O’ndan korkmak, O’nu sevmek ve insanı yeniden dirilteceğine yakinen inanmaktır.

Dostoyevski; “Tanrı olmasaydı her şey mubah olurdu” der. Çünkü Allah faktörünü kendi hayatımızdaki denklemden çıkardığımızda yani sosyal hayatımızda yok saydığımızda, ahlaki davranmamızı sağlayan en önemli yaptırım gücünü zayıflatıp zamanla ortadan kaldırmış olmaktayız. Çünkü toplumsal baskı, kanunlar ya da batının ahlak felsefesinde yer alan “ödev bilinci” hiçbir zaman insanın her türlü koşulda ve muhatap farkı gözetmeden ahlaki davranması için yeterli olmayacaktır.

Tevhid, insanın rabbine karşı ortaksız, aracısız ve doğrudan yönelmesini sağlar. İnsanın tüm dileklerini, beklentilerini, acılarını ve kalbini Rabbi ile paylaşması, ona huzur verir. Kendisinden aşkın olan bir varlık ile kurduğu bu temas O’nu içkin bir varlığa dönüştürür. Çünkü tevhid bilinci Allah’ın insanın şah damarından yakın olduğu bilgisini insana aşılar. Böylelikle tüm adımlarını Rabbini düşünerek atar. Ve insan iradesinde bir kontrol mekanizması oluşturur. Böylece O’nun otoritesini aklına ve kalbine hâkim kılar. İnsanı yaratan, öldüren, her şeyi gören, duyan koruyan, merhamet eden ve dualara cevap veren yüce bir varlığın yanında olduğu hissi, insanın kendisini güvende hissetmesine neden olur. Bu güvenin adı kuşkusuz huzurdur.

Tevhidi bilinç, Müslümanın Allah’a mutlak olarak itaat etmesine yol açar. Böylelikle Müslüman Allah’ın her emrini yerine getirilmesi gereken bir ödev, her nehyini de sakınılması gereken bir unsur olarak görür. Onun için tevhid düşüncesi, Müslüman bireyin ahlaki davranmasının arkasındaki gerçek güçtür. Allah’ın olmadığı bir zaman ve mekân olmadığı için, Müslüman her daim ahlaki davranmakla kendini sorumlu hisseder. Böylelikle tevhid bilinci, Müslüman bireyde içkin bir otokontrol mekanizması oluşturur.

Ahlak, varlığı itibari ile insanın ontolojik yapısının üzerine inşa edildiği değerler ve eylemlerdir. Yani istemli ya da istemsiz her davranış, iradenin özgürce kullanımı neticesinde, insandan bir parçadır.  Ve buna din dilinde ahlak diyoruz. Bu sebeple insana ilham edilen takva ve fücur bağlamında; her güzel ahlaki eylem, tercihin ilahi olandan yana kullanımını, her kötü ahlaki eylem de, bu tercihin şeytandan yana kullanımını temsil eder. Allah faktörü, tercihin takvadan ve güzel ahlaktan yana kullanılmasını ve sorumluluk bilinciyle hareket edilmesini sağlar. Hayatın her alanında gizli veya açık demeden Allah’ın mutlak varlığına ve otoritesine karşı duyulan saygı, sevgi ve korku, ahlaki davranışların güzel olandan yana bir ödev bilinciyle yerine getirilmesini sağlar. Bu anlarda sadece Allah’ın insanı gözettiğine dair mutlak inanç etkili olur. Bu inanç ne toplumun ne de kanunun yaptırım gücüne asla benzemez.

Bu sebeple ahlaki yozlaşmanın olduğu her yerde mutlaka tevhid düşüncesinden az ya da çok bir sapmanın olduğu görülür. Ahlaki yozlaşmanın önüne geçilmesi yani toplumun ıslahı için ahlaki davranışlardan önce, yeniden tevhid bilincinin aşılanması ve inşası gerekmektedir. Çünkü ahlaki bilincin temeli Allah inancıdır. Tevhid düşüncesinin toplumda gerektiği gibi oluşturulması ile güzel ahlak vicdanın baskısıyla yeniden teşekkül ederek yaygınlık kazanacaktır. Bu amaçla İslam’ın toplum tasavvuru olan “ahlak temelinde bir toplum” inşasının öncelikli hedefi tevhidtir. Birey ya da topluma tevhid bilincinin kazandırılması ile ahlak toplumda peşi sıra yaygın bir kültür halini alacaktır. Allah’ın üçün dördüncüsü, dördün beşincisi olduğu (58/7) bilinci kalbe yerleşmesi durumunda, hiçbir Müslümanın ahlak yasalarını çiğnemesi mümkün olamayacaktır. “Allah şuanda benimle birlikte” diyen bir Müslüman, Allah’a karşı duyduğu edep nedeniyle günaha tevessül edemez. Allah’ın hemen onun yanında olduğu hissiyatı, Müslüman bireyde doğal bir kontrol mekanizması oluşturacaktır.

Bugün halkı Müslüman olan birçok ülkede yaşanan ahlaki erozyonun sebebi, tevhid bilincinin zayıflamış olmasıdır. Allaha iman edildiği ve Müslüman olduğunu ikrar ettiği halde halkın ahlaki değerlere karşı bu kadar kayıtsız kalmasının sebebi budur. Halkı Müslüman olan ülkelerde bu kadar çok ahlaksızlığın yaşanması üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Kur’an aramızda bir bilgi kaynağı olarak dururken, Müslümanların çok rahat bir şekilde her türlü ahlaki kötülüğü (yalan, hırsızlık, cinayet, emanete ihanet… vs.) yapması ibret vericidir. Acı olan insanların bu ahlaksızlıkları yapmakla birlikte ibadetlerini aksatmamasıdır. Öyleyse bu durumun nedeni bilgi eksikliği değil, sosyal hayatta bulundukları her davranışta Allah’ın otoritesinin zayıflamış olmasıdır. İlahi otorite vicdanlarda varlığını yitirdiğinde insanın ahlaki davranmasının gerekçesi de yok olur. Ve insanın vicdanında bu otoritenin tesisi ancak tevhid bilinciyle gerçekleşir.  Eğer toplumda tevhidden sapma yaşanırsa, toplum önce ahlaki olarak çöküşe uğrar. Çünkü tevhidi bilincin oluşturduğu Allah tasavvurundaki sapma, insanın kontrol mekanizmasını yitirmesini sağlar. Böylece nefis kontrol edilmemenin verdiği özgüven ile günaha tevessül eder. Allah’ın varlığına karşı duyulan hissiyat ise Müslümanlar için her daim en güçlü kontrol mekanizması olmuştur. Kamu ya da kanunlar vasıtasıyla oluşturulan mekanizmalar ise hiçbir zaman Allah’a duyulan haşyet kadar etkili olamamıştır.

Tevhid bilinci, vicdan üzerinde yaptırım gücüne sahiptir. Bu bilincin yitirilmesi, vicdanı işlevsiz kılar. Bu da sorumsuz-sınırsız bir ahlaki yaşamı insana/Müslümana dayatır.

Tevhid,  tüm davranışlara bir zarafet, sevgi, merhamet, adalet ve en önemlisi vicdan katar. Oysa toplumsal baskı ve kanunların baskısıyla yapılacak eylemlerde bu unsurlar izale edilmiş olacaktır. Çünkü ancak vicdanın etkisiyle yapılan ahlaki davranışlarda bu ruhun yakalanması mümkündür. Sadece korku veya ayıplanma endişesiyle yapılan eylemler -bu yaptırımların geçerli olmadığı anlarda- yerini sınırsız bir özgürlüğe ve sapmaya terk edecektir. Zaten hiçbir kanuni güç ahlaki değerleri inşa edebilecek güce/donanıma sahip değildir. Örneğin hiçbir beşeri kanun insanı yalan söylemekten alıkoyamaz. Elindekini bir başkası ile paylaşmaya yöneltemez. Ya da susayan bir hayvanın susuzluğunu gideremez. Bunların tümü vicdanın emriyle yapılan eylemlerdir. İşte Allah bu vicdanı var eden ve harekete geçiren yegâne güçtür. Seküler mantıkla Allah’ın sosyal yaşamda yok sayıldığı her alanda, vicdan yaptırım gücünü kaybetmektedir. Çünkü Allah faktörü olmayan bir “vicdani baskı”nın sürdürülebilir olma şansı da yoktur. Ya da uhrevi akıbetin yok sayıldığı bir hayatta, insanın kendi çıkarı dışında hareket etmesini beklemek fazlasıyla iyimserlik olur.

Sonuç olarak her dinin bir Tanrı tasavvuru vardır. Ve bu tasavvur tanrının varlığı ve yokluğu ile ilgili değil, hayatın neresinde olduğu ile ilgilidir. Soyut ve hayata müdahil olmayan tanrı tasavvurları –müşrik inanç sistemlerinde olduğu gibi- yaptırım güçlerini kaybeder ve kötü ahlak yaygın bir kültür halini alır. İslam’ın Allah tasavvuru ise tevhide dayalıdır ve hayatın her alanında aktif ve hayata dokunan bir varlıktır. Bu bilinç her davranışta Allah’ın hesaba katılması gerektiğini öğretir. Allah her yerde ise Allah’a rağmen ya da O’nu yok sayan bir davranışın varlığı kabul edilemez. Yakini bir imana sahip bu bilinç, ahiret yani yeniden diriliş inancı ile birleştiğinde, Müslümanın tüm davranışlarını kontrol altına alacak kadar güçlü bir yaptırım gücüne dönüşür. Her davranışın Allah tarafından kontrol edildiği bilincine sahip olan birey, ahlaki sınırları ihlal etmeden yaşamayı bir alışkanlık haline getirir. Bu otokontrol sistemi sayesinde, İslam’ın idealize ettiği ahlak temelindeki toplumun inşası mümkün hale gelir.

Ahmet ŞAT - Her Taraf Haber

Yorum Ekle
Yorumlar
Henüz Yorum Eklenmemiş
Enti Halı / Makina halıcılığında ÖNCÜ