28 Şubat Kurtlarının Dişleri Ensemizde Dururken, Çakallara Af Promosyonu / Mehmet Yavuz AY

29.09.2018

İnsanı yaralı, toplumu parçalı, devleti yabancı güzel/suskun/yorgun, acıları dinmeyen ülkemizde en çok dile gelen sözcük adâlettir.

Adâlet: Lâf olsun diye çiğnenecek bir sakız değildir, ikiyüzlülüğü kaldırmaz, bizimki-öteki ayrımını kabul etmez, bireyin/toplumun can, mal, nesil emniyetini tehdit ve talan eden çakallara göz yummaz…

Cumhuriyet tarihinde uzun yıllar devlete egemen olan rejim gücünün günah defterlerinin hızla arttığını gördük. Etnik, mezhebi, ideolojik farklılıklara saygı duymayı önceleyen bir irade, çok nadir zamanlarda olageldi.

Askerî vesayet sisteminden güç alan Kemalist irade, bilahare FETÖ yapılanmasının egemenliğindeki iradenin oluşturduğu istihbarat ve güvenlik bürokrasisi arşivi, insanımıza/topluma büyük bedeller ödetti, ödetmeye devam ediyor.

Özellikle 12 Eylül darbe döneminden bu yana, toplumun farklı kesimlerinin maruz kaldığı baskılar, tutuklamalar, işkenceler, faili belli infazlar… Detaylar buraya sığmaz.

Sırası gelen kesimlerin bol bol dayak yediği, görece bir huzur ortamı varsa rejim güçlerinin kriminal olaylar tertip ettiği, farklı yapıları birbirine karşı kışkırttığı hepimizce malumdur.

Altı yüzyıl İslâm belde ve toplumlarının koruyucu şemsiyesi olmuş Osmanlı İmparatorluğundan; İslâm’ı tehdit olarak gören Batıyla aynı çizgiye getirilmiş devlet aklının öncülüğünde Cumhuriyet Türkiye’sine nasıl gelinmiştir?

Bilinçli beslenmiş sağ-sol, alevî-sünni çatışmaları binlerce gencimizin hayatına mal olmuş, aileler de büyük bedeller ödemiştir.

28 Şubat darbesinde oklar dindar, muhafazakâr kesimlere yönelmiştir.

Üniversitelerde başörtü yasağı ile başlayan, sosyal hayatın tüm katmanlarına sirayet ettirilen uygulamalarla:

Kız öğrenciler okullarından atılmış, direnenler polis şiddetinden tutuklanmaya kadar bir seri hukuksuzluğa maruz kalmıştır.

Öğretmenler, diğer memur hanımlar, dindar subay/astsubaylar, askerî öğrenciler işlerinden atılmışlardır.

28 Şubat mağdurlarının sıkıntıları giderilmeden, genel hatlarıyla insanlara karşı suç işlemiş mahkûmların af ya da ceza indirimi rüzgârı estirilmektedir. Kişilere karşı işlenmiş suçların faillerini affetmek, kötülüğü ödüllendirmektir. Yine öldür, yine çal, yine gasp et, yine uyuşturucu sat, adam kaçır, kadın ticareti yap denmekte değil midir?

Bir af tasarısı gündeme gelecekse şiddete bulaşmamış, kriminal davası olmayan siyasî suçlu ve ağır hasta mahkûmları içine alacak bir çalışma olmalıdır.

Yukarda kısmen değindiğimiz tasfiyelerin yanında öyle bir haksızlık var ki, iç acıtıcı, ciğer parçalayıcı. Altı yüzün üzerinde, uydurma örgüt isimleriyle müebbet cezaya mahkûm edilmiş dindar Müslümanlar.

Siz hiç ömrünün baharında 18 yaşında, ansızın bir gece vakti evi basılan, aşağılanma, dayak, küfür, işkenceye maruz bırakılan, örgüt üyeliği isnadıyla eşi gözaltına alınıp müebbet hapis cezası verilen bir gelin, bir genç kız, bir insan tanıdınız mı? Elimde o genç gelinin, Emine Erdoğan’a yazılmış ama gönderilmemiş mektubu var. O mektuptan satırlar sunuyorum:

“Sene 1994. Eşim 23 ben 18’indeyim. Bir Haziran gecesi saat 02 gibi. Yeni evli sayılırız. Ne olduğunu bile anlamadan, bir sürü polis kapımızı baltalarla kırarak içeriye giriyor. Yüzüstü yatırıyorlar bizi. Evin içinde dualarla karışık çığlıklarım, eşimin kafasına, vücuduna aralıksız inen kalaşnikof dipçikleri, tekmelerin yankılanan sesi. Ağıza alınmayacak her türlüsünden küfür ve her hatırladığımda nefesimi kesen, boğazımda bir yumruya dönüşen eziyet ve iğrençlikler…

Eşim götüreli yirmi üç yıl oldu. Onu, senaryolarla işkencelerle gözleri kapalı imzalattıkları bir sürü suçu dayatarak zindana, bizi de ondan pek de farklı sayılmayacak bir hayatın orta yerinde hasret kuyusuna attılar.

(…) Nerede ise çeyrek asırdır içimdeki mevsim döngüsünün baharında zoraki yetiştirdiğim ve bin emekle diri tutmaya çalıştığım hayallerimi ve ümitlerimi, hızla geçen yılların hazanlarının nasıl hunharca soldurduğunu, yolup yolup ömrümün kıyılarına fırlattığını anlatabilseydim. Hiç yaşamadığım gelinliğimi, kadınlığımı belki de hiçbir zaman sahip olamayacağım çocuklarımı, elimden kayıp giden anneliğimi ve siyahlığının bile farkına varmadan beyazlayan saçlarımı.

Çektiğimiz hasretleri, yalnız bırakılmışlıkları, acıları, eziyetleri, zulümleri, yoksunlukları, yoksullukları ve dahi açlıkları. Ölümün eşiğinden döndüğümüz cezaevi yollarını. Parasızlıktan gidemediğimiz görüş günlerini, yolumuzu gözleyen Yusuflarımızı. (…) Zemheri soğuklarda cezaevi kapılarında sırada bekleyip tirtir titreyen yeni gelinleri, burnundan kan atan çocukları, hep nemli bakan anaları ve bu hasretle göçüp gidenleri anlatsam… Acaba sizin de yüreğiniz titrer mi? Bizim içimizdeki kordan oraya da düşer mi ki?

(…) Yani demem şu ki, maalesef Dicle’nin kıyısında kurtlar yüzlerce kuzuyu yedi. Hâlâ kanlı ağızlarıyla dolaşmaktalar. Bedenlerimizde, hayatlarımızda, kariyerimizde onların diş izleri duruyor.

(…) Biz zayıf bırakılmış ve zulme uğramış kardeşlerinizin ve halkınızın sizlerden isteği güçlü bir erkeğin ve liderin yanında bir vakit bu haksızlıkları bizzat yaşamış, kendisi ile bu meşakkatli yola baş koymuş eşi olarak Yusufilerin eşlerinin, annelerinin, çocuklarının, kardeşlerinin seslerine ses olmanız ve kırık ve yaralı kanatlarına bir anne dokunuşuyla değmenizdir.” (N. Ç.)

Vesayetçi, darbeci, FETÖ’cü polis, yargı ve istihbarat arşiviyle verilen cezalar derhal iptal edilmeli.

Ömrünün baharını yazını hapiste geçiren, birçoğu ölümcül hasta 28 Şubat mahkûmları, sonbahar kavşağında hiç olmazsa aileleriyle birlikte olabilmeli.

Diğer 28 Şubat mağdurlarının görmezlikten gelinen hakları da iade edilmelidir.

Adalet ve Kalkınma  Partisi iktidarı, isminin gereğini vakit geçirmeden yapmalı, yüzünü 15 Temmuz darbe girişimine geçit vermeyen, yeni Türkiye’yi vesayetçi, darbeci, ulusalcı kadrolardan kurtaran kısık sesli Müslüman Anadolu Milletine dönmelidir.

 

29.09.2018, Kardelen; Ankara

Mehmet Yavuz AY

 

Yorum Ekle
Yorumlar
Yahya ÖZTÜRK

27.10.2018

Tebrikler.
Elmas Şahin

18.10.2018

Ne kadar zor bu zamanda korkmadan gerçeği haykırabilmek doğrunun yanında olabilmek.O günleri yaşayan ben ve o günlerin acısının sürdüğü insanlar.Utandım...Biyerlerde hala bu acıları yaşayanlar olduğu için utandım.İyi ki taşıdınız kaleminize çekilen acıları yaşanılan hayatı.Evet imtihan.Ama söz bitti.İyi ki ALLAH var.İyi ki ALLAH yar.
Cengiz şahin

02.10.2018

Elinize kaleminize sağlık süper bir yazı
Mahmut kaplan

02.10.2018

Allah mazlumlarin hakini müstekbirlere birakmasin inşallah
Mustafa Sırçak

01.10.2018

Adalet sadece iktidar yanlılarına ..... RABBİM Yar ve yardımcıları olsun İNŞAALLAH
Ali Hacıoğlu

01.10.2018

Bu mektubu okumak bile insanın nefesini kesiyor.İyi ki Mahkeme-i Kübra var...Ya O olmasaydı....
ahmet kılıç

30.09.2018

İnşaallah bu magdur olan kardeşlerimizin magduriyetleri biran evvel bitirilmeli sizlerden allah razı olsun abi selam olsun mazlumlara
Hüseyin Çolak

30.09.2018

Allah bir toplum kendini değiştir medikce değiştirmez ayeti ni şöyle algılamıştım 1000 yıl sürer demişlerdi adaletsizlik ,yolsuzluk diz boyuydu toplum kendini değiştirince 1000 yıl gerçekten sürecek şey 10 yıl sürdü. Ak parti iktidarı hesabı kitabı iyi yapacak adalet terazisini ortaya koyacak tartacak ve buna göre hükmü verecek bir ekip kuracak 300 bin 500 bin dosyayı tekrar gözden geçirecek yeterki adalet sağlansın buna rağmen % 100 sağlanır mı adalet sanmam orda mağdur olan olabilir çünkü gerçek adaleti yalnız ve yalnız olan Allah sağlar hayat tek ve bütündür dünya hayatı ahiret hayatının bir parçası olduğu için onun mükafatı olacaktır önemli olan adaleti en iyi şekild e elimizden gelerek tartmak yoksa bu toplum değişir Muaviye ler gelir Yezit ler gelir biz Hz Ömerlerin Habeşilerin adaletini istiyoruz yapılan hareket halkın memnuniyeti değil hakkın memnuniyeti olsun buda ADALET ve onun yolu kaleminize sağlık Allah nice böyle güzel yazılar yazdırsın
Hüseyin Çolak

30.09.2018

Hidayet Çelik bey FETÖ mağdurları (suçsuz masum benimde çok tanıdığım var ) bunlarla ilgili yazarın yazıları vardı gözden kaçır mışsınız sanırım.
Aydın Yalcın

30.09.2018

Çok güzel bir yazı Tebrik ediyorum
yılmaz taşova

30.09.2018

Zulüm haklının hakkını gasp etmektir. En kötüsü de hürriyetini gasp etmektir ve bunun devam etmesi en az bu zulüm kadar zalimliktir. 12 eylül 28 şubat gibi hatta 15 temmuz gibi darbe veya girişimlerinde oldubittiye getirilerek hakim güçler tarafından yeterli delil ve yatgılama yapılmadan mahküm edilmiş insanların varlığı ve sessiz çığĺığı duymazdan gelinirse adalet güvenilirliğini kaybeder. Kalemine sağlık gerçek mağdurlar bunlar. Eğitim hakkı elonden alınanlar, hürriyetini, işini, çoluk çocuğunu, istikbalini velhasıl herşeyini kaybeden insanlara sahip çıkılmalı ve onlarınhapiste daha fazla zulme maruz kalmalarına rıaza gösterilmemeli.
Emre Taşdelen

29.09.2018

Mektubu dün youtube da dinlemiştim.. Boğazım düğümlendi.. Gündemde tutmanız ve gündeme getirmeniz , mazlumun yanında olmanız geleceğe olan kaygılarımızı bir nebze olsun hafifletiyor.Bu ve benzeri mağduriyetler giderilmedikçe, mazlumların ahı bizleri tutar. Zira "Mazlumun bedduasından korkunuz"
Mehmet Ali Öner

29.09.2018

"devlet" istedi diye bugün bunu yapan, af çıkaran; iki gün sonra ne yapar mechul! Döndük mü yani şimdi 90'lara?
Hidayet ÇELİK

29.09.2018

Türkiye'de yaşanagelen hukuksuzluğun oluşturduğu mağduriyetler hakkındaki görüşlerinize katılsam da, dilegetirilen mağduriyetler yönünden eksik buldum. 15 Temmuzdan sonra da çok büyük mağduriyetler yaşandığı ve yaşanmaya devam ettiğini sanırım vicdan sahibi hiç kimse yatsıyamaz. Darbeyi fiilen planlayan ve icraya koyan, içinde yer alanlar dışında kalan çok büyük bir kitlenin darbe ve terör örgütü ile hiçbir ilgisi olmadığı halde işlerinden oldular, zindanlarda çürümekteler. Onlar, "Allah bizi affetsin. Yanılmışım" dese de, kimse dikkate bile almadı. Toplumun belki de bir kaç nesilde ancak unutabileceği, izlerinin silinebileceği büyük bir travma içinde hala. Bu alan başka bir yazının konusu mu olacak, bilmiyorum. Eğer değilse, birkaç satırla da olsa değilmemesi eksiklik diye düşünüyorum. Afla ilgili ise, kula karşı işlenen suçu kul affedebilir. Bu ne dini inancımıza ne de vicdana sığar, Yaklaşık 30 yıl cezaevinde çalışan biri olarak, "kader kurbanı" denecek mahkum sayısının ortlama yüzde 2-5 arasında olduğunu söyleyebilirim. Hele ki, şu anki af tasarısında bulunan gasp, hırsızlık, uyuşturucu suçlularının çok büyük çoğunluğu mükerrer şuçludurlar ve tahliyeden çok kısa sonra tekrar yeni bir suç işleyerek cezaevine gireceklerdir.
Metin ARTUT

29.09.2018

Teşekkürler.
Omer Nasuhi

29.09.2018

Maalesef 28 şubat ve benzeri hukuksuz uygulamalar yüzünden onbinlerce insan mağdur. Her kes kendi derdine yanıyor. Hak ve adaleti herkes için istemedikçe adam olamayız. Bize dokununca cıyak cıyak bağırırken, gözümüzün önünde bizden olmayan nice insanlara ne işkenceler ve ne zulümler yapıldı da bir çok insan sadece bakakaldılar. Akıbet ortak, zulüm herkesi kuşattı.
Yahya ÖZTÜRK

29.09.2018

Taş gediğine tam olarak oturmuş.Daha söylenebilecek bir çok sözün gırtlağının hançeresinde kaldığını biliyor ve hissediyorum.Olsun.Varsın özeti söylensin.Memleket tabiriyle sözün tamamının kimlere söyleneceği malûm.Selam ile gözlerinden öpüyorum canım kardeşim.
Erhan Aydoslu

29.09.2018

Her zaman ki gibi çok güzel tesbit edilmiş. 15 temmuzda zulüme baş kaldıranlar da, 28 Şubat'ta zalime boyun eğmeyenler bu vatan için çok kıymetlidir.
Mahmut AY

29.09.2018

Katılıyorum,af konusu iyi irdelenmesi.
Ramazan Yelken

29.09.2018

Teşekkürler sayın Ay.
NewsBox
Ford Servis / Oto Çiftel
Dürümiye / Lezzete Davetiye